şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ingiliz rock grubu
  • müzikleri david byrne tarafından yapılmış bir broadway temsili
  • britanya'nin saf rock ekiplerinden.. hem nu metal sinirina yaklasirlar, hem de arada talk talk benzeri bir sukunet yayarlar..

    chrome, ferment vb albumleri bir kosede durabilir ama happy days, ekibin eni konu iyi albumlerinden.. (gizli talk talk elemani tim friese greene'in de katkisiyla..)

    bu arada, esas adam rob dickinson da bruce dickinson'in kuzeni..
  • hakkinda birsey bilmedigim bir iskence aletine verilen ad..

    ingiliz grup ise daha cok duz rock yapiyor gibi gozuken ama sarkilarindaki brit esintileri de farkedilebilen saglam bi grup.. sparks ara gonna fly, crank, judy staring at the sun vs. guzel parcalari..

    ayrica bir de (bkz: catherine's wheel)..
  • ismini, 307 senesinde, bir tekerlek üzerinde işkence görmek suretiyle ölüme mahkum edilen iskenderiye'li azize saint catherine'den alan ve gökyüzünde renkli alevlerden oluşan bir çember oluşturan havai fişek.
  • orta çağ ve antik medeniyetlerde, ekseriyetle de antik yunan toplumunda kullanılan bir işkence aleti. kurban iri bir tekerleğin üzerine oturtulup bağlanarak üzerinde kemik kırma, vücut deşme gibi işkenceler uygulanırmış, sonra da ibreti alem olsun diye günlerce o şekilde kasabanın merkezinde bekletilirmiş.. bir nevi çarmıh. breaking wheel de denmektedir bu tekere..
  • buram buram 90'lar kokuyor. varlığımı sanki şarkıların kıyısında köşesinde hissediyorum chrome ve ferment albümlerini dinlerken. hiç bir saniyesi boş geçilmemiş bu iki albüm. aylardır aralıksız dinlediğim bu iki albümün yaratıcısı grup. vokalistlik artık genlerden mi işliyor bilemiyorum ama rob dickinson'ın sesi bir nevi kulaklarımda 24 saat hapsoluyor. ferment'in daha girişinde texture ile birlikte hazır olun dercesine bir giriş yapılıyor daha sonra sırayla insan beyninde o ses dokuları yerleşmeye başlıyor her seferinde bizim kendi irademizle tamamlayamadığımız adeta, i want to touch you ile ulaşılamaz güzelliklerin içimizdeki acısı, indigo is blue'nun destansı girişi daha sonra ferment diye haykıran rob'un dinleyiciyi oracıkta fermente edip, dinleyinin hücrelerini yeniden şekillendirdiği ve albümün peak yaptığı tumbledown ve bill and ben şarkıları ön plana geliyor bana baştan sona epik olan bu albümün içinde daha kişisel algıladığım şarkılar olduğu için. ferment bitiyor. daha sonra ikinci perde başlıyor adeta chrome albümüyle, kill rhythm nispeten daha sert bir albümün habericisi. ama bu albümde de genel bir manik hava var. chrome en iyi kozlarını sonlara saklıyor, zirvesini sonlara doğru müthiş bir trilogyiyle yapıyor adeta. the nude, ursa major space station (adeta ikinci bir souvlaki space station vakası, ne gariptir ki bu iki şarkının çıkışı arasında yaklaşık 1 ay var) ve fripp ile. arada crank'i de unutmamak lazım tabi ki. grubun kalan 3 albümünü pek dinlemek gelmiyor içimden, bu iki albümün çizgisinde olmadığı için belki de. happy days ise tam anlamıyla arafta bir albüm. ama bu iki albüm zaten catherine wheel'i tamamlayan, tanımlayan öğeler. ayrıca bu grup mutluluğunun müziksel tanımı olabilir benim için. ne kadar dinlesem yetmiyor:

    (bkz: too much is not enough)
  • strange fruit çok güzel. biraz a-ha havasıda var sanki biraz aor a da benziyo ne olursa olsun çok güzel müzik yapmışlar eferim.
  • bir dergi ile hediye gelmişti bu albüm hala da saklarım ... 1995

    o zamanın ileri teknoloji walkmanleri iki parça arasında durabiliyor ve ileri sar dediğinde bir sonraki şarkıyı hazır hale getiriyordu, bu albümdeki birçok şarkı hariç..

    kasedi takınca zaten ileri geri uğraşmaya gerek yoktu, farklı bir gezegene geçiş yapıyorduk

    happy days