g shark

  • 87
  • 0
  • 0
  • 0
  • 11 ay önce

sadece askerde karşılaşılan olaylar

akşam nöbet dönüşü zar zor bir bardak çay bulmuşum, kapının önünde bir sigara içip yatma planı yapıyorum. bir anda kendimi bölük komutanının "s.kecem oğlum alayınızı, hepinizi s.kecem. gayrısız içtimaaaa, 10 dakika sonra herkes bölük kapısında olacak" bağrışıyla "hay amk gene ne oldu ya... neyse zaten bölük kapısındayım bari şu çay sigarayı bitireyim" diye istifimi bozmadan milletin koşturmasını izlerken buldum.

ip gibi dizildik tabi 5-6 dakika sonra. herkes birbirine soruyor "oğlum ne oldu lan ?" diye ama kimsenin bir şeyden haberi yok. neyse bizim bölük komutanı kapıda belirdi, elinin altında da bizim elemanlardan birinin kulağa asılmış, bize doğru sürüklüyor. "hadi bakalım bu günün mevzusu neymiş ?" diye düşünürken başladı " bu pezevengi, bu hayvan herifi tuvalet lavabosunda botlarını yıkarken yakaladım (askerlikteki en doğal şeylerden biri). size zaten insanlık, iyilik yapanda kabahat (insanlıkla bu durumun alakasını hala kuramamışımdır). ikinci bir emre kadar tuvaletleri kapatıyorum. istediğiniz yere s.çın işeyin, istediğiniz yerde botları yıkayın ama sabah içtimasında birinizi traşsız ya da kirli görürsem g.tünüzle obüs paleti cilalarım... anlaşıldı mı lan !!!!"

- emredersin gomutanımmmm !!!

tamam emredersin komutanım elbet ama sonra yaşanacaklara ne biz ne de kışla hiç hazır değildi...

bizim bir kaç eleman akşam keyfi yapmak için yan bölüğün tuvaletine gidip, sigara eşliğinde işlerini görünce tabi bu haber tüm kışlaya bir anda yayılmış. biz sabah koğuş kalk ile uyanınca 150 kişi elinde keseye koyduğu traş malzemeleri, boynunda atkı, ayağında terlik kışla içinde dört dönmeye başladık. önce yan bölüğe gittik ki herifler önceden hazırlık yapmışlar. zaten tuvaletten sorumlu askerler kendi bölüğünün bokuna yetişemezken bir de 150 kişininkini daha temizlemek istemediler haklı olarak. biz de çekirge sürüsü gibiyiz anasını satayım. girdiğimiz tuvaletin tavanına kadar s.çacaz öyle bir potansiyele sahibiz. daha bölük kapısında itiş kakış başladı. haliyle kavgaya dönüştü. bizim bölükten 2 kişinin kafa yarıldı, diğer bölüğün tuvalet sorumlusunun kolu kırıldı ama adamlara helal olsun ne pahasına olursa olsun içeri sokmadılar bizi.

baktık böyle olmayacak 30'lu gruplara ayrılıp diğer bölükleri deneyelim dedik ama her bölükte aynı direnç ve savunmayla karşılaştık. artık yapacak bir şey yok dedik ve bizim bölüğün karşısında bir koruluk vardı böyle 200-300 ağaçtan oluşan, daldık oraya başladık ağaçları sulamaya. traş için de bölüğün biraz uzağında yalak gibi bir şey vardı. hortumla içini doldurup traş işini de hallettik.

biz "ikinci bir emri" bekliyoruz ama aradan 3 gün geçti o emir bir türlü gelmiyor. tamam traşı ve küçük tuvaleti çözdük de aşağıdan da yoğun baskı var "için için çürüyorsun oğlum ne yapsak ki... bırakayım mı lan dona ne dersin ?" serzenişleri var. bir de askerliğin pis bir özelliği var ki her boku tüm bölüklerle birlikte yapıyorsun. yani yemeğe birlikte girip, birlikte çıkıyorsun hani arada derede kaçamak girsen bir yere imkanı yok. neyse ben artık nöbetlerde kenara bir yere çömelerek işi görüyordum ta ki o sabaha kadar.

abi sabah kalktım ki nasıl bi mide ağrısı. nöbet de yok yakınlarda. baktım yapacak bir şey yok kendimi koruluğa attım. sıyırdım donu çömeldim bir tane ağacın dibine... bir dakika geçti ki iki yan ağaçtan "g shark sen misin lan ? ne oldu motoru mu bozdun lan ?" diye bir ses geldi. eğildim baktım bizim erzurumlu. derken bir kaç ağaç arkadan "oğlum susun lan konsantre olamıyorum" diye serzeniş geldi. 5 dakika geçmeden bölüğün yarısı birer ağacın dibine yerleşti. ibnenin biri hatta öyle alışmış ki elinde gazetesiyle geldi. bildiğin çömelip açtı önüne okuya okuya s.çtı eleman.

neyse biz hala ikinci bir emri beklerken 6 gün geçti artık. ulan öyle de alıştık ki bu muhabbete. o roma dönemi antik şehirleri gezerken açık alanda halk tuvaletlerini görürdüm de "lan insanlar böyle nasıl yan yana s.çabiliyorlarmış hayret" diye düşünürdüm ama şimdi artık tüm fikrim değişmişti. bildiğin sohbetin muhabbetin dibine vuruyormuş adamlar. komutan da git gide şaşırmaya başladı bu duruma. normalde burnumuzun sürtünmesini, dönüp yalvarmamızı bekliyordu ama kimseden durumla alakalı bir şikayet ya da söylenme almıyordu. o da haliyle uzattıkça uzatıyordu. inada binmişti mevzu artık.

8 ya da 9. gündü tam hatırlamıyorum baktım bizim elemanlardan biri kıçını tuta tuta geliyor. "ne oldu lan ?" dedim başladı bizimki anlatmaya.

- abi tam gazetemi açmış güzel güzel s.çarken bir anda dibimde alay komutanı belirdi lan. tam da yarısını çıkartmışken fırladım ayağa, verdim esas duruşumu (o sahne kafamda canlandıkça hala gülerim) ama o anda çekemedim la pantolonu. yanında da biri vardı ama general olabilir la baya yıldız mıldız vardı amk her yanında. oğlum bana yeni pantolon lazım lan var mı sende ?"

hah dedim iyi oldu bizimkine. başka türlü bitmeyecekti bu inatlaşma. bizimki de yoktu bir süredir ortalarda zaten belli komutan yanına çağırmış. 10 dakika geçmeden bu koşar adım geldi bölüğe sadece "gayrısız içtima" diyebildi.

biz gene toplandık bölük önünde. hiç lafı uzatmadan "şimdi o s.çtığınız bokları tek tek keplerinize dolduruyorsunuz, eğer yerde bir tane bok ve herhangi birinizin kepinde herhangi bir bok görmezsem size yemin ediyorum tüm bölüğe tek tek yedireceğim topladıklarınızı. dağılın şimdi 10 dakikanız var...

ulan parkta köpeğinin bokunu torbayla toplayan insanlar gibi kendi boklarımızı tek tek alıp kepimize doldurduk ya lan. bir de bir süreden sonra hepimizin ağaçları belliydi. herkes kendi bokunu toplamak için nasıl koşturuyor önden önden. bir kaç eleman bok bulamamış "abi allahını seversen şuradan versene bir kaç tane" diye milletin kepindeki boklara salça oluyordu. neyse biz etrafı tekrar tekrar kontrol edip tertemiz yaptık döndük bölüğe. komutan da üşenmedi tek tek herkesin kepinin içine baktı. sonra da "tamam şimdi siktirin gidin" diye dağıttı bizi. biz de 150 kişi aynı anda sağa sola dağılıp yeni kep aramaya başladık.

sonra mevzuyu öğrendik. bizim alay komutanını bir tane tümgeneral ziyarete gelmiş. alay komutanı da övgüyle bizim koruyu anlatıp, "bakın komutanım burayı kurak bir araziden ne hale getirdik" diye almış generali koruluğa getirmiş. daha 5-10 adım atmışlar ki general bizim boklardan birine basmış. biraz etrafa bakmışlar ki manzarayı tahmin edebilirsiniz. sonra da olaylar gelişmiş haliyle.

yani askerde bir çok insanla çok değişik şeyler paylaşmışımdır ama sanırım listenin başında yerde bok bulamayıp, birbirimizin kepinden bok paylaşmak vardı...

devamını okuyayım »