şükela:  tümü | bugün
  • tolstoy'un 1897 tarihli kitabı. bu denemede tolstoy iyi, doğru, güzel gibi estetik kavramları kendince yorumlar ve kendine has bir sanat anlayışı ortaya koyar. öyle ki, kitaptan örnek vermek gerekirse, beethoven'ın 9. senfonisi onun iyi sanat kriterlerine uymamaktadır. zira bestecinin hayatla etkileşimini dinleyiciye yansıtabilme oranı çok düşüktür vs. tolstoy kitapta wagner ve beethoven gibi bestecilerin karmaşık eserlerinin gerçek duyguları yansıtmadığını ve belli bir zümre için uğraşılmış birer kendini gösterme şovu ürünleri olduğunu ileri sürer. klasik sanat anlayışına ters düşünceleriyle şaşırtan tolstoy daha pek çok farklı kriterler ve örnekler içeren bir sanat anlayışı ortaya koyuyor kitabında. şahsen kitabı okumuş biri olarak halk için sanat diyenlerin(özellikle fanatiklerin) başucu kitabı niteliğindedir diyebilirim.
  • şekspir adam değil diyen eser. sinema işte.
  • tolstoy'un bir eseri. türkiye iş bankası yayınları'ndan şahane bir çeviri ile okuyabilirsiniz. (bkz: sanat nedir)

    bu kitapta duyular ve sanatla ilişkisi hakkında bir pasaj vardı. ilgimi çekti zira doğru bir soru soruyordu:

    sanat eserleri genelde görme, duyma duyularına hitap etmekte ve bazı duyular nedense geri planda kalmaktadır. oysa sanatı algılamakta tüm duyuların önemi aynı derecede önemli değil midir? örneğin koku duyusu. neden koku duyusuna hitap eden sanat eserleri yok? (ya da çok az) oysa yemek yapmak da bir bakıma sanat eseri üretmeye benzetilebilrdi.
  • uzun zamandır sanatla ilgili bir şeyler karalamak istiyordum. ama bunun için ne zamanım oluyordu ne de bir kurgu oluşturabiliyordum. geçenlerde elime bu kitap geçti. tolstoy sanatla ilgili oldukça radikal söylemlerini bir konsept içinde temellendirmiş. kitabın özellikle ilk kısmında benim de sanata bakışımla paralel düşünceler olduğunu söyleyebilirim. ancak söylemler yavaş yavaş oldukça konservatif bir boyut kazanıyor. ben de düşündüm ki kitapta katıldığım ve katılmadığım yönlere dikkat çekerek kendi görüşlerimi söyleme şansı bulabilirim.

    birazcık uzun bir giri olabilir. ancak sanata dair farklı görüşler hakkında biraz olsun fikir sahibi olmak isteyen için faydalı bir yazı olacağını düşünüyorum.

    kitabın en sevdiğim tarafı oldukça yalın bir dille kaleme alınması oldu. ne yazık ki sanat konusunda bazı eleştiri yazıları oldukça ağır oluyor ve konuya adapte olamıyorsunuz. tolstoy'un halkçı kişiliği kitabın sade olmasının en büyük sebebi diye düşünüyorum. bu bağlamda hiç çekinmeden kitabı alıp okumaya başlayabilirsiniz.

    kitap oldukça sert eleştirilerle bezeli. kitabın hemen başlarında bir opera oyunundaki absürt olaylar karşısındaki hislerini oldukça çarpıcı bir şekilde ifade ediyor. "eğitimli kişiler için katlanılmaz şeyler bunlar; gerçek bir işçi içinse tümüyle anlaşılmaz, anlamsız. bundan hoşlansa hoşlansa (ondan da kuşkuluyum) efendi zevkini sindirememiş ama öyle geçinen derme çatma efendiler hoşlanabilir; bir de ne denli gelişmiş, uygar olduklarını kanıtlama sevdalısı sefih zanaatkarlarla genç uşaklar..." doğrusu muhtemelen bu söylemlerinde haksız da değildi. bugün birçok tiyatro oyununda sanat adı altında ne türlü soytarılıklar ve bayağılıklar yapıldığını hepimiz zaman zaman görüyoruz. sonra şöyle devam eder "üstüne üstlük bütün bu aptallıklar, bayağılıklar yığını iyilikle, güzellikle,keyifle yapılmıyor. kinle , öfkeyle, canavarca bir acımasızlıkla yapılıyor". ben bunun en büyük sebebininse önemli, ciddi bir iş yapılıyor inancı olduğunu düşünüyordum ki tolstoy bu noktada oldukça güzel bir soru soruyor "sanat gerçekten önemli mi?"

    ardından felsefe tarihinde iz bırakan isimlerin iyinin ve güzelin ne olduğu ile ilgili fikirlerini irdelemeye başlıyor. burada benim için en önemli kısım hemsterhuis'in yaklaşımı olmuştur. bunda en önemli etkende benim sanata bakışımla oldukça paralel görüşleri olmasıdır. der ki: "güzel bize en çok haz veren şeydir; bize en çok hazzı ise, en kısa sürede kafamızda en çok düşünce yaratan şey veririr.güzelde haz duymak demek, insanın en üst düzeyde bilmesi, (ulaşabileceği son sınıra dek bilgiye ulaşması, anlaması, kavraması) demektir; çünkü insana en kısa sürede en çok sayıda algıyı, sezgiyi, duyuşu sağlayan şey budur." işte sanat eleştirisi yaparken ve sanat nediri değerlendirirken ilham almamız gereken düşüncelerden en önemlisi bence budur. tolstoy ne yazık ki bu düşünceyi es geçecektir. kitabında sadece bir bakış açısı olarak değerlendirmekle yetinerek yoldan şaşmıştır.

    sonrasında sanatın doğuşu ile ilgili fikirlerden spencer'in düşünceleri de kitapta yer bulmuştur. hatta schiler'in de vaktiyle aynı düşüncede olduğunu belirtir. bu isimlere göre sanatın kökeni oyundur: "aşağı düzeydeki hayvanlarda bütün yaşam enerjisi ayakta kalmaya, yaşamın sürdürülmesine harcanır; insanda ise bu gereksime harcanandan sonra bir miktar enerji fazlası kalır. işte bu enerji fazlası , daha sonra sanata dönüşen oyuna harcanır". gerçi bu onu hakkında şahsen net bir fikrim yok. buraya not etmek istedim sadece.

    hemsterhuis'in yukarıda bahsettiğim düşüncesi nasıl ki benim sanat anlayışımla paralellik gösteriyorsa yine buna paralel olarak grant-allen'in sanat ve buna bağlı olarak geliştirdiği düşünce de sanatın salt estetik olmadığını ispatlar niteliktedir. "güzeli değerlendirmedeki farklılıklar zevkten kaynaklanır. zevk, eğitilebilir bir şeydir". bakın bu basit görünen cümle sanatta haz eşiği açısından çok değerlidir. hani sıkça kullanılan gerzek sözü, zevkler ve renkler tartışılmaz düstürunu, çökertecek bir niteliğe sahiptir. zevk eğitilebilir. bu tam olarak sizin entelektüellik düzeyinizle ilgilidir. kişisel gelişim zevk eşiğinizi yükselttiği içindir ki yüksek değerdeki sanat eserleri toplumun her kesimi tarafından kıymet görmez. evet zevkler ve renkler tartışılmaz sözünü geliştirmek şarttır hem de "zevkler ve renkler herkesle tartışılmaz" olarak. halk dalkavukluğu sanatı çiğleştirmek dışında bir halta yaramaz. ne yazık ki tolstoy tam olarak din-halk dalkavukluğu yaparak aptal çocuk şarkılarını bile en üst düzeyde sanat olarak görmeye yelteniyor. bu akıl olmaz gafleti yaşıyla birlikte gelen o çocuksuluğa vermeyi yeğliyorum.

    tolstoy kitabın devamında "sanatın bugüne dek doğru dürüst bir tanımı yapılamamıştır. nedeni de sanat kavramının temeline güzellik kavramının konulmasıdır" çıkarımını yapmıştır. ancak bunu ne yazık ki yanlış yorumla yapmıştır. sanatın sadece güzellik vererek değil topluma "fayda" sağlaması gerektiği sonucuna ulaşarak yapmıştır. oysa hazzın en yücesi bilgiden gelendir. haz ve güzellik gibi değerler salt estetik kavramına sıkıştırılmamalıdır. tolstoy garip bir şekilde bu hataya düşüyor. aslında kasıtlı bir görmezden gelme olduğunu söylemek sanırım daha doğru. sebebiyse halk dalkavukluğundan başka bir şey değil. sonuçta tolstoy sanatta faydayı temel almanın basit zanaatkarların işi olduğunu bilmeyecek kadar sığ bir isim değildir.

    zaten bu noktadan sonra kitap ne yazık ki iyice basitleşiyor. din- sanat ilişkisiyle toplum ahlakının ve beğenisinin yanında dini değerlerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. tolstoy sanatı iyiden iyiye avam eğlencesine çeviriyor. iyi ve kötü kavramlarında dini esas alan bir yaklaşımla dinin iyi dediğine yönlendirir sanatı.

    üstelik sanatın günümüzdeki kötü durumunun en büyük sebebi olarak hristiyanlıkla beraber toplumsal statülerini kaybetmek istemeyen görünürde dindar içten içe dinsiz insanların sanatın içindeki değerleri, ahlakı boşaltarak sanatın iyi kavramından kötüye evirdiğini söyler.

    rus olmanın hakkını vermeye devameden tolstoy halk- sanat ilişkisini ciddi bir ajitasyona çevirir. sanat sözüm ona bu halkın omuzlarında yükseliyormuş gibi acaip şeyler söylemeye başlar. işçi sınıfının çektiklerinden dem vurur filan. işte tam bu bağlamda şunu söyler "sanat eğer önemli bir şeyse, tıpkı din gibi bütün insanlara gerekli bir esenlik işiyse, o zaman herkes onu kolayca anlayabilmelidir. sanat eğer bütün halkın sanatı olmazsa,ikiolasılık söz konusudur. ya sanat öne sürüldüğü gibiönemli bir iş değildir ya da bizim sanat olarak adlandırdığımız sanat önemli bir iş değildir". bu sözün neresinden tutarsanız tutun elinizde kalır. insanın içinden şu sözü eleştirmek bile gelmiyor. neyse ki devamında niçe'nin gayet akla uygun yorumuna eleştirel olarak da olsa yer veriyor. "sürünün bu hazzı duyma yetisi yoktur." niçe burada eğitilemez bir yetiden bahsetmez aslında. eğitimsiz insan yığınları sürüdür. entelektüel gelişimine önem veren insanlara bilgi yüklendikçe haz eşikleri yükselir. eğitim sanattan ayrılamaz. biz hayvan sürüsü değiliz koyunlar gibi kavalcı peşinden gidelim.

    bu denli halk mastürbasyonu yapan tolstoy mecburen dindarlık da yapmak zorundadır. dinsizleşen sanatın yozlaştığına dikkat çeken tolstoy, sanatı erotomania hastalığına tutulmuş insanların üretimi olarak tanımlar.

    bu eleştirelerin üzerine birçok şairin eserinden örnekler verip eleştirilerde bulunur. ancak bunu yaparken izlediği sistemi beğendim. şairlerin kitaplarının rastgele şekilde 28. sayfasından eserleri alarak en kötüeserleri ayıklamış gibi görülmekten kaçınmıştır. bunun yanında resim, roman gibi sanat dalları ile ilgili de oldukça sert eleştirilerde bulunmuştur.

    sayfalar ilerledikçe tolstoy daha da pervasızlaşıyor ve geniş halk yığınlarına dokunmayan sanat sanat değildir demeye başlar.

    tabi bu denli halkçı bakış tolstoyu sanat okullarına da düşman yapmıştır. dolayısıyla teknik ve profosyenel olan her sanatçıya düşman kesildi. beethowen, wagner, goethe, shakespeare... aslında tolstoy hayatta olsa tüm sanatçılara düşman kesilmişti.

    sanata ve hayata bakışıyla ilgilişu cümlelerine kulak verelim "eğer insanlık ileri doğru hareket ediyorsa, bu hareketin doğrultusunu gösterecek bir klavuzun bulunması gerekir.bu kılavuz dindir.... din bilincine aykırı, bu bilince kayıtsız bütün sanatlar kınanmalı, hor görülmelidir". sanırım bir şey dememe gerek yok.

    hadi sanat hakkında bu denli bağnaz ve sığ fikirleri kitaplaştırdın. niçe'den ne istedin arkadaş. nietzsche için "ahlaksız, kaba , abartılı ve tutarsız zırvaların adamı" diye bir söylemde bulunuyor.

    son olarak bu "modern" sanat ve özellikle shakespeare hakkındaki pozitif düşüncenin tüm sorumluluğunu goethe'ye atıp konuyu kapatıyor.

    uzun lafın kısası kitabı alın okuyun derim. ancak ciddi bir mantık süzgeçinden geçirmeniz gerek.

    bizim sanat eleştiri ve değerlendirmelerimizde eser odaklı yaklaşımlar sanatın anlaşılmasına her zaman engel olacaktır. sanat eseri onu ortaya koyan sanatçıyla değerlendiirlirse ancak hak ettiği yeri bulabilir. aksi durumlarda tolstoy'un düştüğü şu acı duruma düşmemiz kaçınılmazdır.