şükela:  tümü | bugün
  • haftasonu gezmesi için istanbul'daydık.
    yürürken eminönü meydanında bir dilenci gördük. eli ayağı tutan 40-45 yaş görünümlü bir erkek.
    grubumuzdan biri ile dilenci arasında geçen diyalog hayli garip ve acı; ne yazık ki.

    dilenci: allah rızası için bla bla bla...
    arkadaş: son seçimde akp'ye mi oy verdin?
    dilenci: evet?
    arkadaş: beter ol, geber o zaman amk.

    donakaldım. dilenci de öyle.
    nasıl insanlar bunlar, şeklinde kafamda deli sorular...
    dilenci ayrı, o arkadaş ayrı bir vaka.

    (bkz: memleket halleri)
  • dün başıma gelendir.

    metro yürüyen merdiveninde kendi halimde takılıyorum. omzumda bir parmak hissediyorum. içimden "neden durdun ki zaten gerzek takintikis?" diyerek arkama dönüyorum.

    40 yaşlarında bir adam bana bakıyor. "nereye yürüyeceksin?" diyor, parmaklarını bir sağa bir sola döndürerek. "neden?" diyorum. "ya elimdeki poşetleri taşır mısın diye soracaktım. belim ağrıyor da." diyor, eli böbreğinde. yılların fıtıklısıyım sözlük! bel ağrısında o el orda olmaz. "taşıyamam. tanımadığım insandan paket almam." diyorum. "içinde ne olduğunu bilmediğim paketi alıp, kendisiyle yürümeye beni ikna edeceğini nasıl düşüyor lan?" diye içimden geçiriyorum. "ne var kardeşim? insanlık namına bir şey istedik." diye üsteliyor.

    benim yeni bebem oldu sözlük. poşetleri aldığımı ve merdiven bitiminde "dur! polis! çantada ne var?" diye ses duyduğumu hayal ediyorum. poşetten bir bok çıktığını ve "memur bey, poşet yanımdaki beyfendinin. beli ağrıyormuş, ondan ben taşıyorum." dediğim senaryoyu aklıma getiriyorum. adamın; "yalan söylüyor memur bey, poşet elinde işte. benle ilgisi yok.", deme ihtimalini düşünüyorum. polise derdimi anlatamayacağım olmam durumunda neler olacağını gözümün önüne getiriyorum.

    tartıya adamın dürüst olma ihtimali ve olası felaket senaryosunu koyuyorum. bebem aklıma geliyor.

    "poşette ne var bilmiyorum. burası istanbul. alamam." diyorum. "burası istanbul mu?" diyor adam. "evet." diyorum. adam; "bana saygı dersi verme. almayacaksan almam de sus!" diyor. şansıma söverek, "saygı dersi vermiyorum. alamam dedim zaten." diyorum. "alamam de, sus. saygı dersi vermeye kalkarsan abes olur." diyor adam bağırarak, bildiğin atar yapıyor. susuyorum. "saygı dersi verme!" diye söyleniyor hala. "ne haddime, vermedim." diyorum.

    sonunda merdiven bitiyor. uzaklaşıyorum.

    adamın bana göre endişe etmemin çok doğal olduğu bir durum için reddedildiği andaki delirişi aklıma geliyor. "manyak mısın kardeşim? hayır diyorsam, hayır. yürü git!" deseydim, neler olabileceğini hayal ediyorum. yabancı birinden hayır cevabı alınca bunu yapan adamın, karısından "başım ağrıyor." cevabı alırsa, neler yapabileceği aklıma geliyor.

    yürüyordum lan ben yolda, suçum paranoyak olmak olduğu için olay çıkabiliyor.

    bebemi tekrar düşünüyorum.