born4kaos

  • prezentabl (589)
  • 995
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

leyla ile mecnun

madem bu kadar annelerden bahsedildi, ben de yazayım canım anamı. şimdi kızacak beni internete mi yazıyorsun (bkz: internete yazmak) diye ama ne yapayım. leyla ile mecnun yeni başladığında ben şöyle bir bakmış ve "amaaan çok absürd!" deyip seyirtmiştim ortamdan. gören de sanır realizmden ölüyorum, olur da televizyonda bir program izlersem yalnız ve ancak cumhurbaşkanlarının hayatlarını anlatan yapımları izlerim. neyse, sonra ezel başladı falan ben her pazartesi ezeltesi diyerekten başka bir şeye bakmaz oldum. gel zaman git zaman salondan çınlayan kahkaha sesleri, efendime söyleyeyim, birtakım gülerken koltuktan düşme sesleri gelmeye başladı. sonunda dayanamayıp "ne oluyor hacı burada?" diye gidiverdim annemin yanına. ekranda pullu kıyafetli bir adam, çatıya çıkmış, intihar etmeye niyetlenmiş adama sigorta satmaya çalışıyordu. işte her şey o gün başladı (benim için)! "anam" dedim, "ben bu şahane kafayı nasıl da kaçırmışım!" öyle yani.

83. bölüm'den bahsedecek olursak, sabahtan beri kubi-lay-lay-laaay, kubi-la-lay-laayy diye dolaşmamın haricinde kral arthur'dan girip "hancı bize üzüm ve kadın getir!"den çıktığımız, bir bacağını kıvırıp altına alarak oturan ve 2000 tane şekerli çayını yudumlayan bünyamin ve konuşamayıp derdinden ney üflemeye başlayan melül ile harmanlanmış, peruğu ve sivri yaka gömleğiyle pek bir havalı görünen erdal bakkal ve -iyi dersler arkadaşlar! -sağol!! (ben bu cümleyi toplardım da, şimdi bırak dağınık kalsın felsefesi daha bir hoşuma gitti ya...)

düzeltme: istanbul kanatlarimin altinda sağolsun, uyarmasaydı bayağı bildiğin şarap yazmıştım ya. üzüme düşmek varken şaraba mı düşülürmüş hiç! tüü bana.

devamını okuyayım »
29.01.2013 19:01