skyofthelimit

  • 1015
  • 1
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

abim deniz

'' işte orada ölümü de düşündüm. ölüm pek ürkütücü gelmiyor insana. yine de ölümü kabul edemiyorsun. kesin bu. o ara bilimi falan düşünüyorsun. iki yüzyıl,üç yüzyıl sonrasını düşünüyorsun. bilimin insanlığa getireceği şeyleri. içinde bulunduğun durum anlamsız geliyor sana,saçma geliyor. ıonesco'nun oyunları gibi bir şey. yaşaman gerektiğini kavrıyorsun.bilim almış başını giderken karşındaki bir yığın insanın ne kadar küçük şeylerle,küçük ve yanlış şeylerle uğraştığını düşünüp acınıyorsun. içerliyorsun. hem de ne adına? kim adına?
insanlığın geleceğini ve senin o günleri göremeyeceğini düşünüyorsun. müthiş hüzün veriyor bu sana. bir yanda eşsiz güzellikte bir gelecek,bir yanda bütün o güzellikleri göremeyeceğin duygusu. nasılsa öleceğim,diye düşünmeye başlıyorsun.
oysa mermi vardı yanımda daha;azalmıştı ama vardı.
birazdan bir bomba savuracaklar üzerime,çukurun içine;parçalanıp gideceğim,diyordum. ölüp gideceksin.
ilk anda ölmeyi istemiyordum,hiç istemiyordum;yani birdenbire. belki yaralanmayı,rahat ve yavaş bir ölümü belki.
sonra dünyanın dört bir yanında ölen bir sürü yurtseveri,devrimciyi düşünüyorsun ve bir ara rahat bir ölümü düşünmüş olmaktan utanır gibi oluyorsun.
''bir devrimci nasıl ölmesi gerekiyorsa öyle ölmeli,''diyorsun. doğrusu da bu.
ve daha önce hiç aklıma gelmeyen bir takım anılar geçiyordu gözlerimin önünden. bir film gibi ve çok hızlı geçiyordu.
örneğin,çocukluk günlerim geliyor gözlerimin önüne. çocukluğum. bahçeli bir evimiz vardı;çiçeklerle doluydu bahçemiz. o çiçeklerin arasında oynayışım...
sonra ansızın bir sevgili. çok buruk bir duyguydu bu. sevgilinin gülüşü,oturuşu,düşünüşü.
kesin ve çok net görüntüler bunlar. anlık ama kesin ve net görüntüler. renkli bir film gibi.
sevgilinin o anda belki de evinde oluşu,sıcacık bir odada oluşu,belki de neşeli oluşu,gülüyor oluşu.
ve bütün bu hatırlananlara karşı,yaşayanlara karşı içinde küçükte olsa bir kıskançlık.
daha birsürü görüntü:üniversite günleri,beyazıt alanı,beyazıt'ın ara sokakları,polisle çatışmalar,öbür arkadaşlar...sonra,hani gazetelerde sosyete dedikoduları çıkar ya,onlar geliyor aklıma,o haberlerdeki kişiler.
ve ansızın,ölmemek,yaşamak ve savaşmak isteği yine. bunlar yeniden kabarıveriyor,büyüyor içinde. düşman bildiklerinle savaşmak,onlarla mücadele etmek isteği.
sonra ölen arkadaşlarım geldi aklıma. daha çok da taylan'ı hatırladım orada. sonra filistin'deki çocukları.
ansızın çok gülünç bir şey de geliyordu aklıma...
ve en önemlisi,kantinlerde,siyasal bilgiler fakültesi kantininde filan ''halk savaşı'' üzerine tartışanları,sıcacık çaylarını içerek tartışanları,mangalda kül bırakmayanları geçirdim kafamdan o an;garip bir öfkeyle.
gülünç geliyor bütün bunlar sana;alabildiğine hüzünleniyorsun.müthiş canın sıkılıyor. ''

not: evet biliyorum,diyeceksiniz ki bu ''gülünün solduğu akşam'' kitabından.. abim deniz'de de alınmış bu yazı ve ben,kitabı okurken bile sayfaları buruşmasın,cümlelerin altlarını da çizmeyeyim. bakarsın kitaplarım ileride çoluğuma çocuğuma kalır,bakarsın onlar da bunlara merak duyarlar,okurlar benim kütüphanemden alıp. ama işte şu yazı,beni mahvetti. çizdim altını. sonra devam ettim okumaya. bilerek ağırdan aldım,yavaş yavaş okumak istedim. kitabı yaklaşık 10 güne yaydım.

kitabı da dün bitirdim. gözlerim dolu dolu okudum,ağlamamak için direttim. ama son kısım da hıphızlı aktı gözümden yaşlar. çok acı çekersem eğer,ancak o zaman gözümden hızlı hızlı akar yaşlar, acı çektim dün. kapattım biraz, devem etsem mi etmesem mi dedim. dayanabilmek için biraz yürüdüm evde,burnumu çeke çeke,gözlerimin kırmızılığı geçene kadar bekledim.

kitabın sonunda ''kabul edenler'' ,''reddenler'',''oylamaya katılmayanlar'' kısmı vardır,okuyanlar bilirler. ''kabul edenler'' in ismini tek tek okudum. beynime kazımaya çalıştım. olur da bir yerlerde isimleri geçerse küfürümü eksik etmeyeyim dedim. bu 3 cana kıyanların,''asalım asalım'' diyenlerin isimlerini hafızama yer etmeye uğraştım.

okuyun,okutturun,diyecek fazla bir sözüm yok...

devamını okuyayım »
03.01.2015 14:20