svr

  • 2214
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

dostoyevski'nin anna karenina yorumu

tüm zamanların aslına en az benzeyen cover versiyonu olup, tahminen şöyle bitecek olan eser:

konstantin dmitriç ve kitty verandada yanyana durmuş dalgın gözlerle önlerinde uzanan yeşillige bakıyorlardı. kafalarında bambaşka olaylar vardı ama ikisi de son bir yılda olanları düşünüyordu. uzakta bir köylü kadını, askere gidip dönmeyen sevgilisini anlatan bir türkü söylüyor, bir yandan da levin’in ineklerini ahıra götürüyordu. artık iyice alçalmış olan güneşe bakarlarken kitty:
-konstantin, dedi, bir düştü bu!
-düş olan ne?
-hepsi, hepsi. bir yıldan beri olan herşey. ah kostya, ne diye senin mutluluğunu da mahvettim!
konstantin dmitriç kitty’nin gözlerinde “bütün bir ömür mutlu olabilirdik seninle!” demek istediğini okudu.
aynı anda moskova yakınlarında bir manastrın çanları akşam ayini için çalıyor, içlerinde anna arkadyevna’nın da olduğu manastır sakinleri yavaş adımlarla günahlarından arınmak için kutsal babalarının huzuruna ilerliyorlardı.

tolstoy’un yaptığı gibi doğruyu yapanlar ve yanlışlarının içinde kaybolanların hikayesini yazmak yerine kahramanlarını anlık isteklerin -ki hatalara neden olma ihtimalleri çok büyüktür- peşine düşürmeyi, sonrada onları pişmanlıkla terbiye etmeyi seven dostoyevski karakterlerin romanın başındaki kişilik özelliklerine hiç dokunmadan onları karşi karşiya getirse ve sonra önce hayatlarini cehenneme dönüştürüp, sonra bu cehennemin ateşinde zavalli ve çig ruhlarini pişirseydi ortaya nasıl bir hikaye çıkardı?

kesin olan bir şey varsa oda kitty ile levin’in hikayesini mutlu sonla bitmesine imkan olmayacağıdır bu hikeyede çünkü dostyevski ikinci şansa inanmaz. hayat ikinci şanslar vermez insana ya da insanin içindeki o susmak bilmeyen ses, insanın içindeki zavallı taraf
-belki de sabahattin ali’nin “içimizdeki şeytan” dediği bu sestir- ona aynı hatayı tekrar yaptırır. kumarbazın her seferinde kumar masasının başına tekrar geçişi gibi milyon kez biraraya gelme şansı önlerine çıksa bile kitty ile levin her seferinde beraber yaşayabilecekleri mutlu hayata sırtlarını çevireceklerdir.

sahi kitty levin’i reddettikten sonra neler yapardı ikisi? levin kesinlikle köyüne, sade ve doğal hayatına geri dönmezdi. st. petersburg salonlarının en ilginç simalarından biri haline gelirdi sanırım, böylece kitty’ye kendini fark ettirme niyetiyle ama bu arada güzeller güzeli anna’nın kollarında bulurdu kendini, içkinin içinde kaybolurdu. sarhoşluktan yıkılmak üzere geç saatlerde eve döndüğü bazı geceler yatağına uzanmasından sızmasına kadar geçen kısa sürede yaşadığı hayatın anlamsızlığını, kendisine ne kadar uzak olduğunu, artık çok uzak görünen o gün kitty onu reddetmese herşeyin ne kadar farklı olabileceğini düşünürdü ama ertesi sabah uyanıp tekrar devam ederdi aynı hayatı sürdürmeye. vronski ile olan ilişkisinin derin bir aci ve kiskançlikla doldurdugu anna’nın erkeklerden intikamını almak için onunla ilgilendiğini fark etmeksizin, anna’nın kollarında kendinden geçeceği bir sonraki geceyi hayal ederdi, kendisine yeni bir elbise diktirmek üzere st. petersburg’un en pahalı terzisine doğru troykasıyla yol alırken. kitty’yse vronski’yi baştan çikarmak için elinden gelen ne varsa yapardi mutlaka. kendini vronski’nin kollarına bıraktığı anda yaptığı herşeyin anlamsızlığını anlardı, aklından küçücük bir an için levin geçerdi belki de.
romanın en ilginç karakterlerinden biri mutlaka levin’in kardeşi nikolay olurdu. bu sert üslüplu ve keskin ifadelerle konuşmayı seven adam sefih hayatının içinde ölüp gitmeden önce kardeşinin ve birkaç kişinin daha olduğu bir mecliste evlilik, aşk, kadinlar ve erkekler üzerine bir sohbet esnasinda dostoyevski’nin bu konulardaki tüm görüşlerini özetleyen bir konuşma yapardi sanirim, tipki budala’nın ippolit terentyev’inin adaleti ve hukuk sistemi eleştirişi gibi.

bu kadar atıp tutmak yeter. kesin olan bir şey varsa o da dostoyevski’nin öyküsünün sonunda mutlu kimsenin olmayacağıdır. tolstoy “doğru”yu yapanlara mutlu bir aile yuvası hediye eder; “yanlış”ın peşine düşenleriyse ölümün kollarına bırakarak hem cezalandırır, hem kurtarır. oysa jacques brel’in bir şarkisinda söyledigi gibi “hayat hediyeler vermez”. bütün bu anlamsız maceralar içinde, tüm gerçekliği ile keşfettikleri hayatı ölene kadar katlanmak zorunda kaldıkları bir işkence olarak görmekten fazlasını yapamayacak hale gelen dostoyevski’nin karakterlerinin herbiri kendi gerçekleriyle kendilerine bir yeraltı yaratarak orada, cinnetlerinin cennetinde, bu dünyadaki işkencelerinin bitecegi günü, affedilmek için tanrı’ya yalvararak, pişmanlik içinde bekleyeceklerdir. dostoyevski’nin dediği gibi “herşeyin farkında olan insan nasıl kendine saygı duyabilir ki?”

devamını okuyayım »