şükela:  tümü | bugün
37 entry daha
  • madem oyun böyle oynanıyor, biz de karikatürleştirelim o zaman. tophane yazısını "daha otantik olan daha hakikidir ve bu hakikat otantik olana kendisini koruma hakkını verir" diye özetlesem mırın kırın edecek. niye, çünkü bunu kabul ederse muhtemelen biz modernistlerin diskuruna düşecek. sanki oradan hiç çıkabilmiş gibi, sanki bu mümkünmüş gibi. tasarımına sahip olduğunuz otantikliğin, bu daha gerçek olanın, kriteri var mı hocam, yoksa dolayımsız sezgiyle mi ulaştınız bu hakikate?

    bu yazısıyla, nostaljik olana bu hayranlığıyla, biz modernistlerin favori kavramlarından olan gerici’nin içini nasıl da doldurmuş. ille de bkz. gerici/@conatus. üstelik bir de alakasız bir örnekten yola çıkıp nostaljiyi modernist iyi imgesinin içinde zorunlu öğeymiş gibi sokuşturmuş. ben sana söyleyeyim hoca, modernistler geçmişe dair romantik imgeyi kendi kendilerine aşalı 150 seneden fazla oldu. alman idealistleri var, karl marx diye bir adam var ilgini çekerse. tekrar nostaljik imgeye sarılanlar modernizmin postmodern kritikleriydi. onlara bakmak daha havalı olduğu için mi, diğerleri zor geldiğinden mi, yoksa daha 'trendi' marksizmlere bel bağladığınızdan mıdır bilinmez, onları bir nesilce atlamışsınız. şimdi ona yapışmaya devam edip bir metafor olarak sınıftan devam ediyorsunuz. kolayınıza geliyor. size parti olarak bir etkinlik önerim var. oturun manifesto ve kapital’de geçen fortschritt, entwicklung gibi ifadelerin türkçe ve ingilizce çevirilerinden ilerleme, gelişim, progress, development gibi karşılıkları temizleyip yerine yenilerini koyun. hem katiyen ilerici bir etkinlik de değil işte.

    karambolden dozerlerle sanatçıları modernizmin aynı hin projesinin farklı ajanları yapıvermiş. modernizm dediği şey soylulaştırmak, bunun da bu bağlamda içeriği kenti güzelleştirmek. evet abicim, bu yollar kaldırımlar kenti güzelleştirmek için yapıldı hep, estetik kaygılardan yani. şimdilik sınıf kartını sürmeyelim, işimize gelince “metafor olarak” çıkarırız. iktidarın insanları evlerinden edip toprağı sermayeye pazarlamasıyla galeri açmak aynı büyük oyunun parçaları. orta ve üst sınıfların, “işte sanatçı, entelektüel kesimlerin işine yarayan bir şey.” modern tin nelere kadirsin, komplo teorileriyle alay edenler ne haldeler.

    kendi dışına çıkamayan, doğasını terk edemeyen, korumacı şiddetin dilini de “daha gerçek" olarak nitelendirirken insanı nasıl aşağıladığının farkında bile değil. "keşke olmasa" şiddet, ama işte, şiddete maruz kalmamak için “eşitleyerek” konuşulması gerekiyormuş. böylesi radikal farkı bizzat koyarak hangi eşitlikten bahsettiğini anlatması gerekiyor bize.

    sanat kavrayışı da ilginç. sanatı yaratan şeyin insanın doğayla dolayımsız birliği değil halihazırda kopmuşluğu ve o birliği imgelemde yakalama çabası olduğunu es geçiyor: “tophane'nin kendisi aslında bir sanat” derken oradaki yaşamı nesneleştiriyor, kendi dolayımsızlık tasarımının kopyası yapıyor, farkında değil. orayı bir hayvanat bahçesi olarak gören tam da bu görüş oluyor.

    sınırlara dair de kafası karışıkmış sosyolog hocamızın. sınıf nerde başlar nerede biter bilemiyormuş. bunun çözümü de modernizmin kendisinde hoca. fichte oku marx oku, göreceksin ki sınırları kendin koyuyorsun. bir zahmet geç de o sınırı, o zaman sınıfını bulacaksın orada. ha geçtin mi zaten, pardon pardon.

    gözünü sevdiğimin diyalektiği, işlemeden duramıyorsun. dün birlikte yaşam derlerdi ne dediklerini bilmeden, şimdi varlığını muhafaza eden şiddete geldik birden bire. neyse siz önce kankalarınızla yaratın da "orta alan"ı, biz uğrarız bir ara.
76 entry daha