derectus

  • 2282
  • 53
  • 24
  • 1
  • bugün

spor stüdyosu

ilkokula bile gidilmemektedir henüz. anaokulu denen olay zaten 'varoş'lara da uğramaz pek. eğitim ailede alınır yani o dönemlerde. bir de; mahallede, maçlarda, doktorculuklarda, evciliklerde, erkek çocuğun baba-kız çocuğun anne olduğu oyunlarda. ancak aile o kadar titrer ki çocuğun üzerine korkar yanlış yetişip yanlış işler yapmasından. bu sebeptendir ki 'inek' kelimesini bile yasaklar çocuğuna. bir insana ismiyle hitap edilmesi gerektiği gerçeğini böylece sokmaktadır aslında çocuğun kafasına ama çocuk işte.. arkadaşlarından duyduğu kelimeleri söyleyememek koyar ona.. gerçi koymanın ne demek olduğunu da bilmez ya daha.. kim bilir arkadaşlarından duyduğu diğer kelimeleri söylese annesi nasıl tepki verirdi?

bütün gün boyunca doktorculuk oynayan çocuk evin yolunu tutar.. elbette ki akşam ezanı okunmadan.. şimdi bakıp da "buna basabilmek için tabure kullanıyordum ben." dediği zile öyle bir basar ki bir azar işitir anneden. sonralardan bunu da sabırlı olmak gerektiği fikrini yerleştirmek için yapılmış olarak kabul eder. annesi kötü bir şey yapmaz çünkü.. ama çocuk işte.. azarı işitince bozar suratını, içeri atar kendisini. tuvalette geçirdiği vakitlerde terinin kuruması için beklemektedir aslında. teri kurusun ki bir azar daha işitmesin..

odaya girip, sobanın sıcaklığını hissettiğinde ev halkı çoktan toplanmıştır. okula gideceği günü merak içinde bekleyen çocuk hep ablalarına yanaşır. nasıl olur da harfler bu kadar güzel olabilir? nasıl olur da bu kadar küçük yazılar okunabilir? eline kağıt kalem alıp anlamsız şekilleri harflere benzetmeye çalışır çocuk.. ismini yazabilmekte aslında, soyadını da yazıyor. dakikalar sonra bakıyor ki bütün kağıt kendi ismi ile dolu.. çok hoş..

yemekten sonra, sobanın yanına getirilen leğen ve sabunlardan ertesi günü tahmin etmeğe çalışır. ya pazardır, ya salı ya da perşembe.. anne temizliğe çok önem vermekte.. çocuk işin temizlik boyutunda değil tabii ki.. bir an önce sıranın kendine gelmesini beklemekten daha heycan verici bir şey olamaz herhalde onun hayatında. (doktorculuk oynarken her on dakikada bir iğne vurduğu komşu kızını saymazsak) küçük leğende (annesinin kızacağını bile bile) oyun oynarken o günün hangi gün olduğunu düşünmeye başladı. salı olamazdı.. çünkü salı olasaydı eğer amcası mutlaka gelmiş olurdu. mutlaka gelmiş ve onu kucağına oturtup sigarasından çıkan dumanları yakalamasına izin vermiş olurdu. salı değildi.. ya perşembe? hayır olamazdı.. çünkü televizyonda o ablasının izlediği acayip program yoktu. uzun saçlı bir kadın çıkar ilginç ilginç olaylardan, müzik diye bir şeylerden bahsederdi. hayır perşembe de değildi.. o zaman pazardı.. zaten odanın ortasında kitap-defter yığılmasından anlamalıydı pazar olduğunu.. evet.. pazar..

televizyonun tek kanal olduğu dönemlerin vazgeçilmezlerini her aile gibi çocuğun ailesi de yaşadı.. hep birlikte televizyon karşısında oturup filmler izlendi, haberlere şaşırıldı.. ama çocuğun şaşırdığı şey herkesin aynı anda aynı noktaya bakması değil de gerçekte siyah olmayanların siyah, beyaz olmayanların ise beyaz olmasıydı.. televizyon hayatı değiştiriyordu yani.. yanlış gösteriyordu. evet, bir açık bulmuştu. "televizyon diyip duruyorlar ama bir kırmızıyı bile gösteremiyor pöh." ama yine de sevmiyor değildi.. arkadaşlarının elbiselerini kıskandığı zaman "babam bana daha güzelini alıcak" derdi hep.. ama bütün arkadaşları televizyon izlemek için o'na muhtaçtı. bir şekilde onlardan üstündü. o yüzden de hep sevmişti aslında televizyonu..

ablasının yıkanması bitmiş sıra o'na gelmişti nihayet.. leğeni sobaya daha da yaklaştırmıştı annesi. yaklaştırmakla kalmamış, sobanın içine daha fazla odun atmıştı.. en küçüktü, en güçsüz ve hasta.. sobanın yanında yıkanmayı çok severdi ama bazen de sıcaktan bunalır üstüne başına aldırış etmeden kaçar giderdi odadan. şimdi bunu neden yaptığını sorsalardı eğer eminim ki "daha fazla yıkanabilmek için" diye cevap verirdi.

sıranın kendisine gelmesinin heyecanıyla unuttuğu şey günlerden pazar olmasıydı. havluya sarılmış şekilde annesinin onu kurulumasını beklerken o günün * en sevmediği anı başlamıştı işte.. spor stüdyosu.. kendinden yaşca çok büyük olan abisi o programı izleyebilmek için herkesi karşısına alabilirdi. herkesle kavga eder ve elbetteki o kazanırdı ve saatlerce spor stüdyosunu izlerdi.çocuk ise bu durum karşısında ağzını bile açamazdı.. odayı terketmek ve uyumak en kesin çözümdü..

annesinin odasına girdiğinde * hep babasının orada olacağını ve o'na kızacağını düşünürdü. ama yine kızmadı.. soğuk yorgana sarıldı.. babası yine yoktu.. üşüdü.. ve spor stüdyosunu sunan adama 'inek' dedi, uyudu..

devamını okuyayım »
02.08.2006 15:18