şükela:  tümü | bugün
146 entry daha
  • --- spoiler ---

    kitapların bitişinin üzerinden on sene geçmesine rağmen hâlâ ne bok yediği, ne işler karıştırdığı üzerine tam bilgi sahibi olamadığımız; gelmiş geçmiş en popüler hogwarts müdürü.

    dumbledore'u tam olarak çözebilmek için kitapları okumak yetmiyor; biraz üzerine kafa patlatmak gerekiyor. biraz derken baya tabi.

    dumbledore'u konuşmadan önce daha genel olarak kitaplardan, daha doğrusu kitaplarda anlatılanlardan ve anlatılmayanlardan konuşmamız gerekiyor. dumbledore hakkında, müdür olduğu gerçeği dışında, öğrendiğimiz ilk dişe dokunur bilgi sihir bakanı olmasının istendiği; ancak bunu kabul etmediği. bunu biz o zaman, felsefe taşı'nı okurken yani, dumbledore'un egzantirikliklerinden biri olarak yorumlasak da hâlâ bu sorunun net bir cevabı verilmiş değil: neden bunu kabul etmedi?

    ama benim merak ettiğim şu, neden sihir bakanı var? tam olarak neden büyücüler gizlenme ihtiyacı hissediyor? öyle ya, basit bir hareketle bir kişiyi öldürebilecek kadar güçlüyken neden saklanıyorlar? saklanmadıkları bir dönem olduğunu biliyoruz, ortaçağ'a kadar açık bir şekilde yaşıyorlar. daha ilginci, rowling'in demeçlerinden kitapların geçtiği dönemde, doksanlarda, birleşik krallıkta üç bin kadar cadı ve büyücü yaşadığını da biliyoruz. google'dan basit bir araştırmayla doksanlarda birleşik krallık'ın nüfusunun 57-58 milyon arası seyrettiği bilgisine de erişebilirsiniz. yüz yaşın üstüne çıkmak bir büyücü için sıradan bir olay, yüzlerce yıl yaşayanları da var. ve dahası, muggle'ların aksine çoğu büyücü ailesinin birden fazla çocuğu var. demem o ki, bu tabloya baktığınızda kafanıza takılan ilk şeylerden birisi, neden bu kadar az büyücü var oluyor.

    sihir bakanı'nın, daha doğrusu bakanlığın, fonksiyonuna baktığınızda grindelwald ve voldemort'un ne yapmaya çalıştığını da anlayabiliyorsunuz. bakanlığın fonksiyonu yaşayan cadı ve büyücüleri pasifize etmek. yapabildikleri büyüleri, mugglelar'la ilişkilerini kısıtlamak ve denetlemek; sahip olabilecekleri büyülü eşyaları sınırlandırmak ve yeri geldiğinde bunlara el koymak gibi işlerle uğraşıyor bakanlık. ki, üçbüyücü turnuvası, voldemort'un yükselişi gibi örneklerde bakanın bir görevinin de başbakan'a olan biteni raporlamak olduğunu görüyoruz. tüm bunlardan çıkarılabilecek tek bir sonuç var: tarihin bir döneminde muggle'lar büyücülerle savaşmış, çoğunluğunu öldürmüş, hayatta kalanlar için de bir bakanlık kurarak onları denetime tabi tutmuş. zaten basitçe düşündüğünüzde, eğer büyücülerin sistemi muggle'lardan ayrı olsaydı onların kendi başbakanları olurdu; bakanın başbakanın altında çalıştığını anlamak güç değil.

    büyücülerin ortadan kaybolduğu dönem ortaçağın sonu yeniçağın başına rastlıyor ve zaten tam da bu dönem, büyücüler ve mugglelar arasındaki eşitsizliğin de ortadan kalktığı dönem. mugglelar barutu kullanmayı öğreniyor zira. kitapları okurken büyücülerin neden bu kadar titiz bir şekilde gizlendiği sorusu açıkça cevaplanmasa da sanki bu muggleları korumak için yapılıyormuş gibi bir intiba bırakılıyor. bence bu doğru değil. büyücüler varlıkları açığa çıktığında yapabileceklerini bildikleri için mugglelardan korkuyor. yukarıda saydıklarımı birleştirirseniz tek bir sonuca ulaşırsınız: bir noktada muggleların mutlak zaferi ve belki bir büyücü soykırımıyla sonuçlanan bir savaş olmuş. büyücüler muggle denetimine girmeyi kabul etmişler. yoksa dediğim gibi, sihir bakanının başbakanla görüşmesi iki eşitin yaptığı diplomatik bir görüşme değil. başbakan yetki ve protokol olarak herhangi bir bakandan üstte. bu algıdan kaçınmak istese rowling sihir bakanı yerine farklı bir tabir seçerdi. ne bileyim neden sihir kralı ya da başbüyücü değil de bakan?

    dumbledore’a dönecek olursak, neden bakan olmuyor? bu, onun politik duruşuyla ilgili. böyle bir savaş gerçekten olmuşsa bu, onun neden grindelwald’un fikirlerini mantıklı bulduğunu açıklar. bastırılmış bir azınlığın mensubu olarak, gençliğinde sağ eğilimli, hatta faşizan görüşleri desteklemesi çok da mantıksız durmuyor.

    hal böyleyken, her ne kadar grindelwald'un hatalarını gördüğünü ve günah çıkardığını iddia etse de eğer durum dediğim gibiyse, bu, onu bu yola iten etmenler ortadan kalkmadığı için dumbledore'un görüşlerinden tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. haliyle, tamamen sembolik de olsa büyücülerin mugglelara boyun eğmesini simgesi halindeki bir koltuğa oturmak istemeyecektir. buraya kadar yazdıklarımın büyük ölçüde spekülasyon olduğunun farkında olmakla birlikte, birazdan yazacaklarımın altının daha sağlam olduğunu şimdiden belirtmek isterim.

    dumbledore için ilk kitaptan bu yana çizilen egzantrik portresinin gerçeği yansıtmadığının herkes farkındadır sanıyorum. evet, tuhaf ve hatta yer yer çatlak bir adam olmakla birlikte bu biraz da kendisi için oluşturduğu bir maske. fakat maskenin altındakiler ne kadar masum, bence asıl bunun tartışılması gerekiyor. bu konuda rowling'in okuyucunun aklında dumbledore hakkında soru işaretleri bırakmak istediği ortada, öyle ki, sihir dünyasındaki karakterlerin bazılarının da aklında benzer soru işaretleri olduğuna dikkat çekmek adına rita skeeter'a kitap bile yazdırmış kadın. ben kendi aklımdaki soru işaretlerini paylaşacağım.

    öncelikle ölümü ve snape'e dair duruşuyla ilgili tekrardan aynı şeyleri yazmak istemiyorum; şuradan okunabilir. ben orada yazmadığım tuhaflıklardan konuşacağım.

    azkaban tutsağı'nın onuncu bölümünden * başlayalım. buradan dumbledore'un ajanlarından * voldemort'un potterların peşinde olduğunu öğrendiğini, potterlara fidelius büyüsüyle saklanmayı önerdiğini öğreniyoruz. potterlar sır tutucu olarak sirius black'i istiyorlar. fakat, kitabın geri kalanından öğrendiğimiz üzere sirius kendisinin sır tutucu olmasının fazla bariz olduğunu, eğer pettigrew'u sır tutucu yaparlarsa bunun kimsenin aklına gelmeyeceğini düşünerek pettigrew'un sır tutucu olmasını sağlamış; haliyle hain pettigrew ve bunu potterlar öldüğüne göre bunu sirius ve pettigrew'dan başka bilen yok. yine ilgili bölümde flitwick dumbledore'un kendisinin sır tutucu olmasını önerdiğini; ancak james'in bunu kabul etmediğini de öğreniyoruz ki bu, kitabın sonunda lupin tarafından "james arkadaşlarına güvenmemektense ölmeyi tercih ederdi" şeklinde yorumlanıyor. ayrıca yoldaşlık içinden bir kişinin taraf değiştirdiğinin ve bu kişinin muhtemelen potterların yakın çevresindeki bir isim olduğunun o zamanlar dumbledore, mcgonagall ve potterlar tarafından bilindiğini de öğreniyoruz.

    buradan çıkarmamız gereken ilk sonuç; potterların sır tutucu olarak ilk adayları sirius, ikinci adayları da pettigrew olduğuna göre hain olabileceğine ihtimal verdikleri kişinin remus lupin olduğu. muhtemelen kurtadam olduğu için, orasını bilmiyorum; yoksa bu sır tutucu meselesinde lupin'in adının dahi geçmemesinin başka bir açıklaması olamaz. ama burada dikkat çekmesi ve rahatsız etmesi gereken ikinci bir nokta var; sirius ve pettigrew'un sırrı bilen tek kişi olmalarının imkanı yok. büyüyü yapan dumbledore; haliyle de sır tutucunun kim olduğunu biliyor olması gerekiyor. dahası; büyü tam anlamıyla başarısızlığa uğramış da değil. fidelius'la saklanan bilgi "potterlar godric's hallow'da falanca numaralı evde saklanıyor" james ve lily'nin ölmüş (haliyle artık orda saklanmıyor) olmaları, voldemort kaçtıktan sonra enkazın altında canlı bekleyen, dolayısıyla saklanmaya devam eden, bir potter daha olduğu gerçeğini değiştirmiyor. şu durumda, hagrid o gece harry'i almaya gittiğinde onu orada bulabilmişse, bir noktada sırrın hagrid'e de verilmiş olduğu anlamına geliyor. hadi, o pettigrew'dan bizzat değil de harry'nin yoldaşlığın yerini dumbledore'un bıraktığı notla öğrenmesi gibi yazıyla öğrenmiş (haliyle sır tutucunun kim olduğunu bilmiyor) olsun. büyüyü yapan dumbledore'un sır tutucunun kim olduğunu bilmiyor olmasına imkan yok. bu da bizi ikinci ve daha can sıkıcı bir sonuca götürüyor: dumbledore sirius'un suçsuz olduğunu bile bile 12 sene azkaban'da yatmasına göz yumdu.

    dumbledore'un grindelwald'la takılırkenki mottosunu bilmeyen yoktur: for the greater good; çoğunluğun iyiliği için. nasıl ki aynı dumbledore çoğunluğun iyiliği için ölüm yiyen olduğunu bildiği halde snape'in dışarıda dolaşmasına göz yumdu ve hatta onu en yakınında tuttu (çünkü voldemort geldiğinde ajana ihtiyacı olacak), sirius'u da bile bile içeride tuttu. burada 70ler-80ler'deki ölüm yiyenlerin işleyişinin daha farklı olduğunu da göz önünde tutmak gerekiyor. o zamanki ölüm yiyenler daha biraz hücre tarzında örgütlenmiş durumlar, örneğin lucius malfoy sadece kendi hücresinden ve o hücredeki ölüm yiyenlerden sorumlu, haliyle sadece onların gerçek kimliğini biliyor. böylece ola ki lucius malfoy voldemort'a ihanet etmeyi seçerse bakanlık'a verebileceği isimler crabbe, goyle, nott gibi birkaç kişiden ibaret olabilecek. özetle herkes kendi çevresindekileri ve belli başlı bazı ölüm yiyenleri tanıyor; dolayısıyla ölüm yiyenlerin önemli bir kısmının tıpkı toplumun geri kalanı gibi sirius black'in ikili ajan olduğunu sanma ihtimalleri mevcut. bu da aslında yoldaşlık'ın adamı olan sirius'u önemli bir konuma sokuyor. fakat ajan rolü üstlenmek üzere azkaban'a girme planından sirius'un haberi olduğunu bile sanmıyorum; sadece sirius pervasız davranıp kendi hapse düşürdüğünde -dışarıda boş boş gezen bir sirius'tansa hapisteki bir sirius daha kârlı olduğu için dumbledore onu kurtarmak için kılını kıpırdatmıyor. ve dahası, dumbledore sirius dışarıda olsa ne yapıp edip harry'i yanına almak isteyeceğini biliyor; sirius'un ortadan kalkması bu açıdan da işine geliyor. böylelikle petunia'nın yanında kalan harry lily'nin tılsımıyla korunmaya devam edecek. eğer sirius ortalıkta olursa, dumbledore'un doğru zamanda ölmek üzere harry'i kurbanlık koyun olarak yetiştirme planı da suya düşüyor; sirius'a yardım etmeyerek bunu da garantiye alıyor hacı baba. çoğunluğun iyiliği için.

    bir diğer nokta, ki bu bence en can sıkıcı olanı, görünmezlik pelerini. james'in görünmezlik pelerini dumbledore'da ne arıyor? james bunu sıradan bir pelerin sanıyor; orası kesin de, o pelerinin altına saklanana ölümün bile zarar veremediğini, bunun sihir tarihinin en önemli artifaktlarından biri olduğunu bilen dumbledore bunu neden voldemort'tan fıldır fıldır kaçan potterlara teslim etmek yerine kendine saklıyor? bak bunun hiç kaçarı yok, o gece pelerin james'te olsaydı voldemort hiçbir şekilde potterlara zarar veremezdi. o pelerin neden dumbledore'da?

    rowling şu adamın asıl niyetini ve bunak kafasında kurduğu planların sıralı tam listesini açıklasa adamın hogwarts müdürü titrini postmortem geri alırlar yemin ediyorum. herifin kafasında kırk tilki dolaşıyor, kırkının da kuyruğu birbirine değmiyor. varsa yoksa kendi doğruları, kendi planları; o planları yerine getirirken kime ne zarar verdiğinin önemi yok. bu açıdan bence rahatsız edici bir karakter; ama işe yarıyor planları tabi, sezarın hakkı sezara.

    edit: bak asil soyleyecegimi soylemeyi unutmusum. bir sene boyunca harry’e hortkuluk anlatan adam harry’e kendisinin de bir hortkuluk oldugunu ve gunu geldiginde olmesi gerekecegini soylemeyi “unutuyor” nedense. voldemort da adamlarina piyon muamelesi yapiyor ama bu konuda durust en azindan.
    --- spoiler ---
46 entry daha