şükela:  tümü | bugün
  • futbolda ayağa düşen destan yazmak kavramını dahil etmezsek eğer,
    kağıt üzerine ya da bir ceylan derisine, hiç farketmez, artık edebi anlamda bir destan yazmak bu içinde bulunduğumuz üçüncü binyılda imkansız gibi gözüküyor.
    atilla ilhan, şeyh bedrettin destanı'ndan bir parça okuyup tüm günümüz genç şairlerine "meydan okuyorum, yazabilir misiniz bunu?" demişti. artık aşk şiiri yazılmayan bir devirde yeni bir destan okuyabilmek imkansız. günlük hayatta şiirin eksikliğini hissetmeyen insanlar destanın eksikliğini nasıl hissedebilir ki? hissetmeyince de bir destanı nasıl anabilir ki? orta 3'e gitmiyorsa eğer!
    destan yazmak; çok isterdim, ölenlerin ardından yazabilmeyi.
  • daktiloyla, kalemle yazılmaz öyle. çiviyle çekiçle kazınır.
    yaz! gılgamış.
    bi saniye...
  • sözlük yazarlarında sıklıkla görülen bir haldir. kınıyoruz kendilerini esefle.

    hareket ederken aklım duruyor ve hala anlamaya çalışıyorum; birkaç bin saat boyunca uğraştıktan sonra hala anlamaya çalışıyorum. irademi istemiyor, bir karar verme halim yok, elimde olan o anlama halinde iken bir silkinme sadece ama anlamanın içine düştüğümde anlama isteği öylesine güçlü ki silkinmeye pek yüz veremiyorum. anlayamıyorum.

    dün, gün içinde üç defa karşıma tek kolu olmayan adamlar çıktı. normalde birkaç ayda gözüme çarparken, aynı günün içinde üç kolsuz adam görmek ilginç geldi. bir an bunun ardında bir gizli anlam olmalı diye düşünmek istedim ama ne gibi bir gizli anlam olabilirdiki eğer bir alacakaranlık kuşağında değilsem ve hikâyenin sonunda kolumu yitirmeyeceksem.

    alaycılık hayatın her bir halini bir bahaneye düşürüyor; belki bir iki birebir sebep sonuç ilişkisi hariç.

    ağır çekim dönüp duruyor dünya. aslına bakarsak dünya değil ama ben yavaşlamış gibiyim ve her şey iç içe girmiş ışık huzmelerine dönüp renkler birbirine karışırken, fevkalade yavaşlamış bir algıyla, kızılderililer tarafından etrafı çevrili, atının bacağı kırık, bir elinde tabancası, her şey böylesi bir hal almışken kaldırıp ateş etmek de iyice anlamsızlaşmışken, bir atlıkarıncanın üstünde dönüp dururcasına içimi bir boşluk kaplamış, ne olacaksa olsun artık diyip bakınmaktayım sadece.

    fakat, her şey için fazla erken bir gece bugün aramızda dolanan ve sözcüklerin kendisini elçi yapıp başlarının vurulmasından ibaret bir yazgının yolculuğuna çıkarmak gereksiz. bir masanın ucuna usulca iliştirilmiş bir tavşankanı, sıcaktan da sıcak çay ve kül tablası dünyanın bir anlığına dalmasını beklemekte münasip bir sonu paylaşabilmek için; eller ise pek aymaz gözükmemekte bu sarsak akşamda.

    ölümsüz olduğum için onun yaşamını yeniden yaşamam gerekiyor ya da isterseniz bir bölümü olsun, bir yıl olabilir, isterseniz mutlu bir yıl da olsun, örneğin başlamak üzere olan yıl, neler olup biteceğini iyice bilerek, yaşamı katlanabilir kılan tek şey olan beklenti olmaksızın, önü açık olmadan ve umut ve korku bileşiminin getirdiği belirsizlik olmadan. cehenneme dönüşeceğini düşünüyorum...

    "natali öldüğünde christopher da teknededir."

    böyle de epigraf olmaz ama. neden olmasın sorusuna verilecek bir cevap yok elbet. ancak oyun içinde oyun dünyasında, bir anlamı verdiren öğenin kendisinin bir anlam içermediğini bilirken bir anlam içerdiğini düşünüp yerleştirmek en azından kişinin kendi sunumunun etik duruşunun çarpıtılması olabilir. tabi burada çarpıtmanın kendisinin geçerli olması için de yerleşik oyun kurallarının geçerliliği lazım ama yerleşik kuralların ortadan kalktığı, kişilerin platonik bilincin ön saflarında yer kapma adına oyuncudan seyirciliğe terfi ettiği bu ego dünyasında yerleşik kurallar artık bilinen kuralların, aklın ötesinde ve tahakküm içeren durumların dışında kalarak “siz anlamazsınız” dünyasına sığınmada bulmakta kendisini. böylece bir insan olarak insanı muhatap alan insan, aynı zamanda muhatap aldığının tüm muhataplığını da anlamı gizleyerek yok etmekte.

    sigarayı ters yaktım. hemen söndürsem de o tuhaf kokunun yayılmasına mani olabildim diyemem. akabinde filtreyi koparıp eski usul içmeye devam ettim. birinci tadı veriyor sigara filtresiz. oysa birinciye filtre takılmış olsa idi bu sigaranın filtreli halinin tadını vermezdi. bafra vardı bir zamanlar. belki hala vardır da kendisini görmüyorumdur. neyse, bu bafra fındık kokardı sanki. maltepe içtiğimde ise canım reçel çekerdi. samsun ise bir üşüme hissi verirdi. sanki rutubetli bir mahzende hapsolmuşum gibi içim titrerdi. sigara bitmek üzere. şimdi bir tane de filtresiyle yakayım şu çayın yanına.

    yağmur the last wave hesabı günlerdir yağmakta. gerçi seven’ı da bir metafor olarak kullanabilirdim ama bilinmeyen daha havalıdır hep ve de kendisine bağlayacağım bir cümlem var: bir düş zamanından mahrumum tabi ve yağmurun buğulandırdığı bir camın gerisindeki siluetlerden de. yarım bırakmakla izmarit arasında gidip gelen bir sigarayı tekrardan yakıp birkaç nefes çektikten sonra söndürdüm. kül tablasına yapışmış küller parmaklarımın altında yağlı bir zemin varmışçasına ve sanki biraz da lastiğimsi bir şekilde. lastiğimsi yağlı tabaka (var mıdır acaba bunun bir adı. gerçi dilimiz almanca değil. orada oluyor akla bile gelmeyecek durumların kelime karşılığı), huylandırdı.

    öylesine, kendiliğinden, belki de değil, ya da sahiden öyle, ne bileyim, olup biterken işte ve yazarken, bir şeyi tam da nereye koyağının farkında olarak bir yere yerleştirmekle, farkında olmadan yerleştirmek arasında bir ayrımın olmadığını hissetmek.

    aman efendim, sakız çiğneyelim, zeytin ezelim; biz bir işlere girelim, diş perilerini dişleyelim. noktaya ne gerek vardı şimdi? ne bilim, ben de anlamadım, birdenbire oldu. bir de baktım ki noktaya basmışım.
  • tarih yazmak ile birlikte, galatasaray'ın neuchatel xamax'a 5 çektiği maç sonrasında moda haline getirilmiş bir laf. bilahare şaziyanım teyzenin boyun egzersizlerine varıncaya kadar her türlü sportif faaliyet için kullanılmaya başlanmış, ordan gündelik hayata sıçramıştır. her iki tabirin artık kabak tadı verdiği, dünyanın en zeki insanları arasında olan türk basın yöneticileri tarafından 30 yıllık bir gecikmeyle derhal ve şıp diye anlaşılmış olduğundan kullanımı son zamanlarda azalmış bulunmaktadır.