şükela:  tümü | bugün
  • 1738-1794 yılları arasında yaşamış, ünlü sucluyu kaziyiniz altindan insan cikar sözünün sahibi, dei delitti e delle pene yazarı, ünlü italyan ceza hukukçusu.
  • "insanlara, kendileri gibi olanları öldürme cüretini veren nasıl bir hukuktur?" diyerek ortaçağ düzenine alabildiğine yüklenen, dönemince radikal kabul edilebilcek aşmış insan.
  • dei delitti e delle pene eseri ceza hukuku için bir nevi kaideler kitabıdır.öyle ki fikirleri ceza hukukunun ve genel anlamda kamu hukukunun gelişiminde büyük rol oynamıştır.

    "bir cezanın, bir ya da birden çok kişi tarafından bir yurttaşa karşı uygulanan kaba bir güç, şiddet olmaması ve sayılmaması için, her şeyden önce kesinlikle herkese açık, çabuk, kaçınılmaz, belli koşullarda olabilir yaptırımların en ılımlısı ve en azı, suçların ağırlığıyla orantılı ve yasalar tarafından belirlenmiş bulunması zorunludur."
  • hukuk öğreniminin ardından, 20 yaşında doktorasını tamamladı. filozofik konularla meşgul oldu. 1763'te arkadaşlarının tavsiyesiyle "dei delitti e delle pene" (suçlar ve cezalar) isimli kitabını yazmaya başladı, bir yıl sonra imzasız yayınlattı. kitabında sert eleştiriler yer alıyor. 100 sayfalık bu eser ceza hukukunun en önemli eserleri arasındadır. en şiddetli eleştirilerini işkenceye, darağacına ve engizisyona karşı yapmıştır. düşünceleri zamanı açısından devrimci nitelikteydi. dini suçlar nedeniyle ölüm cezasına da karşıydı. onun zamanında bazı günler şehirde altı kişi asılırdı. toplumsal yarar teorisinin en önemli ismidir ayrıca. ona göre cezanın tek sebebi suçlunun diğer fiillerini engellemek ve vatandaşları suçtan uzak tutmaktır.
  • sanıklara ant içirilmesi üzerine yaptığı değerlendirme oldukça yerindedir:

    "susmanın kendisine çok büyük bir yarar sağlayacağı bir anda, sanıktan özü sözü bir, doğru sözlü biri olması istenmektedir. yasalarla insanın doğal duygularının çatışmasıdır bu."
    (sami selçuk'un çevirdiği suçlar ve cehakkında hakkında isimli kitabından)

    bugün bizim hukukumuzda da yemin delil olarak kullanılmaktadır. ve bunun delil niteliği beccaria'nın yaşamış olduğu 1700 lü yıllarda da tartışılmıştır ve ne acıdır ki bugün de hala tartışılmaya devam edilmektedir.
  • emin artuk'un dilinden düşürmediği italyan ceza hukukçusu. emin artuk'un öğrencileri bilirler onun kitaplara düşkünlüğünü, sahaflarda kitap sakladığını, kitabı alanların peşlerine düştüğünü. işte bu mümtaz şahsiyet sayesinde beccaria ile yatıp beccaria ile kaltığımız halde sadece prensiplerini ezberleyip sınavı geçmekle yetinmiştim. beyoğlu sahaflar çarşısında beccaria'nın "suçlar ve cezalar" kitabını gördüğümde aklıma hemen emin artuk'un parmağına sallayarak beccaria'yı anlatışı geldi. hemen aldım beşeriyetin mecellesi'ni, alır almaz da okudum. emin artuk’un beccaria aşkına hak verdim. aynı zamanda kendisinin pek çok konuda muhittin göklü’den ilham aldığını da bu kitap vesilesi ile öğrenmiş bulundum.

    muhittin göklü’nün suçlar ve cezalar’ı türkçeye çevirme hikayesi;

    “...cesaret ve gayretimin menbaı kendime güvenim değildir. böyle azametli bir işe girişimin müvellidi, kalbimi dolduran heyacan ve aşktır.
    filhakika –suçlar ve cezalar- kitabının bazı sahifeleri beni o derece şaşırtmış, ruhumu öyle şahikalara yükseltmiştir ki, aynı aşk, aynı heyecan denizinden hiç olmazsa, bir kaç yudumunu şu küçük avucumla vatandaşlarıma sunmamağı affedilmez bir cürüm gibi gördüm.
    bakın tercüme kararımı nasıl verdim: 1948 yılının karlı bir kış akşamı idi. dersimiz bittiği halde bir kaç arkadaş paris hukuk fakültesi kriminoloji enstitüsünün sıcak dershanesinden daha rahat bir yer bulamayacağımızdan çıkmamıştık. konuştuğumuz mevzu ceza hukukuna dairdi. fas’lı bir hukukçu birden söze karışarak: - ben, dedi, rabbin en adil, en cesur ve alicenap kulu olan hazreti ömer’den sonra, beccaria’yı seviyor ve koyduğu mukaddes hukuk esaslarını beğeniyorum.- biz telaşlandık; o hemen çantasından pek eski, çok yıpranmış küçük hacimli bir kitap çıkararkönümüze koydu: - bir kerre okursanız, bana hak verirsiniz.- diye ilave etti.
    kitabı aldım ve birinci sahifeyi okur okumaz, kendi soğuk inzivagahımı dershanenin sıcaklığına tercih ederek çıktım.
    beccaria’nın suçlar ve cezalar ilmi eseri adındaki bu kitabın fransız mütercimi xviii. asır filozofu andre morellet idi ve tercüme 1766 tarihinde lausanne şehrinde basılmıştı.
    itiraf ederim ki, fransız diline hakkle vakıf olanlara dahi, ancak büyük bir israr, sebat ve tetkikatla gülümsiyebilecek bu felsefi ve hukuki eseri anlayabilmek için çok zahmet çektim. lakin bir kerre nüfuz etmeye başlayınca, ihtişamı, ulviyeti karşısında öyle heyecanlar ve saadetler hissediyordum ki, gözlerime sevinç yaşları doluyordu.
    kitabın bana hediye edilmesini dostumdan rica ettimse de, - haklısınız, lakin başkasını bulamam.- cevabını verdi.
    kitabı bulmak için paris’in hemen hemen her semtini dolaştığıma cenabıhak şahittir; lakin bir türlü bulmak kabil olmuyordu. çaresiz paris hukuk fakültesinin kütüphanesine bir ay kapanarak e. chaillou de lizy tarafından tercüme edilmiş ve 1797 tarihinde neuchatel’de basılmış fransızca bir nüshayı aynen kopye ettim. lakin andre morellet’in uslubundaki kudreti unutamıyor, felsefi ve edebi talakatının lezzetini istiyordum. binaenaleyh, yeniden aramağa koyuldum. tali ve kader 1766 tarihli andre morellet’in 1797 tarihinde basılmış tercümesini yine roma’da buldurdu.”

    “herhangi bir devletin ceza nizamı şu dört sualin cevabını bulmağa çalışır ki, ceza hukukunun mevzuu da işte bu dört sualin cevaplarıdır:
    1. ceza vermeden maksat nedir, ceza vermek hakkı nereden geliyor?
    2. ceza kanunlarının müeyyidesine çarpan fiiller hangileridir; yahut suç dediğimiz ef’alin maddi, manevi ve kanuni unsurları nelerdir?
    3. suçla ceza arasındaki adil nisbeti ihlal etmiş olmadan, merhamet veya intikam duygularına sapmadan, cemiyetin verebileceği verebileceği cezalar hangileridir?
    4. suçları önleyecek çareler nelerdir?

    beccaria, bu küçük hacimli eserinde kudretli bir uslüp ve harikulade bir icmal kabilyetile her dört bahse de temas etmektedir. bu dört mevzu şüphesiz en mühimi birincisidir. zira, bu sualin en doğru cevabı zulmün, keyfi muamelenin, adeletsizliğin izmihlalini meydana getirecektir.
    şimdi bu cevap hakkında birer kelime ile bütün ceza sistemlerine bir göz atalım:
    acaba ceza vermekten maksat ve ceza vermek salahiyeti ammenin selamet ve saadetine mi (locke ve j.j. rousseau’nun sistemi) dayanıyor; yahut bedeni ve ırsi bir zaruretin cemiyete yüklediği şeametten mi (lombroso, mandsley, garofalo, ferri, despine, vaccaro, lacassagne, durkheim’in farklı pozitivist sistemleri) doğuyor; yoksa mutlak adalet ve kefaret nazariyesine mi (kant ve joseph de maistre sistemi) dayanıyor; ve nihayet klasik fayda nazariyesinden mi (beccaria ve tilmizi bentham) çıkıyor?
    uzun münakaşalardan sonra, ve beşer zekasının en keskinlerinden olan guizot, rossi, jouffroy, en hakiki, en faydalı ve en adil sistemin beccaria’nın kurduğu esaslara dayandığını kabul ederek bugün ceza hukuk manzumesine hakim olan “l’ecole neo classique” mektebini kurmuşlardır.
    beccaria nazariyesini bir kelime ile hülasa etmak lazımsa denebilir ki: ceza, cemiyetin beka ve saadetini temin ve ferdin ulvi hürriyetini muhafaza ve siyanet esaslarına dayanmaktadır.”

    muhittin göklü’ye göre beccaria (cesar bonesano, marki);

    “bugünkü dünya ceza sistemlerinin, bilhassa italyan-türk ceza hukuk nizamının ulvi ana hükümlerini vazeylemiş bu büyük adamın hayatı pek şeffaf ve sadedir. onda macera, beşeri hüner ve heyecan safhaları yoktur.
    ...1738 yılında milanoda doğdu ve 1794 de yine aynı şehirde öldü.
    böylece rabbin yarattığı en mümtaz simalardan biri olan beccaria, mukadderatın kendisine çizdiği çemberi asla zorlamamış, bu saha içinde ömrünü ikmal ederek sessiz ve sadasız dünyadan çekilip gitmiştir. kaderin kendisini içine çektiği bu çember gerek sağlığında ve bilhassa ölümünden sonra beşeriyet için bir nur, bir güneş oldu.
    ............
    lakin kendisi bu zaferin şaşasını bütün ihtişamı ile göremedi. bilakis insanların ekserisinin nakör ve kendilerine en çok muhabetkar olanlara karşı zalim olduklarını teessürle sezerek hatta yazmağı kararlaştırdığı ve fransız filozoflarının ikmalini şiddetle istirham ettikleri -mevzu hukuk- adlı ikinci şah eserini teşkil edeceği şüphesiz kitabını yazmaktan vazgeçti.”
  • 'suçlar ve cezalar' eserindeki: ''işkence ekseriya zayıf bünyelerin mahkum olmasına, gürbüz ve mütehammil katillerin masum çıkmasına yarayan meş'um bir vasıtadır.'' tespitiyle gönlümün kralı olmuş ancak ölüm cezası kaldırılsın fakat 'siyasi suçlar' bakımından muhafaza edilsin düşüncesinden ötürü kafamı karıştırmış, döneminde eseriyle ses getirmiş, büyük olaylara neden olmuş italyan bilginidir.
  • suçlar ve cezalar kitabı ile günümüz evrensel ceza muhakemesi hukukuna ışık tutan yazar. okunmadan ceza muhakemesi yorumlanamaz kanaatindeyim.
  • ayni zamanda hem filozof, hem ceza hukukçusu, hem de ekonomist olarak ideal bir foucault karakteri olan sahsiyet.
  • ekonomi alanında da önemli çalışmalar yürütmüştür. görüşleri itibariyle kendisine italya'nın adam smith'i denebilir.