şükela:  tümü | bugün
  • merkez üssü hep istanbul olan doğa olayı... diğer bölgelere şiddetini arttırarak veya azaltarak hep istanbuldan yayılmaktadır...

    sizin gibi basının yapacağı haberciliği...
  • sözleri aşağıdaki gibi olan malt şarkısı

    sallandık diyorum
    merkezini bilmiyorum
    sokağa fırlamadım
    duruyorum

    senden bir açıklama gelmeden
    ben bu evi terketmiyorum

    tehlikeleri düşündüm önceden
    ama bölge sakattı zaten
    senden bir açıklama gelmeden
    çaresizim biliyorum

    hayatıma asma bir kat yaptım
    yeni bir aşk bir de çek-yat kattım
    tam mutlu olurum burda derken
    3.1'e bile dayanamadı
    tepeme yıkıldı

    çatlak olabilirim belki hafiften
    sallanıyorsam işte bu yüzden
    senden bi açıklama gelmeden
    kırılmam biliyorum

    herkes panik oldu
    kimisi korktu,
    kimisi yaşamıştı, biliyordu
    hepsi hep bir ağızdan
    "sakin ol" diyordu

    hayatıma asma bir kat yaptım
    yeni bir aşk bir de çek-yat kattım
    tam mutlu olurum burda derken
    3.1'e bile dayanamadı
    tepeme yıkıldı

    bir gün, aniden
    kriz masasında içerken
    richter'den konuşurken
    aşk biter..
    yenisi gelir eskisinden beter

    3.1'e bile dayanamadı sözünü "çok da bile bile dayanamadı" diye uydurmuştum, düzeltme için juanjuana teşekkürler
  • medeniyetin besigi anadolu yu harbi besik haline getiren sallangac duzenegi
  • günümüzde doğal felaket olarak tanımlanmasını hatalı bulduğum, etkilerinin ve sonuçlarının üstesinden gelinebilinir doğal bir olaydır.

    eğer ki, 7 şiddetinde bir depremde dünyanın bir ucunda en güvenli yeriniz sizin kendi eviniz, bir diğer ucunda ise en öldürücü silahının sizin kendi eviniz olduğunu görüyorsanız, bu doğal olayın felaket boyutunu değil de, bu olayla mücadeledeki sorumsuzluk ve başarısızlık boyutunu sorgulamak ve sorgulatmak gerekir.

    bu coğrafyada deprem yeni bir şey mi ? değil ! binlerce yıldır bu coğrafyanın insanı yinelenen ve yenilenen depremlerle yaşamış ve bu coğrafyanın karakteristik bir özelliği olarak kabullenmiş bu doğa olayını. peki neden hala bu doğa olayı bir felaket olabiliyor ? neden yıl olmuş 2011, insanların evi başlarına çöküyor, patır patır binalar yıkılıyor, enkazlar oluyor, göçükler oluyor, neden insanlar ölüyor ? depreme dayanıklı bina yapımının keşfi çok daha önceki bir zaman dilimine ait olmakla birlikte, çoktan uygulanmış, dünyanın birçok yerinde test edilip onaylanmıştır.

    1999'dan beri deprem vergisi toplanan ama nasılsa bir olay olduğunda canım insanım yardım eder, yaraları sarar, biz o paraları başka yerlerde harcayalım mantığında bir sorumsuzluk... depremin anavatanı bir coğrafyada, depreme dayanıklı yaşam alanı yapamamanın başarısızlığı... deprem bir uğrasa hayatımıza, aç ve açıkta kalmanın kaçınılmazlığı... deprem sonrası alınacak derslerin yinelenmesi, ezberlenmesi ama ne vahimdir ki bina başımıza çökünce o derslerin işlevselliğini yitirmesi... vesaire vesaire... falan filan....

    deprem doğal bir olaydır... onunla baş edememek ise tam bir felakettir...

    insanı öldüren deprem değil artık, suçlu o değil artık... insanı öldüren o binalar ve bina siluetinde gizli niceleri....
  • msn kullanmayan tanrı'nın gönderdiği titreşimdir. biraz hoyrattır belki ama, insanlara bir dahaki sefere, akıllarını kullansınlar diye fırsat verir. yapılar, bazen sahibinin parası olmadığı için koymadığı kolondan, para hırsından gözü kör olmuş ibnelerin daha fazla kazanmak için kullandığı deniz kumundan, halihazırda var olan kolonu kesip mekanı genişletmeye çalışan beyinsizler yüzünden yıkılır. hayattaki en büyük amacım, parası olmadığı için eline geçen az parayla evini yapmaya çalışan insanlar için çözüm üretecek projelerde çalışmak diyebilirim. hasan fathy'nin yolunu takip ediyorum. parasızlığı iyi bilirim, insanların bir koltuğa yüz bin euro verdiği ortamda da bulunmuş olduğumdan ve sadece zenginlerin önünde diz çöküp onlara oral seks yapmaya giden günümüz mimarlığından midem bulandığından, şimdilik gözlerimi kapatıyorum. depremlerin ölümcül olmadığını, ucuza da güzel evler yapılabileceğini önce kendime kanıtlamam gerek. bunun dışında, hayatı her hangi bir an son bulsa, yeryüzünün bir şey kaybetmeyeceği kadar sıradan bir insanım

    27 haziran 1998'de hemen yolumun üzerinde yıkılan binanın taşları ayaklarıma çarptığında, taşısın diye koyulan kolonlar ayağımın altında kurabiye gibi dağılıyordu. bastığım herhangi bir şey tuzla buz oluyordu, çığlıkları duyuyordum ama panik yapmamıştım. 7 aylık hamile teyzem vardı yanımda, daha 15 yaşındaydım belki ama güçlü olmam gerekiyordu. adana'nın cehennem sıcağında, insanların kavga ettiğini zannedip yola çıkmalarını tedirginlikle izlemiş, bunun bir deprem olduğunu metreler ötedeki binanın temeline dinamit koymuşlar gibi çöktüğünü gördüğümde anlamıştım.

    büyükbabamların evine geri döndük, ortalık birbirine girmişti. evlerin hiç birisi, her hangi bir artçı şokta ayakta duracakmış gibi durmuyordu. para buldukça odaların eklendiği, her duvarı farklı renkte olan, tamamen sahibinin zevklerini yansıtan, zenginlerin o sıradan, birbirinin aynısı villalarından çok daha güzel olan bu evler, güney amerika'dan sıcak bir fotoğraf gibi gözükse de yıkılacak gibi duruyordu. her ev kendine hastı, karşımızdaki evin tek duvarı çivit mavisi idi, gerisi için para yetmemişti sanırım. griliğin üzerinde muhteşem bir mavi, çiçek gibi gösteriyordu evi. eğer dünyada yer çekimi olmasaydı, her insan kendi evini yapar, eminim ki harika işler çıkarırdı. büyükannem'in rüyasında planını gördüğü ev de, muhteşemdi. hiç bir mimarın aklına gelmeyecek kadar sıradışı, çocukluğumun bir çok anısına ev sahipliği yapacak kadar sıcaktı. rüyasında plan gören bir büyükannem varken, mimarlıktan başka bir şey yapmam zaman kaybı olacaktı.

    ama depremde, o ev de hasar görmüştü. şampanya rengindeki, tüm çocukların ve onların çocuklarının fotoğrafının olduğu duvar bir çok yerinden çatlamıştı. insanların sinirleri bozulmuştu, artçı şoklardan. sırt çantamda vasconcelos'un şeker portakalı vardı, ve fransa'da dünya kupası oynanıyordu.

    portakal bahçelerinde konaklamamız gerekiyordu bir süreliğine, adana kaos'un başkenti gibiydi. teyzemin yanında olup eve sağ salim getirdiğim için küçük çaplı kahraman olmuştum. eniştem, radyo hediye etmişti. gündüz, portakal ağacının altında şeker portakalımı okuyor, akşam da radyodan maçları dinliyordum. fransa-paraguay maçında, altın gol olmuştu. insanlar, deprem yüzünden kafayı yemişken, ben paraguay için üzülüyordum. kalecisi frikik kullanan çılgın bir takımı destekliyordum.

    sabah gelirken kitapçının rafında şeker portakalı'nı gördüm de, aklıma geldi. zeze'ydi sanırım çocuğun adı.
  • toprak derki ; benim kapasitem belli üzerime durmadan beton yığınları dikmeyin .görgüsüzlük ve cahillik çok fazla ise toprağın isyanıdır deprem.
  • 27 aralık 2007 bala depremi sonrası çeşitli düzeltme, açıklama ve bilgilendirmeleri yapma ihtiyacı hissettiren kaçınılmaz doğa olayıdır. okur mektupları üzerinden gidilirse:

    "4. derece deprem bölgesideyiz diyorduk fos çıktı ne biçim salladı."
    27 aralık 2007 depremi üzerinden gidilirse,

    http://www.deprem.gov.tr/linkhart.htm

    adresinden de görüleceği üzere ankara merkez 4. derece deprem bölgesi olmaya devam etmektedir. yani demektir ki o bölgede deprem gerçekleşme ihtimali, bölgede aktif fay bulunmaması nedeniyle görece çok düşüktür. az ötelere bakıldığında da kızılcahamam'ın kuzeyi, tuz gölü civarları gibi bölgelerde aktif faylar ve 1. derece deprem bölgeleri görülmektedir. yani merkezde deprem gerçekleşmese bile, 4. derece deprem bölgesi içindeki bir yerleşimin, yakında bulunan birinci derece deprem bölgelerinde gerçekleşecek depremlerden etkilenebilme ihtimali vardır.

    "deprem büyüklüğü nedir hocam?"
    richter ölçeği olarak da bildiğimiz bir ölçekte, depremin açığa çıkardığı enerji miktarına bağlı olarak denk geldiği sayısal değerdir. deprem şiddetini değil, açığa çıkardığı enerjiyi tanımlar.
    (bkz: richter ölçeği)

    "şiddet ne ola?"
    şiddet ise göreceli olarak depremin yapılar ve insanlar üzerindeki etkisini tanımlar. aynı deprem, sebep olduğu hasar ve yaptığı etkiye göre değişik noktalarda değişik şiddetlerde hissedilmiş olabilir. mercalli ölçeği denen bir ölçekle tanımlanır ve matematiksel bir model üzerinde kurulmamıştır ve kişiden kişiye değişir.
    (bkz: mercalli ölçeği)

    "ha şiddet ha büyüklük hacım."
    ha siktir ordan. git entry'yi baştan oku.

    "hacım, önceki depreme göre daha uzun salladı, 5.7'den büyük şerefsizim."
    deprem süresiyle deprem büyüklüğü arasında doğrudan bir ilişki yoktur. aynı büyüklükteki iki depremden daha kısa süreninin daha şiddetli olacağı söylenebilir. çünkü aynı miktarda enerji daha kısa bir zamanda açığa çıkacağından (birim zamanda açığa çıkan enerji daha fazla olacağından) kısa süren depremin yıkıcı etkisinin daha büyük olması beklenir.

    "önceki deprem 5.7'yse bu nerden baksan 6.7 güzel abim."
    6.7 büyüklüğündeki bir depremin 10 tane 5.7 büyüklüğündeki depreme eşdeğer olduğunu biliyor muydunuz? yaa.
  • yer kabuğunu dans ettirerek petrol,maden suyu vb. bir yığın yeraltı maden kaynaklarının rezervlerinin oluşmasını sağlayan,yerüstünde de dünyanın en verimli ovalarını oluşturan, sanıldığı gibi bir felaket değil en az ekmek kadar önemli bir nimet olan bir doğa olayıdır.

    felakete dönüşmesinin sebebi uygar dünyanın açgözlü hırsız köpeklerinin kendi suçlarını gizlemek için kabahati doğaya ya da ilahi güçlere yüklemek işlerine gelmesindendir.bu gün halen 1999 depreminde büyük acılar yaşayan yalovanın verimli arazileri üzerinde yazlık site inşaatları tam gaz devam etmektedir.siz söyleyin gerçek felaket hangisi?
  • köpeklerin havlamasıyla aklınıza ilk gelen ve sizi huzursuz edendir.
  • 1999'dan beri en ufak bir sarsıntıda bile kan basıncımın yükselmesine sebep olan doğa olayı. ofiste paldır küldür yürüyen insanlar yüzünden bile ufak çaplı kalp spazmı yaşıyorum.