coor bagpipes

  • 353
  • 1
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

yarrak gibi yaşamak

toplu taşımanın limitlerinin gaddarca zorlandığı gelişmekte olan ülkelerde orta-alt gelir grubunun buruk bir tebessümle benimsediği yaşam biçimi. yarrak gibi yaşamak için yalnızca o ebatta bir hayat sürmek yeterli değildir. bunun farkında olmanız ve bunu tüm alveollerinizle solumanız, tüm mitokondrilerinize koklatmanız gerekir. tükenmişliğin ve harcanmışlığın bakır madalyası ancak üçlü takımın kıllı birlikteliğiyle hak edilir. eğer yarrak gibi yaşadığınızın farkında değilseniz halen şanslı azınlığın naif yüzlü neferlerinden birisiniz demektir.

hani ecnebiler var, ekseriyetle sarışın ve mavi gözlüler. bizim kızlar gidiyor, onların hatunlar geliyor falan hani. işte onlar diyor ya, “break through” diyor. “yırtma noktası” demek bu. kırılma noktası, sefil bir bar grubundan stadyum dolusu coşkulu kalabalığı kurtlandırdığınız ana giden yoldaki ilk adımınız. alelade programlama dili bilen bir programcıyken fikirlerinizde dolarlar gören ceo’nun tebessümle başını sallaması. annenizin bileziklerini satarak çektiğiniz filmle uluslararası festivallerde fink atmak ve purosu eksik kalmayasıca yapımcıların sizinle tanışmak istemesi. çılgın hayalleri bir yana bırakalım, aynaya şöyle bir bakmak ve yaşama dair üç beş mütevazi düşünü gerçeğe çevirmiş huzurlu bir adam görmek. yırtmak, başarmak, başı sonu belirsiz bir hayatı bir boka benzetebilmiş olmak. oysa ben bunu görmüyorum, gözlerimi kısıyor ve tünelin sonundaki ışığa bakıyorum. allah’ıma tren geliyor. kirayı ödemek için son bileziğini bozduran ev hanımıyım, köşe başındaki dönercinin aylık karını öğrendiğinde kendi patladı patlayacak ayakkabılarına bakan üniversite mezunuyum. “iyi kötü düzen tutturmuşuz,” diyorum. “ölmeyeyim de düzenim bozulmasın. dur yaşayalım bakalım.”

yırtma noktasını çoktan geçmişim, hafızadan geri kalanı zorlayınca bir şeyler çıkıyor astardan. müzisyen mi olacakmışım, kitap mı yazacakmışım neymiş. zor durumdaki insanları kurtaracak acayip işler yapacakmışım. çocukken atlasta ismini okuduğum bir takım garip ülkelerin hepsini gezecekmişim. en yakışıklı, en sağlıklı ben olacakmışım, 14-8 tansiyonumla 98 sene takıp harika kadınlarla tanışacak ve güneşin doğuşunu mütemadiyen izleyecekmişim. yarrağıma izleyecekmişim.

önce hayaller gidiyor, bir an duruyorsun, bakıyor “tüüü” diyorsun. o hayalleri spatulayla kazıyarak çöpe dökmen lazım. gerçekleşmeyen bir milyon hayal bir milyon adamı delirtir. bir şey umma ki bir şeyi yitirme. bir de alakasız olmak gerekiyor, sen laf olsun diye yaşar, otobüslere binip geciken maaşı veya diplomayı beklerken bir diğer yanda insanlar işkenceden, yoksulluktan, ak 47 mermilerinden, 9 mm mermilerinden, kesici ve delici aletlerden hayatlarını kaybediyor. hemen her şey ve hemen herkes gibi sen de gidere doğru çekiliyorsun. acizsin, kendi hayatının kontrolü sende değil, başkalarına da yardım edecek halin yok, daha da aciz hissediyorsun.
ne rüyaların var, ne beklentilerin, ne aşkların ne de anıların. hugo’ya katılmışsın, sağa zıplamak için basıyorsun hugo sola zıplıyor. hakkın yanıyor. hep yanlış tuşlara basılıyor, hep acı çekiliyor, bir de üstüne anlam aranıyor. her şey sağlıklı ve zinde akıllar için. oysa yarrak gibi yaşamlar pek somut, pek baki.

devamını okuyayım »