şükela:  tümü | bugün
  • ahmet kaya'nın 'beni vur' şarkısında herkesin bazen hissettiği bir dizedir. sezen aksu'nun git diyerek başlayan gitme dur dizesi gibi. 'beni onlara verme'

    beni vur.... beni onlara verme
    külümü al uzak yollara savur
    dağılsın dağlara dağılsın, .....
  • tarık tufan'ın yeni kitabı.
  • biraz sakin ve sanki olmamış mı acaba diye başlanan ama ilerledikçe güzelleşen hikâyelerden örülü bir tarık tufan kitabı.

    edit: sonlarına doğru tekrar galiba olmamış diyorsunuz.
  • 2-3 hikaye okuduktan sonra insanin icine öküz oturmasina neden olan kitap. kendisi bile farketmis de, kendi kendine "bir kere de mutlu bitsin şu hikayelerin sonu diyenlere ne diyecegim?" diye sormuş. ama olsun yine o kendi üslubuyla cok güzel şeyler anlatmış.

    --- spoiler ---

    kuyular var,derin ve fakat ben yusuf degilim. yusuf olmayinca her kuyu derin insan icin.
    --- spoiler ---
  • geçenlerde yine iş değiştireyim dedim. piyasa kapalı dediler. darbe dediler. inşaatta kuş uçmuyor dediler. dinlemedim. bastım istifayı!
    şaka şaka, iş bulmadan ayrılmamayı geçen yıl bir insan kaynakları yöneticisinden öğrendim. kadın "madem ayrılacağınızı bildirdiniz, o zaman oradaki şartların benzerini burada talep edemeyebilirsiniz" gibi bir şey söylemişti. "doğru diyorsun bebeğim" dedim ve 15.günde bulduğum başka bir işle oradan da ayrıldım.

    neyse aslında uzun süreli çalışmaların adamıyım. ama kafama göre patron bulamıyordum. neyse ki, yeni patronumu çok seviyorum. ayrı bir entaride nasıl tanıştığımızı uzun uzun anlatabilirim.

    konu kitap: beni onlara verme.

    iş arayış sürecimde, birisi bana taksimdeki tarlabaşının kentsel dönüşüm projesinden bahsetti. gittim adamlarla görüşmeye. ordan burdan, projeden konuştukça samimiyetimiz arttı. projenin özelliği de çok cezbetti beni. dediler ki, "sen bir daha gel, sahayı gezdirelim sana".

    bir hafta sonra gidip sahayı gezdim. muazzam bir çalışma var. tam bir sosyal sorumluluk projesi. 1800'lü yıllardan kalma tarihi binalar var. bölgenin dokusunu koruyabilmek için, binaların gerekli bir kısmını yıkıyor, bir kısmını ise askıya alıp, yenisine monte ediyorlar yapılınca. mesela duvar kaplamasının altından sanat eseri çıkıyor. hop işi durdurup, sanat eserini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. her yer eski kokuyor. boşaltılan eski binalarda, gidenlerin bıraktığı hikayeler var. ahşap gıcırtılarında, yüksek tavanların tual kaplamalarında, kapıların yarı bozuk kulplarında, giderken balkon demirlerinden alınmaya gerek görülmemiş çullarda. her yerde bir hikaye, insan kendi kendine yazıyor. orayı sanki hiç terketmeyecekmiş gibi, son dakika yapılmış, eski doku ile bir türlü yakıştırılamayan yeni tadilatlar, tarihi binaya yapılmış pvc penceler; insana bir şantiye alanında değil de sanki bir kitabın sayfaları arasında yürüyor gibi hissettiriyordu.

    iş tekliflerini, yine uzunca ve daldan dala atlayan bir yazıya konu olacak bir sebepten ötürü kabul etmedim. fakat oraya gittiğim günden beri, ara ara açıp fotoğraflara bakıyordum. kendime yeni hikayeler yazıyor, görmediğim başka detaylar var mı diye kontrol ediyordum.

    ne diyorduk: konu kitap.

    geçenlerde eşim bana hediye etti tarık tufan'ın bu hüzün defterini. ilk başta çok beğenmedim açıkçası. sanki kurgu basit gibi, zorlama edebiyat gibi geldi. ikinci hikayede ise sanki misafirliğe gittiğim evin kokusuna alışmak gibi bir şey oldu. kendimi kitabın içine düşmüş buldum. yüreğim her hikayede parçalandı. gece rüyamda oradaki karakterleri, altını çizdiğim acıları gördüm.
    kitabın ortalarından sonra ise daha devam edemedim. kusura bakma tarık abi. belki, başka kış devam edeceğim.
    en azından, baharda keyfimiz yerinde olsun. bırak bari, şu güneşli yaz günlerinde biraz gülümseyelim.

    ha bir de; buldum o saha gezisinde içinde gezdiğimin hangi kitap olduğunu.
    teşekkürler.
  • aklıma nedense "birini ittiysen kime tutunduğuyla ilgilenmeyeceksin." sözünü getiren başlık.

    bir de beni vur adlı şarkı geldi.

    kitabı da okuruz en kısa sürede.
  • anlatmaya başlamadan evvel diye önsöz yazmış tarık tufan kitabına. diyor ki bütün bunları anlatmamın altında yatan tek bir sebep var aslında.
    "hikayelerin bir yerine iliştirdiğin yaralarını göstermek ve birilerinin "çok mu acıyor ? " diye içten bir merhametle sormasını beklemek. bir annenin çocuğunun kanayan yerini öpmesi kadar içten.

    en sevdiğim yazarlardan biri olmasının sebebi belki de aynı duyguyu yaşıyor oluşumuz.
  • "mel gibson da yaşlanmış, geçen gün gördüm. rocky bile yaşlanmış. gencecik adamdı, hatırlıyorum; philadelphia'nın arka sokaklarında serserilik yapıyordu. adrian'ın peşinde dolanıyordu bir de. o zamanlar çok güzeldi, sonra bozuldu. abisi yaramaz bir herif ama adrian iyi kız. allah var, iyi kız."
    melankolinin dibine vurmuş bir tarık tufan kitabı. güzel kitap. allah var, güzel kitap.
  • tarık tufan'ın kırk adet öykü içeren, profilkitap'tan çıkan 4. baskısından okuduğum 245 sayfa içeren ve aynı zamanda yazarla tanışmamı sağlayan ilk kitabıdır. kitaptaki hikayelerin çoğu gerçekten güzel hikayeler, bir mahalle dolusu insanın hikayelerini anlatıyor, çoğu uydurma da olsa o hikayelerin gerçek olmasını istiyorsunuz, mesela kitabın sonuna doğru yazarın "yine gel" dediği şarkıcı kadının kim olduğunu merak ediyorsunuz, ya da 1984 türkiye güzeli kim onu da merak ediyorsunuz. ancak bazı hikayeler tema olarak birbirinin çok aynısı gibi tat bırakıyor ağzınızda. ben yazarı tanımıyordum, meğer islamcı çizgideymiş, keşke çizgisine değinse de gözlere sokmasaydı kitabında.

    yine de ilk kez okuduğum bir yazar için fazlasıyla güzel bir kitap, bir sonraki ayda kitap siparişimde bir kitabı daha olacak yazarın.

    özellikle 29. sayfadaki cüret hikayesi bana çok dokundu, söylemeden geçemeçeyceğim.
    kitapta ben okuduktan sonra kalan fosforlu kısımlar ise aşağıdaki gibi.

    "herkesin hicreti niyet ettiğinedir" (syf. 10)

    "bir kadına duyduğun sevgi arttıkça yüzüne doğrudan bakabilme gücün azalır; gerçek aşıklar ölmemek için uzaktan bakarlar. zaten aşktan ölecek hale geldiklerinde, sevgilinin yüzüne bir kez doğrudan bakmaları yeterli olur" (syf.17)

    "bir kadını gerçekten sevmişsen kalbinden başka hiçbir şeyin kalmamıştır; aşk, evvela aklından başlayıp ne var ne yok her şeyini birer birer terk ettiğin uzunca bir yoldur." (syf. 20)

    "mehmet ali'ye kalsa, önce kendisine yetecek kadar maaş alabileceği, sosyal güvencesi sağlam, kurumsal yapısı güçlü, kariyer imkanları sağlayan bir şirkette iş bulmak, bir süre çalışıp para biriktirdikten sonra, ana babasına yük olmadan mütevazi bir bir düğün yaparak helal süt emmiş bir kızla aile kurmak ve nihayetinde çoluk çocuğa karışmak isterdi ama tertemiz kalbi bu sıradan hayallerle yetinmedi ve o ana kadar gördüğü en güzel kıza aşık olmaya cüret etti." (syf.29)

    "gece uyuyamayan bir adamın gözkapakları arasında muhtemelen bir kadın sıkışıp kalmıştır" (syf. 61)

    "insanın yazdıklarını merak ettiğini söyleyen güzel bir kadınla karşılaştığında, yazdığı her kelimeyi göstermek gibi karşı konulmaz bir istek duyuyordu" (syf. 228)