can

  • 1651
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 ay önce

ekşi öykü

sozlugun eksi roman benzeri fasilitesi.
kisa oykulerin paylasim platformu.

mercan

motorun ısınmasını beklerken yağmakta olan karın şiddetini arttırmasından endişe ediyordu. ellerini oğuşturdu. heyecanlıydı. ancak o gece öleceğini bilmiyordu.

böyle havalarda araba kullanmayı sevmiyordu. anayola çıktığında trafiğin her sabahkinden daha yoğun olduğunu gördü. uzun bir yolculuk onu bekliyordu. düşüncelere daldı. genel müdür ile yapacağı toplantı ve bu akşamki büyük yemeğin tedirginliğini yaşıyordu. kayınvalidesi ile aylar sonra ilk defa görüşecekti. bunun düşüncesi bile onu tedirgin ediyordu. bunları düşünürken aniden bir otobüs yan şeritten onun şeridine geçti. sertçe frene bastı. çarpışmaktan son anda kurtulmuştu. ‘sakin olmalıyım.’ diye düşünerek karnına baktı. bu şişkinliğin altında güzel kızı vardı. gülümseyerek karnını okşadı. ‘son dört ay bebeğim.’ dedi.

ön cam sileceği hızla yağan karı güçlükle temizliyordu.. ‘aynen tanıştığımız güne benziyor.’ diye düşündü. filmlerdeki gibi başlamıştı aşkları. üç yıl önceydi. dışarıda yağan kardan kaçarak pastaneye girmiş, sıcak çikolata sipariş edip bir masaya oturmuştu. etrafını incelerken kendisine bakan yakışıklı adamı farketmişti. büyülenmiş gibi uzun süre gözlerini ayırmadan bakması utanmasına sebep olmuştu. yavaşça yanına yaklaşıp ‘çocukları severim.’ demişti genç adam. daha o gün hissetmişti onunla büyük bir aşk yaşayacağını. muhteşem geçen bir yılın ardından evlenmişlerdi. nişanlıyken başlamışlardı henüz doğmamış çocuklarının maceralarını birbirlerine anlatmaya. ‘aşık olacak tüm erkekler kızımıza. o yüz vermeyecek hiçbirine. çok güzel olacak. kıvırcık saçlı, beyaz tenli, renkli gözlü olacak.’ ikisi de seviyordu çocukları. kız çocukları olsun istiyorlardı. adını bile bulmuşlardı ilk çıktıkları tatilde. sahil boyunca ilerleyen otobüsün camından denize bakıp konuşuyorlardı. ‘çocukken okuduğum romandan çok etkilenmiştim. neydi o kitabın adı hatırlamıyorum? jules verne yazmıştı. issız bir adaya düşen çocuklarla ilgili.’ ‘mercan adası mı?’ susup birbirlerine baktılar bir süre heyecanla. ikisi aynı anda ‘mercan. adı mercan olsun.’ demişlerdi gülerek.

zaman zaman tatsız olaylar yaşasalar da evlilikleri ilk yılları gibi mutlu geçiyordu. kayınvalidesinin her ziyaretlerinde konuyu ne zaman çocuk sahibi olacaklarına getirmesi canını çok sıkmış, son görüşmelerinde ‘anneciğim, biliyorsun biz de çok istiyoruz çocuk sahibi olmak ama lütfen bunun kararını bize bırakın. bu konudan bahsedip durmayın lütfen.’ demişti. bu olaydan sonra eşi ne zaman ailesine gitme planı yapsa, hastalanıyor veya işyerinde acil bir toplantısı çıkıyordu. uzun bir süreden sonra ilk defa akşam yemeğine gidecekti kayınvalidesine.

fren sesiyle kendine geldi. önündeki otobüsün kırmızı stop lambalarını gördüğünde artık çok geçti. direksiyonu sola kırdı. araba ıslak yolda dönmeye başladı.

* * *
‘hayatım. hayatım. iyi misin?’
uzaktan birisi kendisine sesleniyordu.
‘canım. bir tanem.’
ses şimdi daha yakından geliyordu. gözlerini açtı.

nefret ettiği ilaç kokusu ve floresan aydınlığından anlamıştı hastanede olduğunu. yatağının yanında oturan eşi sevgiyle bakıyordu kendisine.
‘bir kaza geçirdin canim. ufak bir operasyon yapmak zorunda kaldılar. lütfen sakin ol.’
ellerini karnına doğru indirdi. hıçkırarak ağlamaya başladı.
‘hayır. bebeğim. güzel bebeğim.’ diye bağırıyordu ağlarken.

güçlükle yapabildiler sakinleştirici iğneyi. iki hemşire kollarını ve bacaklarını tutmak zorunda kalmıştı. uyuyana kadar da bırakmadılar.

* * *

uyandığında odada kimse yoktu. yatağın yanındaki sandalyede bir kitap duruyordu. eşinin okuduğu kitaptı. etrafına baktı. odayı aydınlatan aralık kapıdan sızan koridorun ışığıydı sadece. koridordan gelen sesi tanıyordu.

‘çok korktum anneciğim. hastaneye nasıl geldiğimi hatırlamıyorum. bir daha onu göremeyeceğim diye çok korktum.’
‘sakin ol oğlum. kaburgasında bir iki kırık var sadece. ucuz atlattınız.’
‘doktorla görüştüm biraz önce. kolay bir operasyon olmamış. ve artık çocuğumuzun olamayacağını söyledi.’

dışarıdaki konuşma devam ediyordu ama o artık hiçbir şey duymuyordu. vücudundaki tek sıcaklık gözlerinden yavaşça süzülen gözyaşlarıydı. yavaş hareketlerle yatağından indi. sendeleyerek köşedeki tuvalete doğru yürüdü. yürürken ardında bıraktığı kırmızı lekelerin de farkında değildi. acı hissetmiyordu. sadece tek bir şeye odaklanmıştı. lavaboda eşinin içip bıraktığı kola kutusu gözüne çarptı. metal kutu buruşturulmuş ve hafifçe yırtılmıştı. sanki her şey kararının doğruluğunu gösteriyordu. keskin kenarlı metali bileğine bastırırken kendini ıssız bir adada hayal ediyordu.

can

istanbul, 2005

devamını okuyayım »
02.03.2005 23:30