şükela:  tümü | bugün
  • fotoğraf makinesinin çekme süresi, bu da diyaframa bağlı olarak fotoğrafın çekme hızını verir. eğer çekeceğiniz cisim hareketli fakat fotoğraf makinenizin çekme hızından yavaşsa o cimsi duruyormuş gibi çekebilirsiniz, eğer hızlı ise çektiğiniz fotoğrafta en az iki tane silik şekilde o cisimden göreceksiniz demektir. ben tek görünmesini istiyorum diyorsanız saniyede en hızlı çekim yapan fotoğraf makinesini almanız gerekir ki bu da saniyenin x'de 1 sürede çekim yapan bir makine olacaktır. bu fotoğraf makinesinin estantene değeri ise 1/x dir. x ne kadar büyürse fotoğraf makinesi o kadar kısa sürede fotoğraf çeker. örneğin x=1000 ise saniyenin binde biri süresinde fotoğraf çekebileceğiniz anlamına gelir.
  • fotoğraf makinalarında obtüratörün açık kaldığı sürenin adı. 30 saniyeden 1/4000'e kadar mevcut olabiliyor (daha fazlasıda olabilir). obtürator nekadar çok açık kalırsa (yani enstantane nekadar düşük olursa), makinanın içine giren ışık süresi okadar artar. fakat bir yanlış anlama mevcut oluyor genellikle, içeri giren ışık miktarı sabittir, sadece daha uzun süre ışık girer. ışık miktarını ayarlamak içinse (bkz: diyafram). aynı şekilde tersi için, obtüratör nekadar hızlı kapanırsa (enstantane yüksek olursa) içeri giren ışık süresi okadar düşer. doğru pozlama için diyafram, enstantane ve iso ilişkisini iyi bilmek gerekir.

    düşük enstantanede fotoğrafların net çıkması için mutlaka tripod veya monopod kullanılması gerekir. aksi taktirde obtürator uzun süre açık kaldığı için ve bu süre dahilinde eliniz sürekli titrediği için fotoğraf flu çıkacaktır.

    enstantanenin fotoğraf üzerinde bir etkisi daha vardır ki en güzel olayıdır. düşük enstantanede çok hızlı bir nesneyi çektiğinizde, arkasında iz bırakmış flu birşey olarak görünür ki basit makinalarla denediğinizde rahatlıkla görebilirsiniz. ama yüksek enstantaneye ayarladığınız vakit, bu hızlı cisim sanki duruyormuş gibi net çıkar. örneğin bir şelaleyi yüksek enstantaneyle çektiğinizde düşen her bir su taneciğini net olarak görebilirsiniz.
  • perdenin siz deklanşöre tekrar basıncaya kadar açık kaldığı konumu vardır bulb denir bunu gunduz vakti yaparsanız bembeyaz kareler elde edersiniz ama karanlık ortamda yaparsanız birde ortamda hafif ışık gezdirirseniz super etkili ışıkla boyama denen olayı elde edersiniz sonra gaza gelir karanlıkta ben ismimi yazarım imzamı atarım ışıkla dersiniz super olur bide enstantane değerinin cok kısa olduğu konumu vardır 1/8000sn hatta 1/16000sn olanda var bununlada havada ucan sineklerin cok guzel sanki havada durmuşda size poz vermiş gibi fotoğraflarını çekersiniz tabi yakalayabilirseniz bide tehlike arz eden mermi fotoğrafı çekilebilir.
  • hocanın anlattığına göre, enstantane değeri ne kadar yüksekse obtüratör o kadar kısa bir süre için açılıp kapanıyor demektir. mesela bu değer 500 ise (yani 1/500) bu obtüratörün saniyenin 500'de biri sürede açılıp kapandığı anlamına gelir. yüksek enstantane değerlerinde perde daha kısa süre ışık gördüğü için fotoğraf karanlık çıkar. bu değer düşürülünce daha aydınlık kareler elde edilebilir.

    şimdi, fotoğrafçılık kursunda hoca ile muhabbet ederken aramızda geçen diyaloga bakalım:

    - şimdi bu enstatane ayarıyla ışık lense nasıl daha az girebiliyor ki, sonuçta ışık hızı saniyede bilmem kaç km hedehödö...
    + mühendissin değil mi?
  • fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken bir çok ayardan biri.

    hareketli objelerin çekiminde, filmin objenin hızı orantısında netlik verebilmesi için yüksek tutulması gerekir. durağan obje, manzara çekimlerinde enstantane hızı düşük tutulup, diyafram açıklığı azaltılır.
  • bence önemli anlık olayların beynimizin bir köşesine kazınması ve zamana karşı yarışmasıdır.
    gerektiği anlarda ortaya çıkar ya hüzünlendirir yada gülümsetir insanları
  • fransızca enstantane (instantané) "bir anlık; ansızın" anlamına gelir. bir anlık görünüşü, durumu anlatmak için kullanılır. eşanlam: anlık (görünüş).

    fotoğrafçılıkta fotoğraf makinesinde, ışıklama süresini belirlemek için kullanılan işık düzeneği; obtüratörün açılması ile kapanması arasında geçen zaman; yani, ışığa duyarlı alanın ışık aldığı süre. b (bulp ın kısaltılmışıdır ve sınırsız anlamına gelir) ile 1/10000 saniye arasındaki değerlerde ayarlanır ve otomatik pozlama veya tam otomatik işletimi olan fotoğraf makinelerinde, önceden yapılmış olan pozlama ölçümü doğrultusunda, gerçekleştirilir.

    1 saniyeden daha hızlı pozlarda kullanılan 1ev büyüklüğündeki değerler şöyledir: sayılara '1/' ekleyiniz (örnek: 15, 1/15 olmalı, yani saniyenin 15'de biri) 2, 4, 8, 15, 30, 60, 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000, 8000...

    1 saniyenin üzerinde pozlamalar için, 2, 4, 8, 15, 30 saniye mevcuttur.

    yukarıdaki değerlerlerin aralığı her fotoğraf makinesinde farklılık gösterir. genelde profesyonel ve yarı profesyonel makinelerde enstantane aralığı geniştir. ancak amatör, kompakt makinelerde ise enstantane değeri ayarlanamaz ve sabittir.

    enstantane ile diyafram açıklığı fotoğraf filminin üzerine düşen ışık miktarını belirler. bu iki değişkenin alacağı farklı değerler fotoğrafta değişik efektlere yol açar.

    bu değerlerin her bir atlayışı, diyafram, iso/asa (hassasiyet) gibi şartlar aynıyken, iki kat ışık pozlamak demektir.

    kaynak: wikipedia.
  • diğer adı örtücü hızıdır. manuel fotoğraf çekiminde gereken iki temel ayardan biri.
    diğeri:
    (bkz: diyafram)
    şimdi diyafram ışık miktarı diye düşünürsek, enstantane de bu ışığın ne kadar süre açık tutulacağı.
    çok ışıklı bir yerde fazla açık tutmaya gerek var mı? yok.
    o zaman naparız? enstantaneyi kısarız.
    1/60'ın altındaki tüm enstantane değerleri tripod kullanımı gerektirir. başka bir gain yoksa (asa değeri gibi gibi)
    şimdi temel enstantane değerlerini yazalım:
    3 saniye
    1 saniye
    1/2 sn.
    1/4 sn.
    1/8 sn.
    1/15 sn.
    1/30 sn.
    1/60 sn.
    1/125 sn.
    1/250 sn.
    1/500 sn.
    1/1000 sn.
    1/2000 sn.
    1/4000 sn.

    * gün ışığında 1/500 ve 1/1000 sn. yeterlidir. ama kapalı ortamda, içeride 1/15 gerekir mesela. ışığı da kapattım, akşam oldu... daha da açmam gerek süreyi.
    burada kafa karıştırıcı bölüm, açma kısma mantığıdır. kesirli olduğu için 1/1000, 1 saniyeden daha azdır yani kısıktır.
  • enstantane tam olarak fotoğraf makinasında yer alan, çektiğiniz kareyi oluşturan iki ana unsurdan biridir. diğer ise diyafram’dır.

    en basit anlatımıyla açıklamaya çalışırsak; öncelikle fotoğrafın oluşma sürecine biraz değinmemiz gerekiyor.

    fotoğraf makinasını şöyle gözümüzde bir canlandırırsak ilk göze çarpanlar önde bulunan bir adet objektif, body dediğimiz mekanik kısımda ise üst bölgelerde ayar tuşları ve deklanşör (fotoğrafı çekerken bastığımız düğme) olduğunu görürüz.

    filmli makinalar için konuşursak; malum film dediğimiz ışığa duyarlı bir arkadaş olduğu için kendisini fotoğrafın çekildiği ana en küçük ışık zerresinden bile sakınmamız gereklidir. o nedenle arka bölümde ışık geçirmeyecek şekilde muhafaza ediyoruz sardığımız filmi. işte bu film ile objektifin en ucundaki mercek arasında duran sırasıyla 3 adet unsur var.

    bunların ilki ve bu başlığa konu olan perdemizdir. bu ışığı görüntüyü vizöre aktaran ayna ile birlikte filmimize kontrolümüz dışında ulaşmasını engelleyen parçalardan biridir. biz deklanşöre dokunduğumuz zaman; öncelikle diyafram halkası (objektifte bulunur) ayarladığımız oranda kısılıp-açılarak içeri ne kadar ışığın gireceğini ayarlar. daha sonra vizöre objektiften gelen görüntüyü yansıtan ayna yukarı doğru kalkarak diyafram halkasından geçen ışığın perdeye ulaşmasına olanak sağlar ve en sonunda da ayarladığımız hız oranında perde açılıp filme kadrajımızdaki görüntü işlendikten sonra tekrar kapanarak fotoğraf çekme işlemini sonlandırırız.

    işte bu perdenin ne kadar süreyle açık kalacağına enstantane denir. ayrıca obtüratör hızı, perde hızı ve ingilizce karşılığı shutter speed olarak da kullanılan isimleri vardır. hepsi enstantane ile aynı şeyi ifade eder.

    peki neye göre belirlenir bu hız ?

    öncelikle makinalarımızın ayar tuşlarına baktığımızda 50,100,250.500,1000 gibi değerler görürüz. bu aslında saniyenin 1 bölüsü olarak aldığımız zamanlardır. yani 50’ye ayarlarsak enstantanemizi bu aslında 1/50 (saniyenin 50’de biri) oranında bir hızdır. aynı şekilde 1000 ise 1/1000 (saniyenin binde 1’i). fark ettiğiniz gibi rakamlarımız yükseldikçe perdemizin açılıp kapanma hızı da o derece hızlanacaktır. yani eğer enstantaneyi 2’ye ayarlarsak bu ½ saniyedir. yani yarım saniye boyunca perdemiz açık kalacaktır. fakat 1000 enstantane alırsak gözün bile algılayamayacağı hızda perdemiz açıp kapanacaktır.

    derseniz ki “ulan ha 1000’e ayarlamışım ha 2’ye bunun ayrımını nasıl yapacağım ? ”

    şimdi ilk paragrafta bahsettiğim fotoğrafı oluşturan 2 unsur vardı. biri enstantane ikincisi de diyafram. fotoğraf işte bunları ortamdaki ışık miktarı ve vermek istediğiniz alan derinliği ya da efekte göre kombin etmektir. yani ikisi birbirinden bağımsız çalışmazlar ve bir şekilde birbirlerini etkilerler.

    şimdi anlatacaklarımı anlamanız için diyaframı küçük bir benzetme ile anlatmaya çalışayım ki detaylı şekilde daha sonra diyafram başlığına yazacağım.

    diyafram arkadaşlar insan gözünün, fotoğraf makinasındaki çalışma prensibidir aslında. bu arkadaş james bond filmlerinin o meşhur tanıtımında, bizimoğlan bond’un dönüp ateş ettiği zaman içinden geçtiği bir halka vardır. işte diyafram tam olarak odur görüntü olarak da. yani objektifin el verdiği oranda biz bu halkayı kısıp, açabiliriz. bunu göz olarak örneklememin sebebi de ışığın konumuna göre kullanış şeklidir. biz çok güneşli havalarda (çok güneş çok yüksek ışık ve ısı demektir. film ışığa duyarlı bir kimyasal olduğu için o şiddetli ışığın küçük bir zerresi bile filme hemen etki edebilmektedir. bunu çakmak ateşiyle peçete yakmak ve kaynak makinasıyla peçete yakmaktaki reaksiyon olarak düşünün…) önümüzdekini net görebilmek genelde gözümüzü mümkün olduğunca kısarız. neden peki kısarız içeri giren ışığın miktarını azaltıp görüntüleri seçebilmek için. aynı şekilde kedilerde de bizlerde de karanlık bir ortamda göz bebeklerimiz nasıldır bilirsiniz. olabildiğince açık. bunun da sebebi az olan ışığın her zerresini gözdeki sinirlere iletmek istememiz. mantığı sanırım biraz anlatabildim.

    “lan enstantane ile ne alaka şimdi ?” diyebilirsiniz. şöyle bir alakası var.

    atıyorum güneşli bir havadayız. yaz vakti. işık tam tepeden hayvan gibi geliyor. bu ne demektir fotoğrafçı için. filmimizi yakmadan gördüğümüz kareyi işlememiz için perdeyi çok hızlı kapatıp açmamız lazım. şöyle dokundursak bile o zaten işleyecektir filmimize. geliyoruz ayarlara… şimdi aklınızda bir jimnastik yapın… sizce ortalama ne kadarlık bir enstantane kullanırsak filmi yakmadan çekme imkanımız olur ?

    herkes kendine göre bir cevap verdi büyük ihtimal. ama bu soruyu bir fotoğrafçıya sorarsanız size cevabı “kaç diyaframda ?” olur. çünkü biz perdeye ulaşacak ışığın oranını diyaframla ayarlayabiliriz. yani biz açık bir diyafram (f:2,8 örneğin. bu açıklı halkanın neredeyse objektifin merceğiyle aynı açıklıkta olması demek. yani objektiften giren ışık hiçbir engele takılmadan aynen perdeye yansıtılacaktır.) kullandığımızı varsayalım. o zaman ne olacak. o yüksek sıcaklıktaki ışık yoğun şekilde içeri dalacak. biz de filmi yakmamak adına ne yapmamız gerekiyor. hızlıca filme bu ışığı verip perdeyi kapatmamız gerekiyor. o zaman biz 1000 (1/1000 saniye) ya da 750 (1/750 saniye) gibi bir değer ayarlarsak fotoğrafımız kadrajdan gördüğümüz kare gibi çıkacaktır.

    peki biz kısık diyafram değerinde (f:22 örneğin. bu da tam olarak iğne deliği boyutunda bir aralıktan ışığı perdeye iletmektir) bunu denersek ne oalcak. o zaman da içeri sızan ışık miktarı çok çok az olacağı için bizim bu ışığın filme işlenmesi için biraz zaman tanımamız lazım. çünkü yoğunluğu düştükçe sıcaklık da aynı oranda düşecektir. bu nedenle kısık diyaframda biz 1/1000 ile çekersek elimizde sadece simsiyah, oluşamamış bir kare çıkacaktır. bunun yerine perdenin açık kaldığı zamanı uzatırız. atıyorum 1/125 ya da 1/150 gibi. bu şekilde gene kare baktığımızda gördüğümüz renklerde çıkacaktır.

    fakat şunu unutmamak lazım. diyaframın tek işlevi içeri giren ışığı ayarlamak değil, aynı zamanda “net alan derinliği”ni ayarlamaktır. o da şu hani netlediğimiz yerin arka fonunda oluşan flu (net olmayan) alan var ya (yaşlı dede yüzü fotolarını düşünün hani gözler net kulağa doğru flulaşıyor…) işte diyafram o alanın mesafesini ayarlıyor. yani açık bir diyaframda (f:2,8 örneğin) dedenin burnuna netleyip fotoğrafı çekerseniz atıyorum yanağında olan bir ben ya da kulakları flu çıkacakken; siz kısık bir diyaframda (f:22 örneğin) aynı kareyi, aynı açıyla çekerseniz değil kulaklar, arkada bisikletiyle dolaşan çocuk bile net çıkacaktır. bu net alan derinliğini ayrıca objektifinizin mm’si belirler. geniş açı objektiflerde (10 mm-35mm arası) alan derinliğini bu kadar keskin vermek zorken, tele objektiflerde (75 mm- 300+mm) objektiflerde adamın burun kılını net çekip bıyığını bile flulaştırabilirsiniz.

    bu açıdan çekeceğiniz karedeki kullanacağınız alan derinliğine göre enstantane-diyafram ikilisini iyi kombinlemek lazım.

    peki düşük enstantane değerlerinde (1/2 – 1/5 – 1/25 gibi) neden hareketli bir cisim net çıkmaz.

    bunu yağlı boya ile tuvale resim yapma eyleminden örnekleyeceğim. mesela elimizde boya kaplı bir yağlı boya fırçası var ve bununla kesintisiz paralel şekilde tuvalin üstüne bir çizgi çekmemiz isteniyor.

    ilkinde bize saniyenin 1/500 kadar bir zaman boyunca çizgiye devam etmemiz istense ne elde ederiz. sanırım değdirdiğimiz gibi çektiğimiz için ufak bir nokta olacaktır bu istek.

    aynı şekilde saniyenin 1/25 oranında bir zamanda bu eylemi yaparsak tuvalin yarısına kadar geleceğimiz bir çizgi elde etmiş oluruz.

    film de tuval gibidir arkadaşlar. perdenin açık olduğu sürece film objektiften yansıyan her şeyi yansıdığı gibi işleyecektir. yani perde uzun süre açık kalacaksa o açık kaldığı süre boyunca hareket eden ya da sabit her şeyi işleyecektir.

    peki neden net çıkmaz ? çünkü biz düşük enstantane değerlerini yetersiz ışığın olduğu zamanlarda kullanırız. yetersiz ışık da bir fotoğrafın oluşmasını yavaşlatacaktır. çünkü bizim cisimlerin netliğini belirlememiz onun bize ilettiği ışık miktarıyla alakalıdır. karşı cisimden yetersiz ve az ışık alıyorsak filme o cismin oluşması için biraz zamana ihtiyacımız vardır. bu nedenle cisim henüz filmde net şekilde oluşamadan hareket ederse, bu filmde o cismin tam olarak oluşamadan kadrajda yeni yerine geçmesi demektir. yani filmin başka bir noktasında sıfırdan yeniden oluşmaya başlaması anlamına gelir.

    karışık olduysa kusura bakmayın. anlatmak yazmaktan çok daha kolaydır bu konuları. yazarak en fazla bu kadar özetleyebildim… aklınıza takılan şeyler varsa sormaktan çekinmeyin. elimden geldiğince basit şekilde anlatmaya çalışırım.