şükela:  tümü | bugün
54 entry daha
  • afrika’da bir kabilede derme çatma yapılmış köy evlerinin etrafında 3-5 evi çevreleyecek çapta hayali bir çember çizilmiş, bunu çocukların görmesi için de küçük taşlar ile ve yer yer toprağı 3-5 cm kazıyarak o çemberin sınırlarını belirtmeye çalışmışlar.
    bu çemberin amacı; evin sınırlarını ve küçük çocukların evden uzaklaşabilecekleri alanı belirtmekmiş. bu çember, kalabalık olan kabile hayatındaki çocukları kontrol etmenin bir yoluydu.
    bilindiği üzere ilkel hayatlardaki bu tarz yöntemler ve kurallar bir süre sonra örf, adet ve tabu haline gelir. toplumsal disiplinler de aile yapısı üzerinde bu şekilde etki eder ve onu kendisi ile sürükler.

    çocuklara eğer o çemberin dışına çıkılırsa;
    * yırtıcı hayvanların çocukları yediği,
    * farklı kabile mensuplarının çocukları kaçırdığı,
    * ormana girenlerin bir daha geri dönemediği,
    * x canavarın o çemberin dışında beklediği,
    * kendi tanrılarının sadece o çemberin içinde onları koruyabildiğine inandırılan çocuklar büyüyünceye kadar aileleri yanlarında olmasa bile o çemberin dışına çıkmayıp, bütün günlerini ve zamanlarını o çemberin içinde geçirmekteydi.

    çocuklar büyüyüp artık ailenin önde gelen bireyleri ile dışarı çıkmaları gerektiğinde ise bu inandıkları değerlerin anti tezini sunmak yerine bunu biraz esnettiler, ne de olsa kendilerini yalanlamak yerine, bu sürdürülmesi gereken bir koruma yöntemiydi.
    * ''avlanmak için çıkarsak tanrı bizi yine korur''
    * ''artık büyüdün kendini koruyabilirsin''
    * ''bir arada olursak o canavarlar korkar gelmez''
    * ''ormana giden geri gelmez ama büyükler ormanı biliyor'' gibi ufak değişiklikler ile geleneği sürdürmeye devam ederler.
    bazı çocuklar o güne kadar öğrendikleri ve dışına adım atmaya çekindikleri hayali çemberi kararsızlıkla aşsalar da içlerindeki korku ve endişe hali sürekli devam eder.
    bazı çocuklar ise kendilerine panzehir olarak sunulan yeni hikâyeleri yetersiz bularak o hayali çemberin dışına çıkmayı kabul etmez. ailenin korumak, kollamak ve yönetmek için sunduğu o soyut kavramlar çocuğun kendi içinde bir hapis yaşamasına sebep olur. bu öyle bir tutsaklıktır ki, aileler bile bu çocukları artık isteseler bile o çemberin dışına çıkarmaya ikna etmekte zorlanırlar.

    aile baskısı bu hayali çember gibidir, yıllarca size öğretilen ve dayatılan kuralları aklınızda korku ile endişe ile suçluluk duyarak hissetmenize ve yaşamanıza sebep olur. günü geldiğinde dışarıdaki hayata açıldığınızda her zaman o çemberin içinde kalmak için de bir mücadele verdiğinizi, o çemberin dışına çıkmanın aileye, anneye, babaya bir ihanet olmakla beraber, özünüze de sadık kalmadığınız için suçluluk duymanıza sebep olur. attığınız her adımda size öğretilen ve sizi engelleyen bir dolu telkin, hikâyeler, suçluluk formları, başarısızlık durumları gibi bilinçaltı tabular bir anda aklınıza gelir. hangi yöne gideceğinize bir türlü karar veremezsiniz. her çocuk o çemberden sağlam çıkamaz, hiç çıkamayanlar ise, aileler tarafından başarısızlıkla suçlanır. bu da ayrı bir ironidir. kolu kanadı kırılmış bir çocuğun başarısız olmasındaki en büyük etken ailedir.
    aile baskısı gelişimin de önündeki en büyük etkendir.

    bu noktada şunları sormak gerekir;
    * kendi kurallarınız ile mi yaşıyorsunuz yoksa ailenizin kurallarına göre mi? ya da ailenizin size dayattığı toplamsal tabular ile mi?
    * aile, gerçekten sizi büyüttüğü için ömür boyu fedakârlık yapmanız gereken bir yapı mıdır?
    * bunun karşılığında size her türlü baskıyı ve negatif psikolojiyi yükleme hakları var mıdır?
    bunların üzerinde durmak gerekiyor. ‘’evet aile her şeydir’’ diyorsak, biraz aile tiplerine bakalım ve sizin ‘’ her şeydir’’ dediğiniz yapı ile size duygusal manipülasyonlar da dâhil olmak üzere bir çok baskıyı beyninize kazımış yapı aynı mı değil mi siz kendiniz karar verin.

    basit şekilde aile tipleri aşağıdaki şekilde sıralanır.

    aşırı koruyucu aile
    kötü bir çocukluk geçirmiş ebeveynlerde görülen, aşırı korumacı ve titiz ailelerdir. korku- güvensizlik ve kaygı bozuklukları görülür. çocukları da bu şekilde yetiştirirler, ama sorsan çocuklar mükemmeldir. başlarına hiç bir şey gelmeyecek şekilde donatılmış ve paranoyaya bağlamış çocuklar bu ailelerden çıkar. risk almazlar ve sürekli kaybetme korkusu yaşarlar.

    baskıcı aile
    aile tarafından çocukla hiç bir anlaşma yapılmaz, kendi istedikleri olmalıdır, eğer olursa çocuk sevgiyi hak eder, onu koşullandıran bir aile yapısıdır. sorsan çocuk mükemmeldir! çünkü tam itaat etmiştir. bağımlı kişilik bozukluğu olan çocukların önemli bir kısmı da bu aile yapısından çıkar.

    çocuk merkezci aile
    çocuk istediği kadar rahat davranır, her şeyin serbest olduğu ve sınırlarını bilmeyen tatminsiz çocukları yetiştiren aile yapısıdır. bu tip çocuklar daha kırılgan olur. sonra da '' ne deseler yaptık niye böyle oldu '' diye çok duyarsınız. anne baba mükemmeldir! ama çocuklar ne hikmetse sorunlu olmuştur!

    tutarsız- kararsız aile
    anne ve babanın farklı davranma şekillerine bağlı olarak, ebeveynlerin bir süre sonra ne yapacaklarını karıştırdığı ve ''a'' dedikleri şeye sonradan ''b'' diyerek çocuğu da arada bıraktıkları aile yapısıdır. bu tipte hiç kimse mükemmel değildir. aileye sorsanız; çocuk o kadar yaramazdır ki, aile nasıl davranacağını şaşırmıştır!

    mükemmeliyetçi aile
    adından da anlaşılacağı gibi çocuklarının en iyisi olmasını isteyen ailelerdir. çocukları yarış atı gibi yetiştirirler ve sürekli olarak başkaları ile kıyaslarlar. çocuğun tabiatına aykırı davranırlar ve yaşlarının üzerinde bir yükleme yaparlar. çocukta bir de asperger sendromu varsa ve farkında değillerse değme keyfime! bir filozof yetiştirdiklerini bile sanabilirler. ( bu çocuklar genelde zeki oluyor )
    çocuklar burada aileye bağımlı halde onları memnun etmek üzere bir disiplin geliştirir. yetişkin hale geldiklerinde içlerindeki zincirleri kırmak için çok bocalarlar ve bağımlılıkları oluşabilir. bu bağımlılıklar kontrolü ele alma çabasıdır. kendilerini ilk defa güçlü hissettikleri anı yakalamaya çalışırlar.
    ( yasaklı madde- çocukluk favorisi rutinler- adrenalin tutkusu eylemler- kendilerine farklı şekillerde zarar veren eylemler) bunları da aileler genelde bilmez, çünkü çocuk da kendisini artık mükemmel sanmaktadır, bu imajın bozulmasını istemez.
    bu çocuklar yetişkin hale geldiklerinde, hepsi dik durmayı ve doğru görünmeyi sever, ama içlerinde eksik olan bir şeyler mutlaka olur ve yaptıkları kötü şeyler de onlar için bir cesarettir.
    bu çocuklar sanılanın aksine asla mükemmel olmaz. çünkü hiç kimse mükemmel değildir. sosyal ve kültürel anlamda toplumun orta direğini oluşturan ailelerin çoğu bu hatayı yapmaktadır. 7 yaşındaki çocuğunun dünya klasiklerini okuması, komşusu zehra hanıma karşı kazanılan bir ego zaferi olabilir. zehra hanım'ın bir kaç saniyelik çekememezlik ve kıskançlık şoku yaşaması karşılığında asosyal bir çocuk yetiştirmek bu ebeveynlerin aklına gelmemektedir. muhakeme yeteneği gelişmemiş çocuklara bu tarz kitaplar okutmanın faydası yoktur. sindiremediği şeyi sadece ezberler. pamuk prenses ve yedi cüceleri okuması kafidir.

    ilgisiz aile
    ilgisiz aile kavramına en güzel örnek sanırım doğurup sonra da unutmak olur. ilgi, alaka, sevgi, koruma olmaz, çocuk yalnız bırakılır ve sonra gelsin şema kimyası bozuk aşıklar.

    sağlıklı aile -demokratik aile
    ideale yakın olan aile tipidir. çocuklara sınırları öğretilir, hoşgörü ve esneklik hakimdir. çocuklar ile ilgilenilir, doğru yaklaşımları sergiler, onlar ile iletişim kurar, onlara gerçeği anlatır ve öğrenmesini gelişmesini, gelişmesi için de yeterli ortamları sağlarlar. bu ailedeki kurallar çocuğun kendisini ifade etmesinin önüne geçmez. koşullu sevgi yerine şartsız sevgi vardır. bu tip ailelerde büyüyen kişiler daha özgüvenli ve sağlıklı bireyler olurlar...

    şimdi bu kadar çok aile tipi varken ve sadece bir tanesi normalken, istatistik olarak sizi doğru yetiştiren bir aileden çıktığınıza halen inanıyor musunuz? hiç bir baskı altında kalmamış ve şu an hür iradeniz ile kararlar verdiğinize, ailenizin hayatınızı minimum düzeyde etkilediğine inanıyor musunuz?
    30 yaşına gelmiş ama halen bir ayağı o çemberin içinde kalmış afrikalı çocuklar gibi özgüvensiz ve korkarak hareket ediyorsanız, mevcut durumunuzu tespit etmeniz gerekiyor. en azından bunun farkındalığını almamız ve bizi adım atarken durduran şeyin vicdanımız mı yoksa üzerimizde süregelen aile baskısı mı olduğunu anlamış oluruz. ikisi farklı şeylerdir.

    yukarıda anlattığımız aile tiplerine ek olarak genel olarak karşımıza çıkan en baskıcı ,elalem ne der'de ki elalemin aile yapısını da bilmek gerek. tv'lerde gündüz kuşağında yayınlanan ve aklımızın almada yetersiz kaldığı olayların içindeki aile tipleridir bunlar.
    kabullenmesek de çoğumuz bu tarz ailelerin içinde büyüdük.
    toplum kökenli aile yapısı, baskıcı ve tabu dolu hayatları benimsemiş en kaba haliyle ilkel olarak bahsedilebilecek aile tipleridir.
    bu aile tiplerindeki genel söylem ‘’aile çok önemlidir’’
    bu ezber ile pazarlanan bağımlılık ve asosyalliktir.
    bu içinden çıkılamaz olan mevcut duruma hazırlanan yüceltme kılıfıdır.
    bireyselliğin gelişmediği, benlik duygusundan uzak, bilinçsiz yaşamlar ile birbirini onure eden ve bundan rahatsız olmayan, tüm dünyalarının bu yapı olduğunu hisseden ve hissettiren yapılardır.
    bu aile tiplerinde büyüyen çocuklar sürekli olarak farklı aile modellerini marjinal bulur ve ahlak yönünden de zayıf bulurlar.
    buradaki ahlak onun toplumda görmek istediği ama kendi uygulamak zorunda olmadığı bir kavramdan öteye gitmez.
    çünkü bu aile tiplerindeki sürü psikolojisi, suç işlemiş bir bireyine ahlaksız demek yerine onu savunur, o asla ahlaksız olmaz. tüm aile bireyleri baskı altında sindirilmiş ve robot olmaya zorlanmış, öğrenmeye ve öğretilmeye kapalı hale getirilmiştir. sormazlar, sorgulamazlar.
    bu ezbere ve ilkel aile şeklini de kuşaktan kuşağa geçirmeye çalışırlar. aile baskısı ve tipleri tüm toplumu etkilediği için bilinmesi gereken bir konudur. aşırı korumacı ve bencillik üst seviyedir.
    babam bana küçükken sürekli '' arkadaşların seni sigaraya alıştırır, onlara güvenme '' derdi. bir kez olsun '' oğlum olurda bir gün bu zıkkımı içersen, arkadaşlarını da alıştırma'' demedi. çünkü onun kafasında kendi yarattığı mükemmel yapı içindeki terbiye! edebildiği kontrollü bir ahlak vardı. güvenilmez dediği ve arkadaşlarını sigaraya alıştıracak kötü karakterin oğlu olma ihtimalini düşünmez.

    toplumun şekil verdiği aileler topluma, ailelerin şekil verdiği toplumlar ise ailelere benzer. sağlıklı ailelerde büyüyen çocuklar toplumu pozitif olarak değiştirecektir. aksi durumda ise, hastalıklı ve muhafazakar toplumların etkilediği ve hatta belirlediği aile yapıları ise, çocukların gelişimine ve birey olmasının önüne geçer.

    en başa ve esas konumuza dönecek olursak, başta verdiğimiz örnekteki psikolojik baskının nelere sebep olacağını bilmek gerek.
    baskıcı aile yapılarında kurallar ve sınırlar vardır ve bunlar çocuğun hiçbir döneminde değişmez. çocuk 5 yaşında da bu kurallara maruz kalır, 30 yaşında da bu kurallara maruz kalır ve bunlar yaşayarak, aile hâkimiyetinin altında kalmaya devam eder. aile burada çocuğun evrelerini görmez veya bilmez, gelişim süreçlerini ve her gelişim süreci içerisinde esnek olması gerektiğini görmez veya bilmez. çocuk ise aileden bağımsız hale geldiğini düşündüğünde bile ailenin ona dayattığı soyut yazılı olmayan kurallar ile yaşamaya devam eder. bir karar alırken zorlanıyorsanız ve hesap vermeniz gereken bir aileniz olduğunu düşünüyorsanız bunu da açıkça konuşamıyorsanız, baskıcı bir ailede ve size dikte edilen kurallar ile yaşamanız beklendiğini düşünebilirsiniz. aileniz bilmese bile bir karar verirken ( kötü bir karar olmamasına rağmen ) endişe ve stres yaşıyorsanız bu psikolojik olarak devam eden bir aile baskısı olduğunu göstermektedir. aile talep etmez ama artık kanınızda dolaşıyor demektir.

    ilkel kabilelerde yetişen bireylerin o kabileye çağ atlatması beklenmez. aksine bu yönde yaptığı her hamle onu cezalandırma ile sonuçlanır. kabilenin çocuktan beklediği şey sürüye dâhil olması ve öğretilenler ile hayatını ikame ettirmesidir. bunu sağlaması için de, çocuk doğduğu günden itibaren yoğun bir baskıya, şiddete ve tabulara maruz kalır. günümüz ailelerinin birçoğu bu çizgiyi sürdürmektedir. her ne kadar şartlar değişmiş olsada içinde bulunduğumuz toplumun ve ailelerin genel çizgileri mevcut ilkellik ile bezenmiştir. aile baskısı, koruma, kontrol etme ve yönetme temalı olması da bu ilkelliğin kanıtıdır.

    aile baskısı, çocuğa direkt olarak direktif verme veya cezalandırma ile de olmaz.
    * 7 yaşındaki çocuklara dünya klasiklerinin okutulmaya çalışması da aile baskısıdır.
    * bu çocuktan yetişkin performansı beklenilmesi de aile baskısıdır.
    * ailenin, çocuk için istediği mesleği seçmesi de aile baskısıdır,
    * çocuğun, ailenin istediği ve hoşnut olduğu meslekten biriyle evlenmesinden duyacağı memnuniyeti çocuğa işlemesi de aile baskısıdır. (çocuk aileyi memnun etmek ve övgü almak için farkında olmadan buna odaklanır )
    * duygusal manipülasyon da aile baskısıdır ve çocuk sürekli kendisini suçlu hissederek adım atmaktan geri kalır.

    aile baskısı sizi sadece elalem ne der ile hareket kabiliyetinizi kısıtlayan bir baskı da değildir. gelişiminizi ve geleceğinizi komple etkiler.
    oldukça soft bir aile baskısının bile çocukta nasıl bir iz bıraktığı ile alakalı bir örnek verelim;
    41 yaşında hiç evlenmemiş ve sürekli kitap okuyan, evini kütüphaneye çevirmiş tanıdığım bir arkadaşımız var. dışarıdan görüntüsü olağan karşılanabilir.
    kitap okumanın, evden çıkmamanın nasıl bir zararı var ki? dimi!
    evi kütüphane gibi gerçekten.

    güzel bir kadın olmasına rağmen, iyi bir eğitimi olmasına rağmen, asosyal davranışlar gösteren ve iş dışında neredeyse hiç evden çıkmayan bu arkadaşımızın hikayesi şu şekildedir;
    küçükken babası her eve geldiğinde elinde kitap olmayan çocuğuna karşı ilgisiz ve sevgisiz davranırmış. takdir ettiği tek davranış; derslerine çalışan çocukları ve asla sözünden çıkmayan çocuklarının göstermiş olduğu davranışlar.
    diğer her şey yasak ve bu yasağı şiddet ile değil, duygusal manipülasyon ile sağlamış. ''bunu bunu yaparsanız ben çok üzülürüm'' diyerek de sürekli olarak çocukların vicdanlarını harekete geçirmiş.
    aile içinde elinde kitap olan kişi sürekli takdir edilirmiş.
    buradaki koşullu sevgi, bu çocuklarda bunu bir alışkanlık haline getirmiş.
    41 yaşına gelmiş olmasına rağmen sosyal anlamda hiç bir bağlayıcı aktivite ve insanla etkileşim içine girmemişken, kendisini kitaplara adamış olması onun içinden çıkılamaz sandığı durumlardan kaçma çabası olup çıkmış.
    bu, bir nevi çocuklukta aşina olduğu ve kendisine huzur veren alanı tekrar yaratma çabasıdır.
    bunu okuyunca elinizdeki kitabı bir kenara koyduğunuzu görür gibiyim, tabi ki kitap okumak kötüdür denilmez. bu örneği vermemdeki amaç, masum gözüken bir davranışın bile aslında bir baskı ve manipülasyon sonucu oluştuğunu görmenizdir.
    bu davranışın temelinin sürekli olarak aile baskına maruz kalmış ve yanlış yönlendirilmiş bir alışkanlık olmasıdır. işin içinde kitap olduğu için bu baskıyı görmezden gelmek olmaz.
    bu kişinin kendi hayatını yaşayamamış olması ve sosyalleşememesinin önündeki en büyük engel ailesidir.
    çünkü kendisine sosyal hayatın kötü örnekler ile dolu olduğu öğretilmiştir.
    başını kapatması gerektiği öğretilmiştir, ki şu an açmak istemesine rağmen, anne baba üzülür diye açamıyor.
    erkekler ile arkadaş olmaması gerektiği öğretilmiştir.
    bu kişi şu an bunların aksini düşünse bile ki düşünüyor, bunun için adım atmaya korkar bir haldedir. çünkü kişinin kafasında girişte anlattığımız afrikalı kabilenin çizmiş olduğu sanal bir çember vardır ve o çemberin dışına çıkmak onun ailesine ihanet edeceği, onları üzeceği ve özüne de sadık kalmaması ile yaşayacağı endişe halini hatırlatmaktadır.
    babası için, evinde oturup kitabını okuyan bir çocuğunun olması yeterliyken, bu arkadaşımız için hayat sadece dört duvar arasında geçmektedir.

    buradaki kitap hikayesinin benzerleri eminin bir çoğumuzun hayatında da vardır. konu illa kitap olmaz, başka şeyler de olur. ben en masum nesnenin bile aile baskısı ile ne hale geldiğini anlatmaya çalıştım.
    biraz durup düşünün ve ailenin bizlerin önüne ne kadar çok set çektiği ve kolumuzu kanadımızı kırdıklarını görebiliriz.
    ''aileler kutsaldır'' demek, içinde bulunduğumuz çemberin duvarlarını daha da genişletmektedir. evet aileler kutsaldır ama çocukken müdahale edemediğimiz, bizi büyütme şekillerine karışmadığımız anların aksine şimdi henüz bir şansımız daha varken, bunu değerlendirmemiz gerekmektedir.
    ben babamın sözünden hiç çıkmasaydım muhtemelen şu an sahip olduğum hiç bir şeye sahip olamayacaktım. ülke standartlarına göre de maddi manevi yeterince şeye sahibim, üzerine de bir çok ülkeyi hayalini bile kuramadığım yerleri gezip gördüm. hatta oturdum öğrenmeye devam ettim, babamın sözünden çıkmamış olsaydım şu an yazdığım hiç bir şeyi yazacak seviyede bile olmazdım. istediğim hayatı hiç bir zaman yaşamamış olacaktım. hepsinin ötesinde kendim olmaya çalıştım.
    bu doğru yapacağınız anlamına gelmez ama denemek için bir şansınız olduğunu size gösterir.

    ailelerin misyonu bir yaştan sonra biter ve artık birey olmak için kendi kararlarınızı almanız ve bunları uygulamanız gerekir.
    kimseye ihanet etmeyeceksiniz,
    kendinizi suçlu hissetmeyin,
    aksine korktuğunuz her şey ile yüzleşmeye çalışın.
    başarmak istediğiniz ne varsa bunun için mücadele edin.
    aile baskısını kırmanın en temel yolu kararlı olmaktır.

    anne ve babalar size öğrettikleri şekilde yaşarsanız mutlu olabileceğinizi öğretir ve baskılar, peki ya kendileri bu şekilde mutlu mu?
    çoğunlukla hayır.
    o zaman bu işte bir terslik yok mu sizce de?
    evet bu işte bir terslik var,
    onların yetiştirme şekli ve kuralları sadece inandıkları ve onlara da öğretilen güvenli oldukları sandıkları alanlar ve ritüellerdir.
    mutlu olmaya çalışmak ise bireyin kendi elindedir.
    aile baskısı olduğu an ile kalmaz, hayatımız boyunca bize eşlik etmeye devam eder.
    tüm bunlar aileleri bir kenara atmak demek değildir,
    ailelere bağlı olmak ve bağımlı olmak arasında mutluluk kadar fark vardır.
    aileler tam bağımsız çocuklukları kabul etmez ve unutmamak gerekir ki, bağımsızlık için savaşmak gerekir.
    kafamızın içindeki o çemberin dışına çıkmak için bir adım atmak yeter...
6 entry daha
hesabın var mı? giriş yap