arvo

  • 11323
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

18 mayıs 1994 milan barcelona maçı

memleketteki milan fanatiklerinin hâlâ gözlerini dolduran karşılaşma. 10 sene evvel de olsa, unutmak ne mümkün. ertesi gün almanca sınavım vardı. kasmışım maça kadar bitirecem diye, hatta bir gün evvelden başlamışız hususla ilgilenmeye. bir de çerez vardı sanki yanında yalnız çıkaramadım. çerez olmasındandır, yoksa fil adamların pek birşey unuttukları vaki değildir. en fazla analarının doğumgününü unuturlar canım. onun dışındaki bütün detayları hatırlamak varlık sebepleridir.
elimizde almanca defteri, sağımızda o zamanlar hayatta olan canım kediciğim zülküf televizyonun karşısında kurulmuşuz, maçı bekliyoruz. can, canana karşıydı o maçta. yani rakibin barca olması her ne kadar beni buruklaştırdıysa da, milanımdan koparamadı. malum barca gönlümüzün sıralamasında madalya alamıyor. memleketimizde tuttuğumuzun marşını dinlesek de, milan ile liverpool gümüş madalyayı paylaşıyorlar. bu ahvalde milan'ı tutuyor lakin bir kaza ihtimalinde de mutlu ayrılacağız tvnin başından; çocuğuz tabii, tesellimiz bol. maçın normal süresinde bitmesi en büyük arzumuz. rötuşlarla ilgilenecez, alamanca öğreniceğiz...
maç başladı. ilk düdükle beraber ben almanca'ya gömüldüm. malum maçların başı ders çalışmak için idealdir; takımlar birbirlerini tartacak, orta sahada fauller yapılacak. hakkaten aheste çekiyorlardı kürekleri. derken milan tarihinin bence en anlaşılamamış ismi, müzmin yedeği ve duygusuz gol makinası olan massaro maça damgasını vurmuştu. şimdi grenoli trio'nun süper starı gunnar nordahl varken veyahut üstad-ı muhterem marco van basten nereden buyurdu bu satırların yazarı bunu demeyin. massaro, yedek başlar, çıkar golünü çakardı, lale devrinde. sonra marco sakatlandı, danielle sazı eline aldı. ikinci keman bile olamayan, baktık birinci keman olmuş, tınıda bir değişiklik olmamıştı, massaro gol olup yağmıştı. tuhaf topa vurma tarzı, zubi'ye salvador dali'yi anımsatsa gerek zira, gol olduktan sonra ayıp olmasın diye yere atlıyordu barcanın file bekçisi. devre arası almanca çalışmak için leziz bir zaman dilimi idi. ikinci yarı başlaması ile birlikte derken o an geldi. dejan saviçeviç sağ çarpazdan o marka olmuş sol ayağı ile topa enfes dokundu. zubi'nin topu kurtarmak için yaptığı jimnastik hareketini 16 yaşındaki bayan cimnastikçiler anca yapıyorlar. nafileydi ve muhteşem bir gol seyretmiştik. bendeniz almanca'yı o anda sabaha havale etmiştim. böyle bir golün üzerine keyiflenmemek mümkün değildi. anneme seyrettirmeye bile kalktım ancak kendisi marco van basten'in göteborg maçında atmış olduğu röveşata golünden beri antremanlı olduğundan usta bir hareketle bana çalım atmıştı. neyse maç devam ediyordu ve barcam için üzülmeye başlamıştım. çok geçmeden o takımın en kazma ayağı olarak görülen marcel desailly ileri fırlamıştı. gözümü kırpmamdan evvel verkaç yaptı, tekrar açtığımda ise zubi ile karşı karşıya kalmıştı. o topa sağ ayak içi ile evladım öyle bir asılmıştı ki, bunu da heyecanına verdim, filelerden "eh be güzelim" diye bir feryat yükselmişti sanki. capello kurt hocadır, kadroda yer alan 30 kişiye şut çalıştırsa da, marcel bir istisna olabilir. o günlerinde çok sert bir oyuncu idi, hatırlarsınız. topu patlatmaması için salık verilirdi kendisine. maçın bundan sonrası bendenizin duaları ile geçti. bir gol daha olsa üzülecektik. barca idi söz konusu, mahşerin dört atlısından herhangi biri olsa zil takıp, oynardık bir de üstüne. milan canavar gibi oynamıştı o gün. asası ile rakibinin kafasını ezmişti. ürkütmüştü bizleri. çok geçmeden milan, her imparatorluk gibi, duraklama dönemine girecekti. bense mutlu bir şekilde saati kurmuş ve sabahın köründe almanca'ya geri dönmüştüm...

devamını okuyayım »
11.05.2004 10:41