broken

  • 4096
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

ıssız adam

eveeet alperin sakalı, adanın memesi, bilmem ne teyzenin döpiyesi derken bir filmin daha sonuna geldik. filmle ilgili yapacağım saptamaları ve filmdeki göstergeleri şpoyler ibaresi altında devam ettirmek istiyorum çünkü benim yüzümden kimsenin filmin sonunda daha az ağlamasını istemiyorum.

--- spoiler ---

şimdi kız var, ismi ada, güzel bi kız alımlı bişey. sinema sektöründe çalışmış eskiden sonra ayrılmış ne denli kurtlar sofrası olduğunu görmüş, şimdi çocuklara batman robin kostümleri falan dikiyor kendi dükkanında özel günler için (mesela gotham city'nin bağımsızlık günü) idealist yani. kızın geçmişine dair bir kaç ufak ipucu dışında elimizde bir şey yok, alper üstü kapalı olarak "ne o la eskiden fena sigtiler seni heralde ehöhö" esprisine karşılık ılık nescafeyi üzerine fırlatmasından anladığımız kadarıyla ada eskiden kötü bir aşk macerası yaşamış, bu konularda hassas yani.

erkek var adı alper, taşradan gelmiş istanbulda kendi tutunmuş, henüz bir akp'li bakan gelip risotto siparişi vermemiş olacak ki cihangir'de bir restoran işletiyor, güzel bi arabası var chrysler cruiser, neden bu arabayı tercih etmiş? çünkü retro bi tasarımı var arabanın yani alper burda geçmişe özlem duyuyor istanbuldaki hayatından vazgeçemese de aslında köyünü özlüyor, hayat bitirmiş onu threesome'lar, swinger partyler falan yormuş. annesi küçükken ona lynyrd skynyrd’dan simple man i söyleyerek uyutmuş belli ki köyde, onun için ne oldum delisi bir insan olmamış alper lüksünden ödün vermese de arabasını retro, evini olabildiğince sade dekore edip semiramis pekkan falan dinler olmuş.

kumrularımızın ilk seks deneyimi oldukça ilginç, gerçi ona pek seks denemez daha çok eli sopalı japon avcılardan kaçmaya çalışan kutup foklarının buzda debelenmesini çağrıştırdı bana. bu sahne sayesinde alperin sadece trisamcı, svingırcı, para karşılığı sekse sıcak bakan, fahişe uzmanı(whore master.. var böyle bir sıfat gerçekten) bir insan olduğunu değil aynı zamanda bir date raper(bu da var) olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. ada'nın burdaki durumu çok önemli, bu sahnedeki en önemli gösterge ada'nın sütyeni. alper kızın kazağını sıyırınca ne görüyoruz? lacivert sıradan bir naylon sütyen, yani ada eve sikişmek amacıyla gelmemiş, tamamen temiz duygularla, sadece şarap içip müzik dinlemeye gelmiş. yoksa neden babannesinin sütyenini giyip gelsin değil mi? tabi ne bilsin bu oğlan azmış, parkeleri kanırtacak benimle. düşünemiyo yani saf.. bunu akıl edemeceyek kadar saf olan kızımız nedense sabah olunca "benim kahvemden içiyosun, çabuk bitsin ki hemen gideyim diy miiiğ?" şeklinde komplike ve zekice çemkirebiliyor aniden alpere. alper her ne kadar " yok boolm nerden çıkarıyon bunları hüürrrp" falan dese de bu sahnenin bir drama queen'e ihtiyacı var. ada görevini başarıyla yerine getirerek çekip gidiyor. dış mekanda ada'yı tam bir walk of shame durumunda görüyoruz.

şimdi bahsedeceğim sahneyi eminim herkes iyi hatırlıyordur. ada arkadaşının karşısında yine gittim denyonun tekine verdim diye ağlanıp sızlanırken karşısındaki arkadaşı içtiği sigarayı elindeki peçeteye tükürerek söndürüyor. buraya kadar her şey tamam da.. ya peçeteyi ağzından uzaklaştırırken peçete ve ağızla birleşik olarak aşağıya doğru sarkıp uzayan tükürüğü gördünüz mü? "ıyyy pis amına koyayım, iğrenç laaan" dediniz evet ama eğer ki bu sahne çağan ırmak'ın gözünden kaçan bir sahne değil de bilerek kurgulanmış bir şeyse o zaman farklı bir anlamı var. klasik sinema dilinde "kötü" kavramının zaafları olmaz, hataları olmaz. en azından "aa bu da bizdenmiş, püsküütü çaya banıp yiyo, sümüğü akıyor, regl olunca sevgilisinden olup olmadık şeyler istiyor" vb.. şeyleri düşünüp empati kurmamız engellenir ki, katharsisi yanlış kanalize etmeyelim, iyi'yi kötüden ayırabilelim, kötü daha kötü, iyi daha iyi olsun, kötüler ölsün gebersin, iyiler amerikayı uzaylılardan ve araplardan kurtarsın vs.. siz hiç taharet musluğunda götünü yıkayan femme fatale karakter gördünüz mü? görmemenizin nedeni yabancıların götlerini yıkamamaları ve çok pis insanlar olması yüzünden değil. işte bu sahneyle o kız diyor ki "alo ben harbi kızım, sizden biriyim, halk çocuğuyum, alperle ilerde bir işim olmaz". yani bu sahneyle beraber bu kız ve alperin sikişmemesi garanti altına alınıyor. yoksa bu sahne olmasa da işi alpere bıraksan ohooo havada karada. bu yüzdendir ki ilerde alper ve bu kızı yanlarında adayla beraber sarmaş dolaş felan görmemize, alperin bunu yanağından öpmesine, yani filmin fake atmasına rağmen "imkanı yok bunlar asla sikişmeyecek" diyerek gönül rahatlığıyla izledim. halbuki bu sahne olmasa önceden kıza "motor, kaltaaaak, az sonra kesin alpere verecek orospu" diye ön yargılı yaklaşmayacak mıydık?

kumrularımızın ikinci sevişme sahnesi alper için deplasmanda geçiyor. sahneyi değerlendirmeden önce bu kısımla ilgili başka bir göstergeyi ele alalım. alperin evine baktığımızda modern ve retro dizaynın yanı sıra eve belli bir matlık sahip, alperin evinin cansız ve soğuk renklerine karşın ada'nın evinin canlı ve sıcak renkleri. aynı zıtlık michael mann'in heat filminde vardı robert de niro'nun minimalist ve soğuk evine karşı ashley judd'un sıcak ve renkli yuvası. bunlar güzel göstergeler tabi neyse ne diyorduk alper deplasmandaydı. evide oynayan her takımın yapacağını yapan ve erken atağa kalkmasının ve durmadan saldırmasının yanı sıra alper denen hayvan bu tutumunu deplasmanda da sergileyerek agresif oyunuyla göz doldurmadı diyemem. ama ada öyle bir kız değil, kırbaca, kelepçeye dirty talk'a gelemiyor. bu yüzden ilk önce üste çıkıp kontrolü eline aldı daha sonra da alperi, hayvanat bahçesinden kaçan her ayıya yapılan uyuşturucu tabancayla vurma ve bayıltma işleminden geçirdi. bu üste geçişi aynı zamanda proleterya'nın kapitalizme karşı bir zaferi olarak yorumlayabiliriz. bireysel olarak olmasa da ada'nın üretkenliği, idealistliği, anaç ve korumaclığı, sekse temkinli yaklaşışı proleterya'yı bir sovyet propaganda afişiymişçesine temsil ederken, alper'in rahatlığı, umursamazlığı ve durmadan hoyratça zevk arayışları kapitalizmin komformizm vaadiyle uyuşmakta. çünkü alper bu sevişmede öyle bir kendinden geçti ki bir ara yumruğunu kaldırıp enternasyoneli söylemeye başlayacak zannettim. son olarak "hadi bak dokun hisset ımm mm" ve "ohh evet vay bee uvv beybii" enstanteneleri nedir? marlon brando maria schneider'la sevişmedi öyle last tango in paris'te.. biz de sikişiyoruz kandırmayın insanları.

ve en can alıcı bölüm alper'in annesi köyden gelir. burada bu hanım teyze'ye yüklenen misyon nibelungen'deki siegfreid'ınki gibi bir kurtarıcı değil. daha çok alperi sıkıştığı eklektik ve gel gitlerle dolu hayatında gerçekle yüzleştirecek olan "nenen çarık giyerdi bunları unuttun mi?" modelidir. bu yüzdendir ki alper eski hayatına ne kadar özlem duyarsa duysun istanbulda bu durumla (yani taşralılık, köylülük) çatışmak onu oldukça rahatsız etmekte, rezil olacağı dürtüsüyle annesine modern hayatın içinde bir şark köşesi muamelesi yapmaktadır. restorandaki mevzu bahis sahnede alperin "annee.. anneee.. annneeeeeeeeeaaaaaa" diye kriz görmüş başbakan gibi höykürüp kadıncağızın ödünü patlatması, tansiyonunu 20 ye çıkarması alperin saf bir göt oğlanı olmasından dolayı değil bu yüzdendir. ama bağırmak ki ne bağırmak sanırsın ki annesi eski engizisyon yüksek üyesi de alperi kazığa oturtmuş, holy diver etmiş orta çağ'da. aslında buradaki doğu-batı örnekleri oldukça fazla, gloria jeans de türk kahvesi içen anne çok basit ve artık görmeye alışık olduğumuz bir görüntü. yani postmodern bir görüntü değil artık, kadıncağızın alışveriş merkezindeki etrafa bakışları falan.. geçiniz. ama kızımız ada ne yapıyor, harem(esenler değil de harem olması da kozmopolit yapıyı daha iyi anlatmış) otogarından kadının otobüsten iner inmez elini öpen kızımız, gloria jeans de frappuçino içmeyi tercih ediyor. ulan ölür müsün o kadına eşlik edip türk kahvesi içsen. hayır olmaz, neden çünkü ada orada ben kadir kıymet bilirim, çok sevecenim, örf adetlere saygı duyarım ama modern yaşamın gereksinimlerinden de kopmuyorum, senin oğlana yatakta ne numaralar çekiyorum bi bilsen diyor o frappuçinoyla. yani kız-erkek beraber kadını eziyorlar köylü diye, halbuki kadının yaşadığı evi gördük, mekanı gördük gayet modern güzel bir yerde yaşıyor. kadın telefonla aradı alperi köyden gelemeden önce, telefon falan da var yani, günahını alıyorlar.

kızın istanbuldan kalkıp köye gidip alperin yatağında yattığı sahneler, fotoğraflara bakmalar vs.. drama queen kavramını batıdan doğuya taşıyıp bokunu çıkarması olarak yorumlanabilir. ama köylük(köylü çünkü bilmiyor, karagöz hacivat falan geliyo akıllarına drama diyince) yerde bilmezler drama queen falan çamlığa çekiverirler adamı.

final sahnesinde alper peter sellers a ve inspector clouseau ya gönderme yapıyor, komik olmaya çalışıyor ama kız anlamıyor tabi. kızın entelektüelitesi yüzeysel çükü, puslu kıtalar atlası gibi mainstream eserler okuyor. hatırlarsanız rahmetli peter seller da yapardı pink panther serisinde. kadrajdan çıkar, bir süre kadrajı boş görürüz sonra sellers gittiği taraftan diğer tarafa doğru yürür çünkü yanlış tarafa gitmiştir. alper de burada bu komiklik çabası içinde olsa da kız çoktan vayt anglo saksonlara karışmış, bu tür laubaliliklere prim vermeyecek kadar akıllanmıştır. kısaca blake edwards ın pink panther'iyle işi kalmamış artık bir breakfast at tiffany's düşkünü olmuştur.

--- spoiler ---

sonuç olarak yönetmen burda bekar erkeklere seslenmiş, elinizdekinin kıymetini bilin yoksa hayatınız boyunca chrysler'le gezip şarap içip bissürü insanla seks yapmak zorunda kalırsınız mesajını vermek istemiştir.

devamını okuyayım »
17.11.2008 19:17