şükela:  tümü | bugün
  • pot kirilmasi bilincinde olunmayan zamanlarda özne olmak ve akabinde gelişen olaylar.
    edit: ukteydi . başlığın üzerine konmayım.
  • 80lerin sonunda almanyadan salaş kıyafetler içinde ziyarete gelen enişteye kapıyı açıp içeri doğru
    -annea dilenci geldi diye bağırmak.
    çikolata falan da getirmişti almanyadan. utanmıştım çok.
  • keşke çocuk olsaydım da hep pot kırsaydım...
    oysa çocukluğum, öyle uzaklardaki şimdi... büyüdüm; pot kırmamayı öğrendim belki ama artık çocuk değilim; pot kırsam bile çocukluğumun o lezzetli iklimindeki tadı verir mi ki bir daha?...
  • aile fertlerine eğlenceli dakikalar yaşatan potlardır.

    yaşım 8-9 civarı. soğuk mu almışım, grip miyim ne öyle bişey. bir hastalığım var işte o aralar. suda eritilip içilen bir ilacım var. maaile oturmuş tv izliyoruz. annem, babam, kardeşim, dayım, teyzelerim herkes bizde işte. annem ilacımı getiriyor bana.suya atıp erimesini beklerken televizyonda ok reklamı çıkıyor. belki hatırlayan vardır o reklamı. o da böyle suya atılıp eritiliyordu. bu reklamı görünce ''aa benim ilacım hehe benim ilacımın reklamını yapıyolar dayı bak bak benim ilacım hehe'' diye salak salak konuşuyorum konuşuyorum... taaaa ki dayım kahkahayı basıp ''o senin ilacın değil'' diyene kadar. dayımın ardından herkes gülüyor tabii, bense ne olduğunu ancak yıllar yıllaar sonra öğreniyorum.
  • söz konusu yapı itibariyle zaten ukala kişiler olduğunda diğer kişilere nispeten çok daha fazla kırılmış potlardır. bunlar arasında çaya gelmiş komşuya, kendisini kapıda yolcu ederken "aslında annem sizinle muhatap olmak istemiyor" deyip hem annenin hem de komşunun karşılıklı yüzlerinin kızarmasına yol açmak ve anneannenin evinde orayı burayı durmaksızın karıştırırken en sonunda kızan dedeye "burası zaten bizim evimiz sana noluyor" diye bağırıp böylece dedeyi anneye karşı dolaylı yoldan doldurmak ( ne de olsa çocuk böyle şeyleri anneden öğreniyordur) sayılabilir.
  • kısmi felç geçirmiş olan annemin anneannesinin kafasında kırdım potu. kendisi yaşlandıkça çocuklaşmış olduğu için sanırım kendisine gıcık kapmışım. 3,5 yaşındayken dedemlerin evine gittiğimde ve kendisini yine koltuğuna oturmuş sürekli elinden aldığım sünger topu ile ellerini açma egzersizi yaparken gördüğümde "sen daha ölmedin mi" diyerek potların babasını kırmışım orda. allah rahmet eylesin ama evde biri 3,5 diğer, 76 yaşında iki çocuk karakter olunca savaş kaçınılmaz ve savaşta herşey mübah, hala kendimi haklı çıkarmaya çalışıyorum ya bravo bana...
  • atlet kenarlardan dışarı çıkınca "hehe bağırsakların taşmış" diye şaka yapılan günlerde, teyzeye yanlışlıkla "hehee taşakların taşmış" demek. anlamını bile bilmiyordum üstelik.
  • babamın sigarasının bittiğini gördüğümde gidip dedemden babam için sigara istemişliğimdir.
  • şimdi efendim 6-7 yaşlarındayım tahminen. biz apartmanın en üst katında oturuyoruz o zamanlar. karşı komşumuzla da aramız çok iyi, ki ismi aynur teyze, hala da görüşürüz ailecek. neyse aynur teyze kendi kapısından bizim kapıya kadar saksıları çiçekleri döşemiş. her gün onlara bakıyo suluyo falan. baya özen gösteriyo yani.. çiçeklerden bi tanesi de böyle kocaman bişey, acayip güzel görünüyo, benden uzundu sanırım çiçeğin boyu, hayal meyal hatırlıyorum. bi gün dayımlar geliyo bize, çok beğeniyolar çiçekleri, giderken diyolar ki şunlardan bi tanesini alıp götürelim. o güzel çiçeği alıp götürüyolar. o saatte kapı çalınmayacağı için soramıyolar aynur teyzeye, sonra söyleriz deyip gidiyolar. ertesi gün aynur teyze çiçeği göremeyince çok üzülüyo. kesin çalmışlar, kapıcı mı çaldı acaba falan diyo. bu kadar aşırı bi tepki verince haliyle söyleyemiyo bizimkiler..

    aradan aylar geçiyo, biz dayımlardayız. aynur teyzeler arıyo, nerdesiniz, size oturmaya gelcektik falan.. kardeşime geldik diyo annem, siz de gelin diyo. "tamam o zaman gelelim" diyo kapatıyo aynur teyze. şimdi çiçek salonda duruyo, nereye kaldıralım diye hummalı bi çalışma başlıyo evde, önce yatak odasına götürüyolar, sonra diyolar ki; eve ilk defa geliyolar, gezerler, başka bi yer bulalım.. nere olsun nere olsun, banyo da küvetin içine koyuyolar.

    geliyo aynur teyzeler, hoş geldiniz beş gittiniz falan.. akabinde aradan yıllar geçtikten sonra bile hala konuşulan o efsane diyalog geçiyo aramızda:

    ay: aynur teyze
    b: ben

    ay: nasılsın küçükkene? sen neler yapıyosun bakıyım? (5 yaşındaki çocukla konuşma tonuyla)
    b: aynur teyzeeeeee, sana bişey söleyim miiiiii? (geliyo)
    ay: söyle oğlum?
    b: hani senin kaybolan çiçeğin var yaaaaa? (tüm ailedeki sıçtık bakışı)
    ay: ee?
    b: işte onu dayımlar aldı biliyo musuuun? (sıçma kısmı)
    ay: yaa öyle mi? (bozulmuş)
    b: evet, hem de siz geliyosunuz diye sakladılar şimdi. (burası tüy dikme kısmı değil)
    b: hatta önce odaya götürdüler, sonra orda görürsünüz diye ordan aldılar. (burası hala tüy dikme kısmı değil)
    ay: ee? (gülüyor)
    b: şu an nerde biliyo musun? banyodaki küvetin içinde. (işte tüy dikme kısmı burası)

    dayımlar annemler falan yerin dibinde tabi, kimse müdahale edemiyo konuşmaya. kilitlenmiş haldeler. sonrası malum, "ay çocuktan al haberi ahaha" falan.. sonra olay izah edildi, özürler dilendi falan. ama kimse bana söyleme diye tembih etmemiş herhalde, yoksa çok söz dinleyen bi çocuktum, biri söyleme deseydi söylemezdim muhtemelen. *

    özet: yıllar geçtikten sonra bile anlatılan, unutulmayan potlardır.