arvo

  • 11323
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

8 aralık 1993 werder bremen anderlecht maçı

şampiyonlar ligi tarihinin bazılarına göre en iyi karşılaşması, bir comeback destanı. 10 sene evvel weserstadion'da vuku bulan nibelungen. kutsal kitaplara göre nuh'u anımsadığımız hava koşullarında karşılaşma başlamıştı. 23 yaşındaki gencecik bir isveçli maestro maça damgasını vurmuştu. tek başına aldığı toplarla bütün alman takımını peşine takıp, zaman geçiriyordu. par zetterberg'e tam gözüm takılmıştı ki o zamanların bağlasan yerinde durmaz savunmacısı philippe albert havanın biraz daha soğumasına neden olmuştu bremen'de. dakikalar geçiyor werder baskısını arttırıyordu. anderlecht kalesine filip de wilde harikalar yaratıyordu. derken bir kontratak, yine zetterberg ve yuvarladığı topa vuran danny boffin. skor 2-0 olmuştu. yağmur da rüzgâr da şiddetini arttırıyordu. zetterberg ayağına aldığı topla slalom üsütüne slalom yapıyor, hasbelkader orta sahayı geçen birisi olursa ona veriyor, yoksa taç yaptırıyordu. catenaccio böyle uygulama görmemişti. maçın 33. dakikasında yine bir zetterberg mucizesi yaşanmış ve danny boffin'e yuvarlanan topa, 25 metreden boffin inanılmaz bir sol ayak içi patlatmıştı. oliver reck'in bu topa da yapabileceği bir şey yoktu. o topun aldığı falsoda, elbette 8 aralıkta bremen'de kopan fırtınanın da rolü vardı. 3-0 olduktan sonra skor, maç anderlecht ceza sahasında oynamaya başlamıştı. altı pastan gelen şutları kurtaran bir de wilde'yi hayal etmek, kendisini tanıyanlara şaka gibi geliyordur, eminim. maçın ilk yarısı 3-0 bittiğinde, istatistikler verilse, werder'in en az on şut çektiğini görecektik. ikinci yarıya her iki takımda formalarını değiştirerek çıktılar. zira o formaların üzerindeki kiri çıkartabilecek deterjanın daha hâlâ üretilmediğine eminim. otto rehhagel bir taktik adım atmış ve andreas herzog'u çıkarıp thomas wolter'i sahaya sürmüştü. maçın ikinci yarısının başları da ilk yarısının sonundan farksızdı. kale dövülüyor ancak meşin yuvarlak bir türlü ağlarla temas etmiyordu, bırakınız çizgiden bile çıkarılan top yoktu. 66. dakikada ileriye uzatılan bir topu wynton rufer her zamanki gibi kovaladı, yakaladı ve dokundu. normalde her golden sonra kale içinde çıkan kargaşa bu anda yaşanmamıştı, zira bremen'de kimsenin maça dair umudu yoktu. bundan sonrası malumunuz... arka arkaya ataklar, kalede direnen de wilde. derken anlamsız bir serseri orta ve on üzerinden 11lik oynayan de wilde, bizim bildiğimiz yüzünü gösterdi, asıl iştigal konusunu o gün unutmuş savunma bakanı rune bratseth kafayı çaktı. ikinci golden sonra alışık olduğumuz manzaraların kale içinde yaşandığı, rugbyden kesitlerin sergilendiğini de belirtelim. werder tufanı esmektedir bremen'de. bir anda topu kapan philippe albert 50 metre topu sürer, o meşhur solu ile topun altına girer, top direkte patlamıştır, kaderin döndüğü de o andır. o fortuna kulaklarımda çınlamaya başlar. malum velut luna statu variabilis... bu dakikada oyuna luc nilis alınır. artık topun bir o kalede, bir bu kalede olacağı anlar başlamıştır. mario basler'in daha iki numaralı formayı giydiği, dieter eilts'ın futbola ısınmaya çalıştığı o günleri yıllar sonra tekrar görmek etkilemiştir bu satırların yazarını. dakikalar sekseni gösterirken soldan bir orta gelir, altı pasta üç tane werderli ile de wilde sohbet hâlindedir. bernd hobsch kafayı çakar ve o an bir anda hararet artar bremen'de skora denge gelmiştir. doğu alman de destanın sayfalarında böylece yerini almıştır. dengesiz bir maçın skoru dengelenmiştir. artık herkes saniye sayıyordur. çok da beklemeyiz; hemen iki dakika sonrasında marco bode o çok iyi bildiğimiz sol ayağı ile bir mermi çıkarır çapraz köşeye. topun ağlara değdikten sonra kendisini kimse yakalayamamıştır. almanlar, yıllardır onun bu golünden sonra attığı deparı atabilecek bir sprinter arıyorlar, hepimizin bildiği gibi. skor 4-3'e taşınmış, tribünde almanlar fırtına altında akdenizli olmuşlardır. dile mi kolay, şahit oldukları. maçın 85. dakikası, son yirmi dakika donan anderlecht bir daha kaleyi zorlar. nilis bir füze patlatır. oliver reck'in ben hâlâ o topu nasıl çıkardığını düşünürüm arada sırada. top kaleye girmeyip niyetini açıkça belli etmiştir; werder destanı yazılıyordur 8 aralık'ta. derken dakikalar doksanı gösterirken yeni zelandalı yine uçar, topla kaleye girer, skoru tayin eder. bu heyecan fırtınası, 5-3 bitmiştir. eurosport klasik olduğu için bu maçı arada yayınlar durur. bize de seyretmek düşer. eğer bir yerde tesadüf edersiniz, mutlaka seyredin, her anı seyirlik böyle bir maç kaçmaz...
(bkz: fortuna favet fortibus)

devamını okuyayım »
26.12.2003 16:11