scissorhands

  • 245
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 ay önce

amherst

zaman zaman cam bir fanus icinde yasiyormuscasina dunyadan soyutlanmis, progresif, hipster hallerini ve triplerini ozledigim bati massachusetts sehri. kizkardesi icin (bkz: northampton). icinde yasarken bazen klostrofobik atak gecirtmiyor degildi, hele amherst cinema adli biranizi, sarabinizi hupletirken buyuk sinema salonlarinda vizyona girmeyen filmleri izleyebildiginiz indie sinemaevi'nde melancholia'yi izleyip ardindan belimize kadar karda eve donecek taksi bulamayip binbir dert ve telefon ile bulabildigimiz bir taksiyi 40 dakika kadar bankanin atm'sinin bulundugu bolmeye siginarak bekledigimiz bir sehir idi; sessiz, sakin, bombos, ufacik. o gece ve benzeri pek cok gece yuzunden cildirttigi olmustu, en ufak bir firsatta buyuk sehirlere kacmak nefes almak demekti, morrissey konseri icin vermont'a gitmek buyuk maceraydi. yoksa kendi ektigimiz otlari sebzeleri yedigimiz, cimenlerde yuvarlandigimiz, degisik karisim caylar yaparak sevindigimiz, paskalya'da ormana bira ficilari saklayip sabah onlari bulup sarhos olmak icin kalktigimiz, kutuphane-ev arasi mekik dokudugumuz sikici hayatlarin adresiydi amherst.

oysa boston'a otobusle guzargaha gore 2-3 saat arasinda, arabayla 1.5 saatte gidebiliyorsunuz. yine otobusle 3 saatte new york'tasiniz. new england ici yolculuklar icin peter pan vardi, new york'a en kisa yol ise bazen 3 dolara bilet buldugunuz korkunc megabus vardi.

en guzel kahve ve unsuz cikolatali kek icin yerel secenek rao's; cabuk atistirmaliklar icin pizzasi butun bir kitaya yayilip efsane olmus, klasiklerin yaninda "baska bir yemegi alip pizzanin ustune koysak ne olur?" ekolunun de hamurunu yiyen antonio's; hafif, saglikli ve sinirsiz vegan opsiyonlar sunan fuzyon asya restorani/cayevi freshside, ailesi ziyarete gelen klasik amerikan ogrencilerin ana babalarini goturdugu italyan restorani bertucci's, adindan simdi emin olamadigim (miss saigon'du galiba, fiks isim zaten?) corbalari icimi isitan vietnam lokantasi; kucucuk ficicik ici dolu tursucuk olan minik ama leziz ev yapimi tayland lokantasi thai corner'in red curry'si; turk mutfagina ucundan kiyisindan dokunabildiginiz (sarma, doner, adana, cacik, baklava vardi diye hatirliyorum) iran restorani moti; benim tasinmama yakin yeni acilmis olan burger/fast food efsanesi white hut, enn efsane kahvaltilar icin (bir dogumgunumde orada "birthday brunch" yapmistim ileri gidip) ise lone wolf; son olarak da sehrin tek hint mutfagi secenegi olan, hepsi ayri telden calan (afgan, yunan, meksikali, cinli, fasli, amerikali, nepalli) ev arkadaslarim ve +1'leri ile kalabalik kalabalik dolusup tika basa yemek yedigimiz paradise of india hasretle andigim yerler.

sirf yeme-icme yerlerine bir paragraf methiye duzdum, farkindayim, ama hayatini (ve mutlulugunu) yeme-icme uzerine kurmus biriyim neticesinde. evden disari cikma motivasyonlari "nerde ne yerim?" sorusu uzerine kafa yormak olan, her gun ne yiyecegini dusunen ve turkiye'de olmayan tatlari da zaman zaman hasretle ozleyen bir insanim. galiba fazlasiyla aci-tatli bir iliskim olan amherst'u de en guzel ve tatli hatirladigim anlar da tatli tatli kar yagdigi ve yemek yedigim anlar.

dondukten bi bucuk yili azcik bi sure gectikten sonra neden birden bu entry'i yazasim geldi hic bilmiyorum. bazen orada en cok gittigim restoranlarin facebook sayfalarinda yemeklerin fotograflarina falan bakiyorum, salya akitiyorum. eski sevgiliyi stalklamak gibi oldu neredeyse. ha atkin's vardi bi de, farmers' market idi bu. taze her turlu meyve-sebze-cicek disinda gunluk firindan cikan urunler, turlu tatli, turta, kek, corek, donut olan makro gibi bir yer idi. her sey bulunurdu ama her seyin organigi, yerel uretilmisi, tazesi, en sekillisi vardi. kuzeydogu abd'li olmanin bir semboluydu atkin's. bir de basta donut olmak uzere icinde apple cider olan urunler demekti. aslinda amherst biraz da cider demekti?

emily dickinson konusuna hic deginmeyecegim, zaten herkesler soylemis. kendisinin sehrin en onemli turistik ogesi oldugu sehirde yasayan herkese malum olmakla beraber muze olan evini hic gezmedim (bkz: hayvansin sen) ama evin nerede oldugunu ve tipini biliyordum. ilk vakitlerden hem-men parmakla gostermislerdi cunku "ahhanda bu emily dickinson'in evi" diye. birilerinin evi olan muzeleri gezmeyi hic sevmem zaten, en net hatirladiklarim okul zoruyla gezdigim iki tane: sait faik'in heybeli'deki evi ve anne frank'in amsterdam'daki evi.

velhasilkelam, amherst'le ilgili bir ilginc bilgi de zamaninda babasi amherst college'da hoca olan uma thurman'in bu sehirde dogup buyumus olmasidir.

pixies'in bu yaz istanbul konserinde bile caldigi (oha!) u-mass adli sarkisi da bu sehrin sarkisidir aslinda: http://youtu.be/cn4v5xjyr6s

edit: imla

devamını okuyayım »
21.07.2014 03:30