ged

  • 1539
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

melamilik

bu kadar konuşmuşuz bi kere bile peştamalciler ya da dokumacılar dememişiz ayıp olmuş. böylece hem türk masonluğuna tarikat yollari giydirmek isteyen yerli yabanci gizem avcilarinin bu popüler tartışma alani kapanmış hem de melamilik basit bir sufilik yolu mertebesine indirilmiş. ama iki yorum da gerçeği çok yansıtmıyor o kisim hariç ama melamiliği uygun olmayan yerlerden anlayip "köpekleşmek" falan bile demişiz oralar daha da ayip olmuş. memlekette doğru dürüst melami de kalmadi, ortalik gülen ayva ağlayan tüccar kendinden bihaber fettullahçı doldu, o yüzden bu meseleleri düzelten de yok anlaşilan.

aslinda melamilik ve melamiyye'nin sözcük kökeni, sözlüğe bakacak olursan levm'den geliyor. kinamak, azarlamak, kendini küçük düşürmek gibi yananlamlari olan bir kökten. kelpiyye vs. lafızları bizim o yakindan bildiğimiz kapsayamadığını tersyüz etmekle meşhur eski tip fitne fücür ulemanin işleri. değil köpekleşmek, sefilleşmek, özellikle anadolu'da 12. yüzyildan itibaren ve özellikle 17. yüzyil sonrasinda özellikle büyük kentlerde gizli bir esnaf teşkilati olarak görünür melammiyye. gölpinarli'nin deyimiyle esnaf ideolojisini mistisizmle bütünleştiren bir hal, yol, meşrep ve üslup olarak görünür. gizli bir teşkilat olarak görülmesi biraz türkiye'de de "müslüman mason örgütü" arayan batililarin işidir, ama sünni hanefi ulema, nakşiler, günümüzün nurculari vs. de bu gerçek dişi algiyi alttan alta destekler. melamiyyenin kimi yorumlari da buna izin verir işler yapmaz değil ama neyse.

tüm bu işlerin de nedenleri vardir aslinda. malumdur sünni hanefi islam yorumu esas olarak başlangıçtan itibaren bir yönetim, idare hukuku ve devlet anlayışı olarak geliştiği için, hemen tüm tarikatlari ya da değişik islam yorumlarını belirli şekillerde adreslemeye, tasnif etmeye ve böylelikle tüm bu eğilimlerle hegamonik bir ilişki kurmaya önem verir. anadolu aleviliğini ya da bektaşiliği caferiye'ye yamamak ve onun bir kolu olarak tanımlamak için gösterdiği heves gibi melamilik konusunda da bir adres bulup rahatlamak ister. ama tipki alevilik ve bektaşilik konusunda olduğu gibi melamilik konusunda da bunu pek başaramaz. hatta melamilik hemen her zaman kafaları karıştırır. en yaygin ve kabul edilebilir yorum melamiliğin "horasani" bir akim olduğu yönündedir ve bektaşilikle ilişkisi de esas olarak böyle açiklanir.

melamiliğin büyük ölçüde merkezsiz ve tekkesiz bir tarikat, yol ya da hal olması bunun en büyük nedenidir. kafalar karışmasın, hala bir tarikat mi bir yol mu bir yaşama şekli mi olduğu tartışılıp gider. bunun en önemli nedeni melamiliğin özellikle 17. yüzyildan sonra, yavuz selim'in anadolu'yu dinsel olarak homojenleştirmeye yönelmesinin ardından, bir tavir olarak diğer tarikatlarin, bektaşiliğin, zaman zaman mevleviliğin, değişik sufi eğilimlerin gerisinde kalması, ehli beyt övgüsüne dayanan safevi sempatisini, örtü gibi kullandiği bu daha kurumsal mecralar içinde devam ettirmesidir.

melamiliğin ayirdedici yönü büyük ölçüde herhangi bir tekke ve tarikat, dini merkez-kurum geleneğine sahip olmamasi, tersine bu tür kurumlara gelişiminden -yaklaşik 11 ve 12 yy'lar- itibaren karşı çıkmasidir. 12. yüzyildan sonra gelişen bütün melami yollari, kalenderilik, haydarilik, camilik, torlaklik, rum abdalliği, şemsilik, nimetullahlik ve bir ölçüde de bektaşilik bu genel yaklaşımı paylaşır. melamilik, tarikat kurumlarinda oturup bağışlarla ve vakıf gelirleriyle yaşayan, geleneksel sünni tarikatlerin tersine esnaf ve sanatkarların tasavvuf yolunda teşkilatlandırmayi amaçlayan, "vakif geliri yemeyi" eleştiren, horasan ahiliğinden de ayrilan büyük ölçüde anadolu'ya özgü bir akımdır. ahilik sistemi de büyük ölçüde melamilik çevresideki fikirlerin esiniyle anadolu'da yeniden yoğrulmuş ve özellikle osmanli devletiyle yeni bir ilişki içinde gelişmiştir. melamilik yolunda, ayri bir zikir toplantisi ve görünür bir tarikat örgütlenmesi olmamasi, zikrin ve ibadetin bizzat çalişma süreci içinde gerçekleştirilmesine yönelik vurgular, ahi örgütünün çoğu yerde bizzat melami örgütünün kendisi olması, ahiliğe ve sanat'a giren'in ayni zamanda melamiliğe de girmiş sayilmasi, tüm melamilerin işe ve sanata yaptiklair vurgular, büyük ölçüde bu yorumdan kaynaklanir. fütüvvet yolu, bir ibadet değil bir sanat, iş yapma ve bir yaşam tarzi olarak yorumlanir melami gelenekte.

genellikle diğer tarikatlar tarafindan yapilan melami şeyhleri, dönemlemelerinin ise fazla bir anlam ifade etmediğini söylemek gerekir. ebu hafsel, haldul kassar, haci bayrami veli, ömer dede, muhammed nur gibi isimler büyük ölçüde saygin birer figür olmanin ötesinde değildir. son büyük melami topluluğunun ise yüzyilin başinda kapaliçarşi'daki ünlü peştamalcilar han'inda çalişan dokumacilar olduğunu söyleyelim. buralarda ihvan'dan birileri varsa ve hani elimden pek dokumacilik işi de gelmez ama, gizliden bir selam verirse soracaklarim olduğunu da eklemek isterim. bizimki de fütüvvet yolunda bir garip yolculuk sayilir. ondan böyle rahat konusuyorum dikkat edersen...

devamını okuyayım »