şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
  • ey hayatında bir kaç defa club görmüş, içki denildiğinde bira dışında olanları pahalılığından dolayı çok az içebilmiş, türk kızlarından ağzı yanmış türk genci...
    sözlerimi iyi dinle zira bu program bitecek ve sende "post erasmus depression" denilen bunalımın içerisinde olacaksın.
    böyle bi fırsat karşına bir daha çıkmıycak önce bunu iyi bil özellikle polonya'ya gidiyorsan içkinin ucuzluğu, polonya kızlarının türk erkek hayranlığı gibi sebepler sana hayatının en güzel anlarını yaşatıcak yanlız şunu unutma ordaki tek erasmus öğrencisi sen değilsin dolayısıyla çok iyi bir diyalog içerisinde olacağın ; ispanya,portekiz,italya gibi batı avrupa ülkelerinden arkadaşların olucak.
    aylar geçicek her güzel şey gibi buda biticek arkanda "keşke" diyebileceğin hiç birşey bırakma sonra kafayı dağlara taşlara vurursun allahıma.
    ve yapmaman gereken birşey daha var ki oda şudur; programın sonlarına doğru ispanyol tayfası falan, (erasmus programına en yoğun katılım ispanyol öğrenciler tarafından gerçekleştirilir) bi melankoli tavırlara çok ağır depresyonif modlara girerler. işte saf türk genci sakın bu oyunlara gelme emin ol ülkene döndüğünde bunalımın kralını sen zaten yaşıycaksın o ispanyol, italyan kendi ülkesinde her gün erasmus gibi yaşıyor zaten, zira görüyoruz facebooktan mk herifler her gün partide her gün deniz,kum,güneş bu nasıl post erasmus depression ulan allahsız.
    mesela bugün bi tanesi mesaj atmış aynen aktarıyorum bilader iyi dinle ;
    heyy bosver how are youuu , are you fine ??????
    how is summer going there ????
    beach???????,pool????????,sea????????!!!!!!
    ...
    bir de utanmadan vurmuş soru işaretinin,ünlemin beline . şimdi ben bu çocuğa nasıl cevap veriyim "i love ramadan" mı diyim ? tamam ben kendi şartlarıma öfkelenmiyorum benim sinirlendiğim bu yawşağın tripleri a ibine sen değilmiydin 2 ay önce zırıl zırıl ağlayan i will miss these days diyen , siktir ordan yalancı sabah deniz akşam parti bu ne lan ne farkı var erasmusdan .

    neyse olum erasmus bitince üzülme işte onlar yine yaşıyor, onlar yine avrupada.
    türkiye'ye dönücek olan sensin.
  • şu ana kadar ne kadar güzel bir şey olduğunu, bende bıraktığı izi tam olarak tarif edemem, eksik anlatırım, yanlış anlatırım diye korkarak bir türlü hakkında entry yazmaya kıyamadğım ama artık gemileri yakıp anlatmaya karar verdiğim, hayatımı sonsuza kadar değiştiren, herkesin mutlaka deneyimlemesi gereken bir öğrenci değişim programı.

    ben erasmus'u litvanya'nın başkenti vilnius'ta yaptım (ben askerliği kars'ta yaptım gibi oldu). bir dönemliğine gittim, yetmedi ikinci döneme uzattım. okula çok nadir gittim, tüm derslerimi geçtim.

    o kadar güzel bir duygu ki hayatınızda ilk defa tek başınıza böyle bir maceraya kalkışıyor olmak. bavulunuzu alıp hiç bilmediğiniz, hiç görmediğiniz, bambaşka bir yere gitmek. o uçakta aklınızdan geçenleri, yaşadığınız heyecanı benim size tarif etmem mümkün değil. benim değil, ne dostoyevski ne charles dickens, hiç bir yazar o duygu karmaşasını tarif edemez size. uçağın kanadında görünen air baltic logosu ve dilime dolanmış mor ve ötesi'nin yorma kendini parçasıyla litvanya'ya yaptığım o yolculuk hayatımın en güzel günlerindendi belki de.

    çok şey katıyor insana erasmus. bir antipati yaratan, kulüplere barlara takılıp adam akıllı bir şekilde kadın-erkek ilişkilerini ve cinselliği deneyimlemenin yanı sıra çok fazla şey katıyor yani. bunlar işin eğlence kısmı. ne yazık ki bir çok türk erasmus'ta millete türkiye'nin ne kadar mükemmel bir ülke olduğunu falan veya nasıl şeriatın gelmek üzere olduğunu anlatıp, 7 türk grup halinde takılıyor ve hakikaten antipatiyi hakediyor ama yapacak çok fazla şey var. hele ki erasmus öğrencilerinin tamamının aynı yurtta kaldığı bir okula denk geldiyseniz. ankaral turgut açıp ispanyollarla, fransızlarla, çeklerle, almanlarla göbek atıp, avrupanın 7 ülkesinden 7 farklı adamla takım kurup halı saha maç yapmanın tadına varabilir veya her ülkenin hakkında çok enteresan şeyler öğrenebileceğiniz sohbetlere yelken açabilirsiniz. portekizli arkadaşın size kanka diye hitap etmesi, sizin ispanyol arkadaşlara tio diye hitap etmeniz gibi küçük eğlenceleri tadabilir, 5 dilde küfür öğrenebilirsiniz. yer yer bağıra çağıra ispanyollarla parti yapıp, katalan arkadaşa ''franco'nun ispanyasını bölemezsiniz'' diye takılarak, yer yer almanlarla bira içip ağır ağır muhabbetinizi edip ''yahudi arkadaşımı çağırsam öldürmezsininiz dimi'' diye espri yaparak, arkadaşlardan gelen ''dönercilik nasl gidiyor'' şeklindeki karşılıklara gülerek temel fıkrası gibi bir ortamda vakit geçirebilirsiniz. tabii kendim gibi rahat ve açık görüşlü insanlara ben denk geldim ama herkes denk gelir mi bilemem. bence belli bir samimiyet kurmadığınız insanlara yine de bu esprileri yapmayın sdfsdaf.

    neyse, insanın öğrendiği şeylerin, edindiği vizyonun tarifi yok. dünyaya bakışınız komple değişebiliyor.

    e bu kadar anlattık, gelelim şu meşhur post-erasmus depression kısmına. tek kötü kısmı da burası işte. o insanlara teker teker güle güle demek akıl almaz hüzünlü, hele de benim gibi duygusalsanız. orada edindiğim arkadaşlıklar, oradayken gezip gördüğüm yerler, geçirdiğim zamanlar, ettiğim muhabbetler hala burnumda tütüyor. hala vilnius sokaklarını hatırladıkça içim hüzünle doluyor. şu anda litvanya'da olmak için neler veririm neler. çektiğim yüzlerce, binlerce fotoğrafa boğazım düğümlendiğinden bakamıyorum. mor ve ötesi'nden yorma kendini'yi ne zaman dinlesem o içimi bir acaip eden duygu tekrar geliyor bir anlığına, hüzünleniyorum. hele benim gibi türkiye'den çeşitli sebeplerle soğumuşken gittiyseniz, döndükten sonra eskisinden bile beter gelebiliyor her şey. bu hüznün altında ezilip zaten abd'de exchange programına başvurup geldim amerikalara, yazın da erasmus stajı yapacağım kısmet olursa. ne yaparsam yapayım o mükemmel seneyle hiç bir şeyin aynı olmayacağını biliyorum ama ne kadar o zamanları hatırlatsa bana o kadar iyi.

    ama dönüşte tek kalan bu depresyon mu oluyor ? hayır tabii. dediğim gibi o vizyon, o ufkunuzun genişlemesi ve tabii o arkadaşlıklar. daha bu yaz ispanyol arkadaşlarıma istanbul'u gezdirdim, eylülde de alman arkadaşlarımı misafir edeceğim. fırsat bulduğum gibi ben de onların yanına gideceğim tabii.

    bu yazıdan tek varacağım sonuç şu : gidin. ne olursa olsun gidin. ne pahasına olursa olsun gidin, pişman olmazsınız. kağıt kürekten, nottan, ingilizce'den, tek yaşamaktan ne bileyim aklıma da gelmiyor ama neyden çekiniyorsanız, çekinmeyin. hepsine değecek.

    neler neler anlatılır da erasmus ile ilgili, çekindiğim gibi oldu, anlatamadım işte. o hatırladığım müthiş duyguyu, o geçirdiğim hayatımın en mutlu zamanını yaşatamadım okura. ama olsun varsın, elimden geldiğince yazdım işte.
  • hayatımı değiştirdi, bu net.

    gidenlere tavsiyem yurtta kalmaları eğer imkanları varsa. ben nijeryalısından tut, korelisine, brezilyalısına, avrupalıları zaten söylemiyorum 40 kişilik bir yurtta kaldım. bambaşka kültürlerden insanlarla yaşıyorsun, yaşam alışkanlıklarını görüyorsun, kültürleriyle ilgili çok ilginç gelen şeyler öğreniyorsun. yemeklerini yiyorsun, ayda bir kere herkesin kendi ülkesinin bir yemeğini yaptığı büyük yemekler yiyorduk mesela. o kadar çok ülkenin mutfağı hakkında bilgi sahibiyim ki şu anda, hem de bunu gidip 5-10 ülkeye gidip, turistler için olan lokantalarda yemiyorsun, adam kendisine pişirdiği yemeği veriyor sana. kısırı biliyor mesela benim arkadaşlarım, menemene bayılıyorlar, anlatmaya çalıştığım "turistik" kısmı değil de, insanları, kültürleri tanıma fırsatı veriyor.

    insanın ufku genişliyor, "doğru" kabul ettiğin şeylerin aslında tamamen yaşadığın toplumun sana öğrettiklerini görme fırsatı veriyor. bana kattığı en önemli şey buydu diyebilirim. bir şeyleri "doğru", "normal", "olması gereken" olarak tanımlayıp insanları eleştirmeden, yargılamadan önce daha çok düşünüyorum artık, çünkü bu kavramların çok benzeyen iki insan için bile bazı konularda farklı tanımlanabileceğini gördüm. daha açık fikirli bir insan oldum.

    "üniversite olayı yalan", "kimse okula gitmiyor", vs. şeyler ise tamamen kişiye bağlı. benim için üniversite kısmı da, hocaların öğrenci projelerine yaklaşımlarını, öğrencilerden beklentilerini, ders işleyiş şekillerini görmek açısından verimliydi. gittiğim üniversite, burada okumakta olduğum üniversitenin eğitim düzeyi olarak altında olduğundan, çok etkilendiğimi söyleyemem ama farklı üniversite disiplini görmek değişik ve bence güzel bir deneyimdi. aldığım derslerin tamamını da geçip döndüm, herkes öyle içip sıçmaya gitmiyor yani.

    gelelim eğlence kısmına... denedim %100 çalışıyor, hehe. ama şunu da belirteyim, diğer şehirleri bilmemekle beraber istanbul'dan giden insanın, "abi süper gece hayatı var" demesi saçma çünkü oralardan buraya gelenler, buranın çoşkusuna şaşırıyor. ha, fark nedir? mesela ben tek başıma herhangi bir cluba gidip birileriyle tanışıp, eğlenebilirken, burada böyle bir şey yapsam, "karıya bak, yalnız başına çıkmış, aranıyor kesin" gibi bir sürü mantıkla "götürülmeye" çalışılırım. sonra, arkadaşlarımla çıkacak olsam bile rahatsız edilmeden eğlenmek için çok yüksek giriş ücretleri ödemem gerekir. erkekler için, "damsız girilmez" muhabbetinin ortadan kalkması büyük bir adım olarak görülebilir.

    erasmus'a gidenlere karşı insanlarda bir tiksinti oluşmasını anlayabiliyorum. zira, bulunduğum yerde türkiye'den gelen çoğu "erasmusuz abi, gelsin partiler, içelim, sıçalım" tipinden ben de tiksiniyordum zaten. yani neden böyle bir gerizekalılık var onu çözemedim ama bu tipler genelde, her yerde, her etkinlikte "türk öbeği" olarak takılan, tek muhabbetleri kim kimi götürmüş, geçen gece kim kaç tane shot içmiş, türkiye'nin bilmem nesi ne kadar güzelmiş olan insanlar. olayları nedir, neden erasmus'a gelirler bilmiyorum. dönünce de başka hiçbir şeyle ilgilenmedikleri, hiçbir şey yapmadıkları için partide kimi nasıl götürdüklerini, içkilerin ne kadar ucuz olduğunu anlatıp duruyorlar tabi.

    neyse, çok güzel bir şey bu, pek uzun olmayan ömrüme dair en büyük "iyi ki"m.
  • -avrupa'daki bazı üniversiteler resmi olarak, bazıları ise gayrıresmi olarak lisansüstü eğitim kabul süreçlerinde erasmus geçmişini bir artı olarak değerlendirir.

    -partilemekten başka şeyler de yapabilecek zekaya sahipseniz, ordaki akademisyenlerle bağlantılarınızı kurup master yada doktora için aynı üniversiteye tekrar gidebilir yada en kötü ihtimalle bi referans mektubu alabilirsiniz.

    -erasmus için gidip bulunduğunuz şehirdeki büyük firmalarda erasmus öğrencisiyken de staj yapabilir, üstüne para da kazanabilirsiniz.

    -güzel bir üniversitede yapılan erasmus sadece staj değil uluslararası şirketlerde iş bulma konusunda da yeni kapılar açabilir. skype mülakatında duyduğunuz ikinci cümle "cv'ni inceledim, o okulda bulunmuşsun" olabilir.

    -gittiğiniz ülkenin eğitim sistemi hakkında doğrudan, diğer ülkelerden gelen öğrenciler sayesinde de dolaylı yoldan diğer ülkelerin eğitim sistemi ve koşulları hakkında birinci ağızdan en objektif değerlendirmeleri alabilirsiniz.

    hiçbir şey olmasa türkiye ile gidilen ülkedeki eğitim sistemini karşılaştırma fırsatı verir.

    erasmus'u sadece eğlence ve pompa potansiyeli olarak gören, akademik yada iş hayatında işe yaramadığını iddia eden ağır sığırdır.
  • yurdum gençlerinin letonya'da ben bu kızın eline vermek istiyorum diye bağırabilmesine sebep olan öğrenci değişim programı.

    eğer bunu okuyorsan sayın abaza, allah belanı versin.
  • az önce şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum.

    şuan paris'ten amsterdam'a gidiyoruz. önümde erasmusa katıldığını anladığım 2 erkek, 1 kız 3 türk oturuyor. yer kalmadığı için, türkiye'de olsa güzelliğinden ötürü tv yıldızı falan olabilecek bir kız yalnız oturan erkeğin yanına oturdu. çocuk yurdum elemanı. çok çekici, yakışıklı falan değil. her gün binlercesini gördüklerinizden. görünce "türk mü acaba?" diye düşündüren bir tip.

    çocuğun ingilizce iyi değil ama çat-pat konuşmaya başladılar. kulak misafiri oldum, elimde değil. hangi müzikleri dinlersin, hangi filmlerden hoşlanırsın, bölümün ne, neden amsterdam'a gidiyorsun, nerede kalacaksın gibi şeyler konuştular. kız bir şeyler açtı beraber dinlemeye başladılar. bak kız hem muhabbete katıldı, sorular sordu hem de kendi ipod'undan bir şeyler açtı dinletiyor diyorum. alo?!

    yola çıkalı 2 saat falan oldu. yabancı kız kafayı bizim türk elemanın omzuna dayadı, uyumaya başladı. bizim deli oğlan durur mu o da kafayı hemen onun kafaya yasladı. şuan biri görse "bunlar sevgili, beraber amsterdam'a gidiyor" der. öyle yakınlar.

    hah, şunu da söylemem lazım: türk kız cama kafayı koydu, götünü de döndü uyuyor.

    türk gencinin, özellikle erkeklerin katılmaması gereken programdır. sonra tabi türkiye'den siktir olup gitmek der durursunuz. oturun oturduğunuz yerde. başka bir dünya yok! tanımayın, görmeyiverin! 6 ay bile olsa dönünce mutsuz olacaksınız, benden söylemesi.

    şu olayı yaşa, sonra türkiye'deki kızlarla gel de uğraş.

    ek: bizim üçlü trenle brugge'a gidecekmiş. o yüzden brüksel'de gare du nord'da indiler. kız amsterdam'a devam etti. çocuk için üzüldüm. uzun bir süre çıkmaz artık bu kız onun aklından. yıllarca "lan kim bilir o gün o kızla beraber amsterdam'a gidiyor olsaydık..." diye hayaller kurar durur.
  • hülen erasmus sen nelere kadirsin..güzel yurdumda 2 kelimeyi ağzından cımbızla çektiğimiz, yakınında 2-3 kişinin anca bulunduğu, "eğlenmek mi o da ne olüyür?" modundaki adamların kendilerini alkole (şişelerle öpüşmeler falan?), karıya-kıza (kız kısmı için avrupalı erkeklerin kollarına) vurduğunu, o müze senin bu doğal güzellik benim yardırdığını, arkadaş listesindeki meblağı 97'den 540'a çıkardığını, theme partilerin aranan ismi falan olduğunu da gördüm ya; artık inandım :

    herkesin mutlaka -yurtdışı da olsa- bir yerlerde bir popisi varmış.

    (special thanks to facebook)
  • baris elcisi olmak gibi biseydir, kaynasma faaliyetleri arasinda icip sicmak, binbir turlu milletten binbir turlu adama binbir turlu kufur ogretip her dilden abuk subuk baska kufurler ogrenmek, her dilde serefe diyerek kadeh tokusturulan masalarda sizmak, bazen de harbiden enternasyonel cinsel iliskilere girmek gibi seyler vardir, erasmus ozgurluk lisansi gibi biseydir, her turlu vukuatta polisten ogretmene, tren kontrolorunden kutuphane gorevlisine kadar herkese "ama ben erasmusum bilmiyodum" diyebilir ve hosgorulebilirsiniz (hosgorulmeyebilirsiniz de)
    ama ne olursa olsun bir erasmus ogrencisi icin en degerli sey ulkesi ve anadilidir, ister gittigi yerde mutluluktan geberiyor olsun, geri donmek istemiyor olsun, ister homesick bi vaziyette 20 kilo vermis olsun kendi dilindeki herhangi bir kelime en az 20 dakikalik bir zaman dilimini daha farkli kilabilir (2 ayin sonunda ilk kez cek bi adamla karsilastiginda gozleri parlayarak 1 bucuk saat hic susmadan konusan cek bi kiz gordum, sonraki 3 gun boyunca paso gulumsedi) ve erasmuslar kendi kulturlerinin digerlerinden farkini daha yakindan gorebildikleri icin kulturlerini ve dolayisiyla kendilerini cok daha iyi tanimaya ve daha objektif degerlendirmeye baslarlar, kendilerine has kulturel ve toplumsal ozellikleriyle barisir "biz de boyleyiz abi!:)" demeyi ogrenirler. ulkelerine uzaktan, tamamen yabancilarin yanindan bakarlar ve onun hic beklenmedik, bambaska bir yuzuyle karsilasirlar. ve birden biraz daha buyurler (turkiye yalniz ve guzel bir ulkedir..)
    bir erasmus ogrencisi icin en onemli 2. sey cok uzaktaki bir ulkeden gelen ve cok garip bir dil konusan insanlardir, etrafinda 10 farkli dil konusan 10 farkli insanin oturdugu kic kadar bir masadir, alakasiz adamlarla muhtesem seyler paylasabilmenin verdigi sasirtici mutluluktur
    en onemsiz sey de okuldur
    erasmus, nerde dogmus olursa olsun, hangi dili konusuyor olursa olsun, temelde butun insanlarin ne kadar ayni oldugunu, ne kadar birbirimize benzedigimizi, oteki diye bir seyin pek de var olmadigini, aradaki farklarin ne kadar guzel ve eglenceli oldugunu kanitlayan bir zaman dilimidir
    bir italyanla dertlesip aglasmak, bir yunanliyla yedikule soyleyip dans etmek, ne bileyim bir iranlinin seneler sonra ilk kez denizi gordugu ana sahit olup denizle farsca konusmasini dinlemektir, herkes kendi diliyle konustugunda bile herkesin birbirini anlayabildigini gorup "ohha be bu kadar miydi yani dil dedigimiz?: )" diye kahkaha atmaktir
    erasmus dunyayi insana, insani dunyaya daha da yaklastiran, icindeki insan sevgisini buyuten, benim burasi! her yer benim! diye bagirtan masalimsi biseydir
    official soundtrackleri edith piaf'tan sympathique ve gary jules'dan mad world'dur

    ideal bir dunyada herkes erasmus olurdu.
  • geçirdiğim altı ayın sonrasında hakkında şöyle bir şey söyleyebilirim;

    ömrümün 60 sene olacağını varsayalım, 59.5 sene öyle böyle 6 ay erasmus yaşayacağıma, 30 sene erasmus yaşayayım sonra da direk öleyim gibi seçeneğim olsa hemen kabul ederdim, çünkü erasmus yılıyla zaten 30 seneyi zaten göremezsiniz. ya sirozdan ölür gidersiniz, ya otostop çekerken siker atarlar bir kenara, hiç olmadı eğlenceden patlar kendinizi imha edersiniz zaten. karlı anlaşma bence.
  • ne de büyük hayaller kurardık, gezecez, tozacaz, sabahlar olmayacaktı.. ilk olarak geldiğimizde yurt odam sarstı beni..

    bu arada nerede olduğumu yazayım da en baştan:

    ülke: fransa, bordeaux.
    yurt: bordeaux-crous, traditionel(en ucuzu)

    masamda iki adet hamam böceği karşıladı beni, eşyalar çok eski olduğu için hamam böceği çıkması çok normalmiş. ertesi gün gittim odamı değiştirdim nispeten daha iyiydi ancak girer girmez yerde dolaşan bi' hamam böceğini öldürmem, nasıl bir vahşi hayata alışmam gerektiğinin ilk işaretiydi.

    tuvaletlere ve duşa bakmamız ikinci hayal kırıklığımız oldu.. zira klozetlerde kapak yoktu bari alaturka olsun dedik esamesi okunmuyordu.. yılmadık, alışırız dedik alıştık.

    cumartesi gelmiştik, pazar günü aç kaldık.. okuldaki herhangi bir yemekhaneyi geçtim, dışarıda süper market bile kapalıydı.. akşam falan değil, saat 14.00'da.

    hadi bunlar geçer, problem değil, güzel günler bizim olacak dedik, derslerdi, banka hesabıydı vs. uğraşıyoruz, alışmaya başlıyoruz. tak, hayat beşte bitiyor, dışarı çıkıyorsun bi' bira 6€ iki tane içsen la ben şimdi bunlara 30 tl mi verdim diyorsun.. zaten en geç kapananı da 2'ye kadar açıkmış.

    eyvallah dedik.. fransızların ev partileri meşhurdur, fransız arkadaş bulun dediler.. ayrı bir hüsran da o oldu. yanaşmaya çalıştıkça onlar soğuk davrandı, onlar soğuk davranınca biz yanaşmaya çekindik. geçen gün erasmus partisi oldu, orada da hayatım anlamsızlaştı.. ilk defa partilerin aslında beni eğlendirmediğini, sadece orada eğleniyormuş gibi yapmak zorunda olduğumu hissettim ve kendi kendime çok içmemeye ve partilere gitmemeye söz verdim.

    şimdi iki amacım var, bir fransız yakın arkadaş edinip dilimi geliştirmek ve mümkün olduğunca gezmek.

    gezmek de kolay değil, aşağı yukarı burada aylık 800€ gibi gelirim olacak ama ortalama yakınlıkta bir yere gidip gelmek, yemesiydi, konaklamasıydı 200€ civarı tutuyor.. e benim burada da giderlerim olacak.. yani anlayacağınız en fazla 4-5 yere gidebilicem 5 aylık erasmus hayatımda.

    fransız bir arkadaş bulmak için de tüm kaynaklarımı seferber ediyorum.. couchsurfing'e sardım en son, o konu en umutlu olduğum konu..

    ancak özetleyecek olursam: benim istanbul'da krallar gibi hayatım vardı, eğlence mi eğlence, gezme mi gezme, kahvaltı mı kahvaltı, sinema mı sinema, arkadaş mı arkadaş... buraya geldim ilk iş 2.35 misli ekonomik daralma yaşamam oldu.. kız arkadaşımdan yok yere beş aylığına ayrılmış oldum.. bütün gün odamda takılıyor ve film izliyorum, kitap okuyorum.. mesela bugün pazar dışarısı daha sıkıcı, her yer kapalı.. oturup bir şey içsen en az 20€ ile çıkarsın.. en iyisi otur film izle..

    diğer beş arkadaşımla da konuştuğumda durum aşağı yukarı bu. velhasılkelam erasmus'u gözünüzde büyütmeyin, iki eğleniyorsan beş zebillik çekiyorsun ki eğleneceğinin çok daha iyisini beyoğlu'nda yapabilirsin..

    lütfen erasmus'a gelecek arkadaşlara bunu okutmaya çalışalım.

    not: daha 3. haftam, fikirlerim değişirse edit'lerim.