• orjinal adıyla bukowski born into this olan charles bukowskinin hayatını anlatan bir film. 23. uluslararası istanbul film festivali kapsamında izlenebilirdi, ancak biletler tükenmiş.

    efsanevi edebiyat ozanı charles bukowski’nin renkli hayatına ve dönemine odaklanarak müteveffa şair, yazar ve adı çıkmış hedonist üzerine aydınlatıcı bir genel bakış sunan bu film, muazzam bir seyir keyfi veriyor ... çok sayıda şiir kitabının, basındaki köşesi pis bir ihtiyarın notları’nın, postane ve kadınlar gibi otobiyografik romanların ve barbet schroeder’in biyografik film denemesi “barfly”ın yazarı bukowski, 1994’te ölmüştü. filmde bono, sean penn ve harry dean stanton gibi ünlü hayranlarının övgülerinin yanısıra, basımcılardan, içki arkadaşlarından ve sevgililerinden anekdotlar ve içyüzünü ortaya çıkaran bilgiler de bulunuyor. ancak, çeşitli kaynaklardan toplanan olağanüstü arşiv görüntüleri sayesinde, filmin asıl yıldızı, kapısına gelen herkesle konuşmaya gönüllü görünen bukowski’nin kendisi. schroeder ve taylor hackford gibi isim yapmış hollywood yönetmenlerinin çektiği filmlerden bölümler dışında, avrupa televizyonlarından alınmış, seyirci önünde yaptığı okumaların zor bulunan görüntülerinin de dahil olduğu parçalar var. sonuçta bu cazip ve geniş kapsamlı biyografik film, sanatçının benzeri az bulunur yeteneğinden ve hayatını alışılmışın sınırlarının epey ötesinde yaşamaya yönelik öfkesinden kuvvet alan, karizmatik bir yaşam-gücü olarak portresini ortaya çıkarıyor ...

    kaynak: istfest.
  • barbet schroeder'in filmi için..
    (bkz: barfly)
  • ciktigi gün biletimi aldigim film.
  • bukowski'nin karısı linda'yı kameralar önünde kanepeden tekmeleyerek attığı sahnelerin bulunduğu, bukowski'nin barfly mickey rourke için "abartıya kaçmış, olmamış" dediği, "arşiv görüntülerini arka arkaya yapıştırmak yetmez, iyi bi belgeselde ruhu yansıtacak iyi bir metin de olmalıdır" tezini haklı çıkararak "ruhu olan sarhoşun" ruhsuz belgeseli...
  • sean penn, bono ve tom waits gibi kankalarıyla söyleşilerin yer aldığı başarılı bir charles bukowski belgeseli. sean penn; kendisi için "annemi becermeye kalktı ama onu babamdan çok severim" der ve koparır.

    15-30 nisan tarihlerinde istanbul modernde gösterime giriyor. geçen yıl festivale geldiğinde kaçıranlar için bulunmaz bir fırsat.
  • yazilarindaki gibi pis bir moruk degil de, daha sevimli ve anla$ilabilir bir “insan” bukowski.
    kameralar onunda karisini tekmeleyen veya sevgilisine yazdigi bir a$k $iirinde gozya$lari doken bir bukowski. daha derinlere inilmesi gerekliliginin belgeseli.
    ozellikle, a$ina olunan bono ve sean penn roportajlarinda sanki tanidik bir arkada$imizin agzindan anlatiliyordu. u2 konserinde ismi anons edildiginde ne kadar mutevazi olabilecegini goruldu.mizahi yonleri goruldu.

    belgesel adini 1992 tarihli gulun golgesinde , (the last night of the earth poems) adli $iir kitabından almi$tir.

    yazilmasa olmaz *

    dinosauria, we

    born like this
    into this
    as the chalk faces smile
    as mrs. death laughs
    as the elevators break
    as political landscapes dissolve
    as the supermarket bag boy holds a college degree
    as the oily fish spit out their oily prey
    as the sun is masked

    we are
    born like this
    into this
    into these carefully mad wars
    into the sight of broken factory windows of emptiness
    into bars where people no longer speak to each other
    into fist fights that end as shootings and knifings

    born into this
    into hospitals which are so expensive that it's cheaper to die
    into lawyers who charge so much it's cheaper to plead guilty
    into a country where the jails are full and the madhouses closed
    into a place where the masses elevate fools into rich heroes

    born into this
    walking and living through this
    dying because of this
    muted because of this
    castrated
    debauched
    disinherited
    because of this
    fooled by this
    used by this
    pissed on by this
    made crazy and sick by this
    made violent
    made inhuman
    by this

    the heart is blackened
    the fingers reach for the throat
    the gun
    the knife
    the bomb
    the fingers reach toward an unresponsive god

    the fingers reach for the bottle
    the pill
    the powder

    we are born into this sorrowful deadliness
    we are born into a government 60 years in debt
    that soon will be unable to even pay the interest on that debt
    and the banks will burn
    money will be useless
    there will be open and unpunished murder in the streets
    it will be guns and roving mobs
    land will be useless
    food will become a diminishing return
    nuclear power will be taken over by the many
    explosions will continually shake the earth
    radiated robot men will stalk each other
    the rich and the chosen will watch from space platforms
    dante's inferno will be made to look like a children's playground

    the sun will not be seen and it will always be night
    trees will die
    all vegetation will die
    radiated men will eat the flesh of radiated men
    the sea will be poisoned
    the lakes and rivers will vanish
    rain will be the new gold

    the rotting bodies of men and animals will stink in the dark wind

    the last few survivors will be overtaken by new and hideous diseases

    and the space platforms will be destroyed by attrition
    the petering out of supplies
    the natural effect of general decay

    and there will be the most beautiful silence never heard

    the sun still hidden there
  • altyazısını bulana veya getirene yüz bin lira vereceğim bukowski belgeseli..
  • yarin sabaha kadar inmi$ olursa i$ten atilmayi goze alip izleyecegim belgeseldir. oyle bir merak, oyle bir istek var iceride boyle...

    edit: atildim.
  • crumb ile aynı kategoride olan yani kaçırılmaması gereken film.

    bukowski'nin hayatını, kadınlarını, tekdüze ama etkileyici bir tonla okudugu şiirilerini dinleyebileceğiniz güzide bir yapım. evlendigi boyunsuz cüce kadın (ama kitabevi sahibi) ve asla evlenmedigi kızının annesi (ki sakalli, onun da annesi yaşıyor o da sakallı, kızı normal.) oldukça ilginçti.

    kendisinin de dedigi gibi; "(fame, money and “the blondes with the tight pussies”) came too late."

    zamanında gelseydi ne olurdu derseniz burada ufaktan bir fantazisi var (bkz: californication)

    edit: artık türkçe altyazısı olan filmdir.
hesabın var mı? giriş yap