• (bkz: uktedir)

    güftesi şeyh gâlip 'e ait sadettin kaynak'ın isfahan makamındaki eseridir. alâeddin yavaşça'dan dinlenlemek mümkündür:

    fariğ olmam eylesen yüz bin cefa sevdim seni
    böyle yazmış alnıma kilk-i kaza sevdim seni
    ben bu sözden dönmezem devreyledikçe nüh felek
    şahit olsun aşkıma arz-ü sema sevdim seni

    (bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
    rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
    hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
    bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

    ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
    sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
    râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
    yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

    bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
    sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
    tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
    hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

    gâlib-i dîvâneyim ferhâd u mecnûn’a salâ
    yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
    şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
    anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni)
  • galip dedemizden yine mükemmel bir güfte, ah şimdi nerede muhatabından yana bir beklenti içine girmeden sadece kendi sevgine odaklanmak. yüz bin eziyet görülse de yine de sevdadan vazgeçmemek. yalçın tura nın bestelediği versiyonu bir de bu kadife sesli abinin ağzından olunca beni pek etkiyor;

    http://www.youtube.com/…quii_86a_pu&feature=related

    daha kaliteli icra için berhudar ol evladım'a teşekkürlerimizle.
    edit:icra sahibi 'zafer tekelioğlu'
  • alâeddin yavaşça'nın da seslendirdiği eser: http://www.youtube.com/watch?v=rcqforxnkxk
  • galib-i divaneyim ne demektir ya. hakikaten sanatsallıği abartmış eskiler. öyle kelam mı olur üstad! sen hem şeyh galib olacaksın hem galib-i divaneyim diyeceksin. uçurmuşsun çıtayı.
  • bu nasıl bir şey ulan.
    hiçbir tarife tanıma açıklamaya yer bırakmıyor.
    insan bu şaheseri dolu dolu okumak için bile bir kere olsun kara sevdaya düşmek ister.
    aşk olsun galib dede.
  • galip dedemizin bu güzelim şiiri bana imam şiblî'nin hikâyesini hatırlatıyor:
    (bkz: imam-ı şiblî/@atlantisten gelen zekiye)

    fâriğ olmam diyor, yani vazgeçmem, bir kere sevmişim, yüz bin cefa, eza etsen, taş atıp kovalasan ben yine kapından ayrılmam, diyor. o kapı, hiçbir surette kapıdan ayrılmayana açılıyor, diyor. illâ aç diyene (kelime-i tevhid)... iki çalıp usananın sevgisine itibar etmiyor ulu sultan. sevenlerden, mecnun'un şu hâlini bekliyor:

    << mecnun, leyla'nın köyünde fakir fukaraya yemek dağıtıldığı ve yemeğin de bizzat leyla eliyle tevzi edildiği haberini alır. koşar, sıraya girer. herkese cömertçe yemek ikram eden leyla, karşısında mecnun'u görünce kepçenin sapını çevirerek kafasına vurur. buna çok sevinen mecnun, sevincinden kendi kendine dönmeye başlar ve: "leyla bana hiç kimseye yapmadığı farklı bir muamele yaptı. bana sevgisini, aşkını böylece gösterdi" der. >>

    "olmayaydı onun bana meyli
    hiç kafama vurur muydu leyli?" mecnun'un gönüllere destan sözü...

    anlasın bîgâne bilsin âşîna...
    inci çayırlı hanımefendi elinde nergisler, müthiş okuyor. buyrunuz:
    https://www.youtube.com/watch?v=3nfpjqhdlhi

    dinlerken de, galip dede'nin üstad-ı azamından okuyunuz:

    << mevlânâ hazretleri’nin oğlu sultan bahâeddin veled, şu hâtırasını nakleder:

    bir gün bana büyük bir ruh bezginliği ve iç sıkıntısı gelmişti. beni bezgin ve sıkıntılı gören babam:
    - birinden mi incindin de böyle sıkıldın? dedi. ben de:
    - bilmiyorum ki bu ne hâldir? dedim. babam kalkıp eve gitti, bir müddet sonra baktım ki kurt postunu çevirip başına geçirmiş, çocukları korkuttukları gibi «bu! bu! bu!» diyerek yanıma geliyor. babamın bu hoş hareketi sebebiyle beni bir gülme tuttu ki anlatamam. hemen yere kapanarak ayaklarını öptüm. babam:
    - bahaddin! eğer bir güzel ve latif sevgili sana sıkı sıkıya bağlansa, dâima seninle şaka, şenlik etse ve birdenbire yüzünün şeklini değiştirip gelse ve sana «bu! bu! bu!» dese ondan hiç korkar mısın? buyurdu. ben de:
    - hayır, korkmam! dedim. bunun üzerine babam:
    - seni sevindiren, seni sevinç ve neşe içinde tutan sevgili, seni üzen ve kendisinden sıkıntı duyduğun aynı sevgilidir. hep o'dur, hep o'ndandır ve hep o'ndan feyizlenirsin. o hâlde niçin boş yere üzgün duruyor, sıkıntının elinde âciz kalıyorsun? buyurdu.

    babamın bu hareketi ve sözleri üzerine derhal hâlim değişti, taze gül gibi açılıp ferahladım. ömrüm boyunca da başka gam yüzü görmedim ve üzülmedim, dünyanın gamı kederi yanıma yaklaşmadı. (ahmed eflâkî, âriflerin menkıbeleri, trc. tahsin yazıcı, istanbul 1973, ı, 265-266) >>
  • fariğ olmam meşrebi rindaneden diye başlayıp “çıkmam allah etmesin meyhaneden” diye biten yesari asım arsoy’un bestesi şarkıyı hatırlatan galib dedemizin eseri ve bir “kaynak” bestesi.
  • ben o iki kapı çalıp usananlardım ; ta ki büyük bir musibete tutulana kadar.şimdilerde öyle bir yüzsüzlük içindeyim ki beni yerden yere vurup duvardan duvara çarpsa da onu bırakmama,ondan vazgeçmeme peşindeyim.
    allah'ım n'olur yüzbin cefa etsen de, şeyh galip gibi beni sevdasından vazgeçmeyenlerden eyle.
  • güftesi ve onu kanatlandıran muazzam bestesi* üzerine konuşmaya ar edeceğim türden çok yüksek bir eser bu.. başlığın ilk entarisinde "uktedir" yazmış ya yazar, içimi çok fena kıyıyor o laf.. lime lime ediyor.. tam isabet! uktedir, evet..

    belki gözümüzün nemi hatrına kabul buyururlar diye bir şeyler karaladım; hem teşekkür, hem temenna niyetine.. hû efendim:

    defter-i divan'da âşık ismi yok gâlip dedem
    ol mücellâ gül-peri de aşka tok gâlip dedem
    ben umudu kestim amma can oldun bak ümide
    hâkî kurbandır yoluna lütfu çok gâlip dedem
hesabın var mı? giriş yap