şükela:  tümü | bugün
  • harcanan paranin kazanilan paradan fazla olmasi durumunda olusan durum.
    (bkz: kredi karti)
  • bütçenin kararlanılan* meblağda oldurulamayışı*.
  • bütçe kanunu tasarısında veya uygulanma sonucunda gelirler ile giderler arasında fark olursa ve giderlerin daha fazla olmasi sonucu ortaya cikan durum
  • sim city'den öğrendiğim kadarıyla hiçbir zaman kapatılayan bir kapı. aralık kalmak için yırtındığını da iddia edebilirim. (bkz: oyunların gerçek hayata etkileri)
  • bütçe açığıyla ilgili olarak ortaya konulan iki görüşten kötümser olana göre bütçe açığı büyümeyi olumsuz yönde etkiler.
    iyimser olan ricardo'cu görüşe göre ise bütçe açığının ulusal tasarruf ve büyümeyi olumsuz yönde etkilemesi söz konusu değildir. ricardo'nun eşdeğerlik argümanı'na göre bütçe açığı arzulanmayan bir olgu değildir.
  • 2009'un ilk ayında %466 artmıştır; yani hazinede giderler aynen artarak devam etmiş ve fakat ekonominin durma noktasına gelmesi sebebiyle alınan vergiler, yani gelirler azalmıştır.

    hazinenin çarçur edilmesi mi dersiniz, krizin teğet(!) geçmesi mi dersiniz, ne derseniz deyin..
  • türkiyenin şu andaki bütçe açığının nedenlerini iyi analiz eden bir yazı..

    --- spoiler ---

    bu sütunun okurları cari denge ile bütçe dengesi arasında çizdiğim değiş tokuş görünümünü hatırlayacaklar. bu konuyu gündeme getirdiğimde bütçe açığının azalmasının ardında yatan nedenlerden birisinin de cari açığın büyümesi olduğunu vurgulamıştım. ithalat arttıkça (ki bu cari açığın artmasına neden oluyor) ithalde alınan vergiler de arttığı için bu gelişim bütçe açığının kapanmasına yardımcı oluyordu. buna bir de sürekli olarak tekrarı mümkün olmayan ve konjonktürden kaynaklanan özelleştirme gelirleri de eklenince bütçe açığı azalıyor ve kamu maliyesi iyiye gidiyor gibi görünüyordu. geçmişte cari açık bu kadar büyük ve özelleştirme gelirleri de bu yükseklikte değilken bütçe açığımız büyüktü. 2000’li yıllarda durum tersine döndü ve cari açığımız artarken, o artışın vergilere yaptığı katkıyla bütçe açığımız azaldı. şimdi yine eskiye dönüyoruz. ithalatımız düşüyor, konjonktür de artık eskisi kadar özelleştirmeye imkan vermediği için cari açığımız azalırken bütçe açığımız artacak.

    --- spoiler ---

    düşünceler mahfi eğilmeze aittir.

    yazının tam metni için; http://www.radikal.com.tr/…5.02.2009&categoryid=101
  • daha ayın ortasından vereceğimin kesinleştiği ve artık hayat tarzım gibi olan açık. para bir yerden geliyor bin yere gidiyor, doğaldır. para gelecek kaynakları arttırıp giden kalemleri kısarsam olur mu? olmaz. daha fazla çalışmak istemiyorum amanaski.

    kültür bütçesine iki aydır fazla ödenek çıkartamıyor, yaşamam için en temel şeylere kaynaklarımı aktarıyordum. aynen küçük türkiye gibiyim. para az, gelen parayla da kitap aldım mı aç kalıyorum. sinemayı abarttım mı ya da dışarıda haddinden fazla sürttüm mü, imf'den borç alır gibi kredi kartına abanıyorum. sonra o kredi kartı bumerang gibi dönüyor kıçıma giriyor. demek ki kredi kötü bir şey, aç da dolaşsam almamam lazım her şeyi. cebimdeki para kadar dolaşmalıyım dışarıda.

    küçük beynimle bunları akıl edebiliyorken, bu kadar okumuş adam, sanayi, doğal kaynak, hayvancılık, tarım, maden var da memleket niye böyle lan? kazma mıyız biz? benim maaşın üçte biri kiraya gidiyor, faturasyon ebemi sikiyor, bir de güzel içtiğimden olsa gerek yakıt alınca geriye çok bir şey kalmıyor. peki türkiye kendi evimiz değil mi? kira diye ay sonunda titreyen yaşlı hırslı ev sahibimiz mi var? alkole çok mu para veriyor başımızdakiler? ki hepsini az çok bilirim, bir tane kırmızı tuborg içseler halıya kusup ortalığı berbat edecek adamlar. ee bu da değil? peki neden kimsenin parası yok?

    kültür bütçesine ayıramadığım para zamanla cahil tarafımı güçlendirecek, kitap alıp okumam gereken zamanlarda ancak karnımı doyurup kalan boş zamanlarda okuyacak, izleyecek bir şey bulamadığımdan televizyondan beleş yayınlanan beş para etmez programlara bağımlı olup başkalarının kazandığı parayı sikirdek gibi bekleyeceğim, onlarla birlikte ağlayacağım.

    kutusunda büyük hissediyorsa, bana giren çıkan ne? sana giren çıkan ne?

    zamanla, dışarıya adım atsam cebimden gidecek paranın kabusunu göreceğimden, ruhaniye bağlayıp yanımda kalan para için şükredeceğim. neden kazandığım paranın insanca yaşamam için, kendimi geliştirip farklı kitaplar alabilmem için yetmediğini sorgulamayıp, başkasının kutusuna bakacağım. altı üstü yemek yapılan at yarrağı bir programda, insanların birbirine didişmesine bakıp zamanımı boşa geçireceğim ha?

    adamın beynini sikerler kamil!

    ki milyonlarca insanın beynini sikmişler ki, kendi evimizde kiracı gibiyiz. ülke olarak borç ödüyoruz, birey olarak bankalara borçluyuz. ayda bir kere bile ahizesini kaldırmadığımız telefona para veriyor, özel iletişim vergisi diye bir siki cebimizden çalmalarına sesimizi çıkartmıyoruz. çünkü başkasının kutusundaki para çok daha önemli. büyük hissediyormuş! düzülmekten arkandakini hissetmiyorsun artık, başkasının kutusunu nasıl hissediyorsun?

    en son çeşitlerce yemeği ne zaman masanda gördüğünü hatırlamıyorsun ama başkasının yemek üzerinden birbirlerine en iğrenç düşüncelerini kustuğu yarışmaya sonsuz bir sabır göstererek gece-gündüz izliyorsun.

    kendi hayatından vazgeçmişsin, boşaltmışsın, kalan boşluğu televizyondan çıkan şeylerle doldurmaya çalışıyorsun. tam herkesin istediği gibi birisin. haklarını aramayı aklının köşesine getirmeyen, en son okuduğun kitabın hangisi olduğunu bilmeyen, atmaya geldi mi mangalda kül bırakmayan, sahip olduklarına şükredip kenara çekilen, neden bu böyle diye sormadan günlerini geçiren, boğazına kadar battığın bokun içinde daha fazla batmamak için debelenmeyi reddeden bir hiçsin. sıfırsın.

    senin cebinden vergi adı altında çalınan paralarla elli metrede bir camiler kurulurken, bunun tepesine beş vakit çıkıp ezan okuyan adamların attğı her adımın parasını bile sen ödüyorsun. kitaba veremediğin para, tiyatroya veremediğin para öteki dünya safsatasıyla kafa siken adamlara maaş oluyor. bilmem söyledim mi, diyanet işleri eskinin parasıyla 2 katrilyonu (ki daha fazla olduğuna eminim) iç ediyor. din üzerine plug in geliştirmek için çok iyi para.

    ----

    ofisin son saatlerinde yazmışım, artık neye delirdiysem. bira içtim de rahatladım, alıp başımı gitmek bir okulda akademik kariyer yaparken bisikletle göl kıyısında dolaşmak istiyorum. yurtdışı olur, cehennemin maraton tribünü olur farketmez. ibneler, hayatımızın içini boşaltıp onlara bağımlı hale gelmemizi, bir çuval kömüre muhtaç olmamızı, öteki dünya yalanı uğruna bu dünyadan vazgeçmemizi istiyor ya. şeytan diyor muhteşem bir oyun oyna, otuz yıllık büyük yemin et, dudaklarının üzerinde azıcık bıyık, ağzından allah'ı düşürmeyerek gir aralarına. zamanla yüksel, başkanım başkanım diye el etek öp, en radikalleri ol, kendin gibi olmayanları daha ağır cezalandır ki cemaatinden büyük saygı gör ve en sonunda bu güruhun en güçlüsü ol.

    işte o zaman çıkar üzerindeki cübbeyi, elindeki gücü de kullanarak hepsinin üzerine kalorifer böcekleriymişçesine bas, sikert o cemaatlerini, geri kafalılıklarını, yobazlıklarını, akıl-mantık varken uğraştıkları safsataları, bitir bunu. senin de ömrün bitsin ama bu garabeti sök at. ama iki bira içenin ülkeyi kurtarmaya çalışması gibi durduğu için kendimi bile ciddiye almıyorum.

    demek haketmişiz ki, bu durumdayız, bu durumdayım. ulan dallandı budaklandı konu. evet param bitti.
  • bütçe açığında sadece ilk iki ayda bir yıllık öngörülen miktarı yakalamışız.

    http://www.ntvmsnbc.com/id/24948551/

    ekonomi politikasını eleştirince kötülemeye bayılanlara bir çift lafım olacak; arkadaşlar, takım tutar gibi parti tutmak, mürit gibi insanların peşinden koşmakla olmuyor bazı şeyler. bunun ekonomiden anlamakla alakası yok, evet bu krizin sorumlusu hükümet olmayabilir, ama göz göre göre gelen bir sorunu sanki yokmuş gibi varsaymak, önlem almamak yanlıştır. teğet geçmek gibi bir durum söz konusu değil, bu işin ucu size de dokunacak farkında değilsiniz.