şükela:  tümü | bugün
1095 entry daha
  • filmleri bir değil, iç içe geçmiş iki evrende geçen, 20. ve 21. yüzyılın en önemli yönetmenlerinden biri; bir auteur. konuyu biraz daha açalım:

    kanıtlar ne?

    tarantino filmlerinin tümünün bir evrende geçtiği yönetmenin hayranları tarafından uzun yıllardır tartışılan bir teoriydi zaten. reservoir dogs'daki mr. white'ın eski suç ortağının adının alabama olması. alabama'nın ise senaryosunu tarantino'nun yazdığı true romance filmindeki bir karakter olması. pulp fiction'daki vincent vega ile reservoir dogs'daki mr. blonde'un (bkz: victor vega) kardeş olmaları. red apple sigaraları gibi bazı uydurma markların farklı filmlerde kullanılması gibi şeyler hep bu iddiaların kanıtı olarak sunuluyordu.

    tarantino ne diyor?

    normalde eser sahipleri bu tarz konularda gizem yaratmayı sevdikleri için yorum yapmaktan ve insanları konuşturmaktan hoşlansalar da tarantino bu iddiaların doğru olduğunu uzun zamandır kabul etmiş, hatta bir adım öteye giderek bu evrenleri ve kurallarını röportajlarında açıklamıştır. yönetmene göre filmleri realer than real ve movie movie adlı iki farklı evrende geçmekte. bunlardan ilki bazı tarantino filmlerinin geçtiği, o filmlerdeki karakterlerin yaşadıkları "gerçek dünyayı" oluştururken, ikincisi; yani movie movie evreni ise ilk evrendeki karakterlerin sinemaya gittiklerinde izledikleri filmlerin geçtiği evrenini oluşturuyor.

    hangi film hangi evrende?

    yönetmenin kendi açıklamaları ve filmler arasındaki bağlantılar göz önünde bulundurulduğunda true romance (senaryosu tarantino'nun fakat filmi çeken tony scott oldu), reservoir dogs, pulp fiction, death proof, inglorious basterds, django unchained, the hateful eight ve son olarak once upon a time in hollywood filmlerinin hepsi realer than real evreninde yani "gerçek dünyada" geçiyor.

    natural born killers (yine senaryosu kendinin fakat yönetmen oliver stone), from dusk till dawn ve kill bill filmleri ise movie movie evreninde geçiyor. yönetmenin 2017'de verdiği bir röportajda söylediği gibi, realer than real evrenindeki karakterler sinemaya gittiklerinde bu filmleri izliyorlar. bu iki evreni birbirine bağlayan pek çok ufak gönderme var.

    örneğin yönetmenin 1994'te gösterime giren filmi pulp fiction'daki mia wallace karakteri vincent vega'ya oyunculuk kariyerini anlatırken oynadığı bir diziden bahseder. mia, fox force 5 adındaki bu dizide, hepsi kadınlardan oluşan 5 kişilik bir suikast takımında uzmanlığı bıçaklar olan bir suikastçıyı canlandırnmaktadır. sadece pilot bölümü çekilen bu dizi de aslında movie movie evreninin bir parçasıdır. ve elbette biz bu senaryoyu daha sonra kill bill olarak izledik.

    ya da yönetmenin son filmi once upon a time in hollywood'da rick dalton karakteri the 14 fists of mccluskey adlı bir filmde başrolü oynamaktadır ve filmin en önemli sahnesinde nazi komuta kadrosunu alev silahıyla öldürmektedir. bu film de elbette gerçek hayattaki (realer than real) olaylardan, daha da açık söylemek gerekirse inglorious basterds filmindeki olaylardan esinlenilmiştir.

    peki bu evrenlerin kuralları neler?

    tarantino yine farklı tarihlerde verdiği röportajlarda temel bir kuraldan bahsediyor. buna göre her iki evrendeki karakterler kendi evrenleri içindeki filmlerde yer alabiliyor fakat diğer evrene geçemiyorlar. mesela true romance'deki alabama, pulp fiction'da yer alabilir ama kill bill içerisinde alabama olarak yer alamaz. ama mia wallace ya da rick dalton örneklerinde gördüğümüz üzere realer than real evrenindeki karakterler büründükleri roller üzerinden movie movie evrenine girebiliyorlar, fakat movie movie evrenindekiler realer than real'a geçemiyorlar çünkü onlar gerçek değiller, realer than real'da yaşayan kişilerin canlandırdığı rollerden ibaretler.

    nereden çıktı bunlar?

    quentin tarantino'unun koca kafasından elbette. fakat o da bu fikri başka bir yerden edinmişti aslında. şu ana kadar hiç bahsetmediğim bir tarantino filmi daha var, jackie brown. tarantino farklı eserlerdeki karakterlerin içinde bir arada yaşadıkları bir evren yaratma fikrini büyük ihtimalle bu filminin de kaynağı olan rum punch isimli kitabın yazarı elmore leonard'dan esinlendi. çünkü leonard, yarattığı karakterleri farklı eserlerinde tekrar tekrar kullanan bir yazardı. yani yazarın eserleri bir "leonard evreni" içerisinde yaşıyor dersek yanılmayız. tarantino buna dair bir ipucunu 1998 yılında "creative screenwriting" adlı bir dergiye verdiği röportajda bize sunuyor. yönetmen röportajda, elmore leonard'ın birçok eserinde aynı karakterleri kullanmasını çok sevdiğini ve bunu kendi yazdığı senaryolara uyarlama çalıştığını, hatta reservoir dogs, pulp fiction ve true romance'in kendi yarattığı bir evrende geçtiklerini söylüyor. ayrıca yönetmen jackie brown'ı da kendi evrenlerine dâhil etmiyor. çünkü o film "elmore leonard evreni"nde geçiyor.

    bu filmlerin bizim dünyamızla bir ilgisi var mı?

    tarantino filmlerinin içinde yaşadığımız dünya ile kesiştiği noktalar var. bu filmleri kronolojik olarak bir sıraya koyarsak kendi tarihimize ve gerçekliğimize dokunduğu noktaları açıkça görebiliriz. örneğin django unchained amerikan iç savaşı'nın (bizim gerçekliğimizde yaşanmış bir olay yani) öncesinde geçerken, the hateful eight ise savaştan hemen sonraki bir dönemde geçer. once upon a time in hollywood ise 1969 yılında hollywood'da geçer, üstelik içinde bizim dünyamızdan sharon tate ve roman polanski gibi gerçek kişiler de yer alır.

    peki tarantino filmleri hangi noktada bizim dünyamızdan, bizim gerçekliğimizden kopup alternatif bir gerçeklik yaratır? elbette inglorious basterds esnasında yaşanan olayların ardından. daha kesin olmak gerekirse, basterds ekibinin adolf hitler'i ve nazi komuta kadrosunu bir sinemada (ne kadar güzel bir yer seçimi, değil mi?) yüzlerce mermiyle delik deşik edip sinemayı havaya uçurmasından sonra dr. emmett brown'ın tabiriyle zamanda bir kırılma yaşanır ve tarantino filmlerinin yaşandığı evren doğar. bu film bizim evrenimizle tarantino evrenini ayıran (ya da birleştiren) köprüdür. adolf hitler uzun ve kanlı bir savaş sonunda kendi sığınağında intihar etmek yerine, korkusuz bir grup asker tarafından olabilecek en vahşi şekilde öldürülüp savaş aniden bitince şiddetin pek çok sorunun çözümü olarak görüldüğü yeni bir toplumsal anlayış da doğmuştur. kötülüğe karşı koymak için şiddete başvurmanın çok makul bir davranış olduğu bu dünyada, katananızı koymanız için uçakta, koltuğunuzun hemen yanında özel bir yer bile vardır.

    filmlerde neden bu kadar şiddet var?

    pek çok sorunun çözümü olan şiddet, bu paralel evrende günlük yaşamın bizimkine kıyasla çok daha yaygın ve sıradan bir parçasıdır. bu evrende sinemaya gidip the 14 fists of mccluskey filmini izleyen çocuklar büyüyüp elmas soygunu yaptıklarında stuck in the middle with you dinlerken polislerin kulaklarını keserler. veya bir grup manyak gece yarısı ünlü bir yönetmeni ve onun ünlü bir oyuncu olan eşini öldürmek için hollywood'daki evine gittiklerinde, kendisi de bir oyuncu olan komşuları tarafından alev silahıyla vahşice öldürülürler. ve bu mutlu bir sondur. çünkü bu sayede farklı bir evrende (realer than real) 1960'lar tüm görkemiyle, tüm renkliliğiyle, tüm abartısıyla devam etmektedir. o yüzden şiddet bu evrende kötü bir şey olmak zorunda değildir. şiddetin pekâlâ iyi şeyler yapmak için kullanılabilecek bir araç olduğu düşüncesi bu toplumda oldukça yaygın bir kanıdır.

    once upon a time in hollywood'un özel yeri

    inglorious basterds'ın bizim gerçekliğimizdeki ayrışmaya sebep olan film olduğunu söylemiştim. once upon a time in hollywood ise bu iki evrenin kesişim noktasını oluşturur. yukarıda dediğim gibi polanski ve tate gibi gerçek kişilikler; vietnam savaşı, çiçek çocuklar, manson ailesi gibi gerçek olgular rick dalton ve cliff booth gibi kurmaca karakterlerle bir arada bu filmde. film ise, "tate-labianca cinayetleri" olmasa hollywood'un nasıl bir yer olacağı düşüncesinden yola çıkıyor ve bu alternatif olay akışını yaratan şey ise şiddet dolu bir tesadüf.

    hollywood'dan bahsetmişken bizim izlediğimiz hollywood filmlerinin ya da genel olarak tüm filmlerin de movie movie evreninde olduğunu söylemek gerekir. örneğin kill bill vol. 2 filminde the bride çocuğuyla birlikte shogun assassin filmini izliyordur. çünkü şiddete bakış o denli değişmiştirk ki, realer than real evreninde yaşayan biri izlediği filmde bir anne ve 5 yaşındaki kızının son derece vahşi ve kanlı bir film izliyor olmasını yadırgamaz. bu arada bizim filmlerimizdeki karakterler de movie movie evrenine girebilirler. örneğin, john wick karakterinin movie movie evreninde geçen bir filmde (ör. kill bill) yer alması teorik olarak mümkün, fakat realer than real evreninde geçen bir filmde, (ör. pulp fiction) mümkün değil.

    bu kural, daha doğrusu tarantino'nun bir yorumu realer than real evreninde geçtiğini söylediğim django unchained'in durumunu biraz muğlaklaştırıyor. çünkü tarantino 2012'deki san diego comic-con'daki bir konferansta django unchained'deki karakterler broomhilda von shaft ve django'nun 70'lerin ünlü aksiyon filmlerinden shaft'teki john shaft karakterinin ataları olduğunu söylüyor. yukarıdaki kurala istinaden bunun mümkün olmaması gerekir çünkü shaft filmi tarantino'nun movie movie evreninde yer alabilir ancak. bu durumda django unchained'in aslında movie movie evreninde geçtiği de iddia edilebilir. konuyu açıklığa kavuşturabilecek tek kişi yönetmenin kendisi.

    istisnai bir karakter: the wolf

    son olarak istisnai bir karakterden bahsetmek gerekiyor: the wolf. pulp fiction'da vincent ve jules'u büyük bir beladan kurtaran bu karizmatik karakter yukarıda bahsettiğim kuralın bir istisnası. yönetmene göre the wolf realer than real evreninde yaşayan bir movie movie karakteri. o yüzden kendisi her iki evrende geçen filmlerde the wolf olarak yer alabilir.

    kaynak:
    yönetmenin konu hakkındaki açıklamalarını çeşitli tarihlerde verdiği röportajlardan öğrenmek mümkün.

    bunun haricinde, quentin tarantino faq: everything left to know about the original reservoir dog ve quentin tarantino: interviews adlı kitaplar da konu hakkında son derece geniş bilgi veriyor.
110 entry daha