aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün
354 entry daha
  • merkezinde ölüm ve ölümün kaçınılmazlığının yer aldığını düşündüğüm tolkien'in olağanüstü eseri.

    tolkien'in kendisi de 1968'de bbc'ye verdiği röportajda bunu dile getiriyor aslında. yüzüklerin efendisi için ilhamı nereden aldığını anlatırken simone de beauvoir'ın sessiz bir ölüm kitabından bir alıntıya yer veriyor: "doğal ölüm diye bir şey yoktur. insan varlığıyla dünyayı sorgulamaya açtığı için başına gelen hiçbir şey doğal değildir. her insan ölmek zorundadır fakat her biri için kendi ölümü bir kazadır ve dahi bunu bilse ve kabullense de gerekçesi olamayacak bir ihlaldir." [benim çevirim.] sonra ilave ediyor, "bu ifadelere katılabilir veya katılmayabilirsiniz fakat yüzüklerin efendisi'nin ilham kaynağı budur."

    söylemek istediğimi biraz daha ayrıntılı olarak ifade etmek gerekirse, genelde tek yüzük'ün ya da diğer adıyla güç yüzüğü'nün sınırsız gücü, her istediğini yapabilme imkânını temsil ettiği düşünülür. ilk bakışta hikâyede bir iyi ve bir de kötü taraf vardır ve iyilikle kötülük bu yüzük için mücadele içindedir. fakat tek yüzük'ün kullanıcılarına verdikleri, görünmez olabilmek ve ona sahip oldukları sürece yaşamaktır. yüzüğün sahipleri ölümsüz olurlar dersek yanlış olmaz yani. fakat kitabın neredeyse başından beri bunun kötü olduğu ve yüzüğün yok edilmesi gerektiği söylenir.

    bu yüzden bence tolkien yüzüklerin efendisi'nde ölümsüzlüğün imkânsızlığını ve bu arzunun yanlışlığını anlatmak istemiştir. ona göre her şeyin ve herkesin bir gün yok olacağını bilmeli, bunu kabullenmeli ve buna rağmen iyi ve güzel şeyler yapmak için çabalamalıyız.

    eser elbette bir yönüyle de modernizm eleştirisidir. tolkien, iddia edilenin aksine bilimsel ve teknolojik ilerlemenin mutlaka sosyal ve ahlaki ilerlemeyi getirmeyeceğini birinci dünya savaşı sırasında kendi gözleriyle görmüştür. ona göre insanın içinde daima bir parça kötülük olacaktır ve insanlar var olduğu sürece savaş ve çatışma asla eksik olmayacaktır.

    tolkien'in bu düşüncesi de hristiyanlığın temel öğretilerine dayanır. hristiyanlığa göre adem şeytan'ın kışkırtmasına kapılıp yasak meyve'yi yiyip ilk günahı* işlediği ve cennet'ten kovulduğunda, o ve ondan sonra gelen tüm insanlar yaşlanıp ölmekle cezalandırılmıştır. fakat bir şey daha var. insanın önceden tertemiz olan ruhu lekelenmiştir ve insanlar günaha meyilli hale gelmiştir. bu nedenle istisnasız biçimde, ne kadar iyi kalpli ne kadar ahlaklı olursa olsun, her insanın daima kötülük yapma ihtimali vardır. o yüzden tarih daima kendini tekrar edecek, daima savaşlar olacak, daima insanlar korku ve dehşet içinde öleceklerdir. kendi sözleriyle, "tarih uzun bir yenilgiden başka bir şey olmayacaktır."

    bu kusurlu olma halini, günah işlemeye meyilli olma halini eserde sık sık görürüz. kitapta sauron'un kendi ruhunu, gaddarlığını ve yaşayan her şeye hükmetme arzusunu tek yüzük'e aktardığı söylenir. benzer şekilde melkor da kendi içindeki kötülüğü arda'ya yani orta dünya'nın da bir parçası olduğu dünyaya aktarmıştır. ve bu nedenle tüm canlılar günaha yani kötülük yapma potansiyeli taşır içinde. yaşayan herkes yüzüğün baştan çıkarmasına açıktır, hatta bilge gandalf bile. ve gandalf bu gerçeğin farkında olduğu için yüzüğe dokunmayı bile reddeder.

    tüm kitap boyunca yüzüğün çeşitli karakterleri kışkırtmayı denediğini görürüz. kimi karakterler yüzüğün tahriklerine karşı koymayı başarırken kimileri başarısız olur. o nedenle, frodo lothlòrien'de yüzüğü galadriele teklif ettiğinde galadriel içindeki arzuyu dizginleyip, "sınavı geçtim. küçülüp batı'ya gideceğim ve galadriel olarak kalacağım." der.

    tolkien'e göre tarihin daima kendini tekrar edeceğini söyledim fakat ona göre bu bir tür déjà vu şeklinde olmayacaktır. her tekrarda dünya gittikçe daha kötü, daha yozlaşmış bir yer haline gelecektir. bu yüzden tolkien'in tüm eserleri geçmişe duyulan özlemle doludur. geçmiş hep daha iyi, daha mutlu, daha görkemlidir.

    kendi dünyamıza bakacak olursak, günümüzde yüksekliği 1 kilometreyi aşan binalar yapabiliyor olmamıza rağmen hepimiz mısır piramitleri veya pantheon gibi eserleri ya da efes antik şehri gibi kalıntlıları görünce modern binaların bizde yaratamadığı bir hayranlık hissederiz. bununla birlikte bu eserlerin ve şehirlerin yıkılıp gitmiş olması bize hüzün verir. nasıl ki bizler için roma imparatorluğu'nun ihtişamı veya büyük iskender'in fetihleri asla tekrar elde edilemeyecek başarılarsa orta dünya da bu tarz eşi görülmemiş ve bir daha hiç görülmeyecek tarihî olaylara sahne olmuştur.

    mesela minas tirith çok büyük ve ihtişamlı bir şehir gibi görünür ama şehrin 3. çağ'daki hali 2. çağ'daki halinin bir gölgesidir. gondor krallarının mağrur soyu tükenmiştir. eskiden bütün orta dünya'ya hükmeden barış ve refah içinde yaşayan krallıklar tarihe karışmıştır. eski çağların büyük savaşçıları ve kralları ölmüştür ve isimlerini dahi hatırlayan yok gibidir. eskiden çok uzun yıllar yaşayan, büyük işler yapan insan soyu bozulmuş, ömürleri kısalmış ve becerileri azalmıştır.

    yine minas tirith'e dönecek olursak, nasıl ki roma'dan sonra kurulan pek çok şehir ona atıfla yedi tepeli olma iddiasında bulundu ve böylece onun ihtişamından bir parçayı kendi bünyesinde korumak istediyse, yedi surlu minas tirith ile yedi kapılı gondolin arasında da benzer bir bağ vardır. ve elbette nasıl ki minras tirith gondolin kadar görkemli değilse, gondolin de aman'daki şehirler kadar görkemli değildir.

    bu eksik ve kusurlu olma hali eserin o kadar merkezindedir ki, yüzüklerin efendisi'nde anlatılan olaylar bile aslında the red book of westmarch denen ve bilbo, frodo ve sam ile başka pek çok kişinin yazdığı bir kitaptan tolkien'in yaptığı çevirilere dayanmaktadır. yani tolkien eseri öyle yazdığını söyler bize. bilbo da yazdığı kısımda elfçeden pek çok çeviri yapmıştır. yani olaylar pek çok kez farklı kişilerin kendi süzgeçlerinden geçmiş, yapılan çeşitli tercümelerde ister istemez bazı nüanslar kaybolmuş, bazı kavramlar karşılıksız kalmıştır. nihayetinde hikâyenin kendisi de zaman içinde bozulmuş, yıpranmış ve kaybolmuştur. üstelik tolkien de tercümesini orijinal kitaptan değil, onun kopyalarının kopyalarından birinden yapmıştır.

    yani her şey git gide daha kötü olmakta, yozlaşmakta, çürümekte ve yok olmaktadır. elflerin sahip olduğu üç yüzüğün de özelliği aslında bu çürümeyi ve ölümü engelleyebiliyor olmasıdır. tek yüzük'ün yok edilmesi elfler için çok büyük bir kaybı temsil eder çünkü tüm yüzükler tek yüzük'e bağlıdır ve o yok olunca onların da gücü sona erecektir. bu da yarattıkları her şeye âşık olan elflerin çağlar boyunca meydana getirdikleri her şeyin zamana yenik düşüp yok olacağı anlamına gelir. elfler ölümsüzlüklerine, sınırsız bilgi ve becerilerine rağmen sonunda kaybetmişlerdir. belki kendileri aman'a, ölümsüz topraklara gidecektir ama yarattıkları her şey zamana yenilecek, harabeye dönüşecek ve unutulacaktır.

    peki tolkien bize ne tavsiye etmektedir? her şeyin yok olacağını bilerek üretmeyi. iyilik idealine inanmayı. kötülüğün daima var olacağını, hatta ne kadar ahlaklı olmaya çalışırsak çalışalım belki bir gün kendimizin de günah işleyebileceğini, kötülük edebileceğini bilerek ve kabul ederek iyi olmaya ve iyilik yapmaya çalışmaya devam etmeyi.
53 entry daha

hesabın var mı? giriş yap