şükela:  tümü | bugün
  • benim gibi ingilizce özürlüler için;

    hayal et cennetin olmadığını
    denersen kolaydır
    cehennem yok altımızda
    üstümüzde ise
    sadece gökyüzü
    tüm insanların
    bugün için yaşadığını
    hayal et

    hayal et ülkelerin olmadığını
    o kadar zor değil bu
    uğruna öldürecek ya da
    ölecek bir şey yok
    ve din de yok tabii
    tüm insanların
    barış içinde yaşadığını
    hayal et

    hayalci diyebilirsin bana
    oysa yalnız değilim ben
    umarım bir gün sen de
    katılırsın bize
    ve bir bütün olur dünya

    hayal et malın mülkün
    olmadığını
    merak ediyorum
    yapabilir misin
    ne açlık var ne aç gözlülük
    insanların hepsi kardeş
    tüm insanların
    tüm dünyayı paylaştığını
    hayal et.

    imagine (john lennon)
  • forrest gump'da şarkının nasıl yazıldığıyla ilgili bir sahne de vardır..

    forrest çin'den, masa tenisi turnuvasından dönmüştür ve bir talk-show'a katılmıştır (herhalde ünlü bir programdı o zamanlar). talk-showdaki konuklardan biri de john lennon'dır. forrest gelir önce john lennon'la tanışır sonra da soruları cevaplamaya başlar:

    talk showcu - why don't you tell us about china (yaklaşık olarak böyle bir şeyler).
    forrest - there is no religion there..
    lennon - no religion?!!
    forrest - no possesions..
    lennon - no possesions?!!
    talk showcu - it's hard to imagine.
    lennon - not if you try!

    bundan sonra john lennon'a bir yakın çekim ve john lennon düşünceli düşünceli uzaklara bakmaktadır..
  • bu da orjinali

    imagine there's no heaven,
    it's easy if you try,
    no hell, below us,
    above us only sky,
    imagine all the people
    living for today...

    imagine there's no countries,
    it isn't hard to do,
    nothing to kill or die for,
    no religion too,
    imagine all the people
    living life in peace...

    you may say i'm a dreamer,
    but im not the only one,
    i hope some day you'll join us,
    and the world will live as one.

    imagine no possessions,
    i wonder if you can,
    no need for greed or hunger,
    a brotherhood of man,
    imagine all the people
    sharing all the world...

    you may say i'm a dreamer,
    but im not the only one,
    i hope some day you'll join us,
    and the world will live as one
  • çok oluyor değil mi, haklı oluşun kişisel doyumundan vazgeçeli,
    gramer tuzaklarına dayalı şah-mat tartışmalarına gönül indirecek yaşları geride bırakalı,
    kavramları, terimleri yangın söndürme araçlarının güveniyle taşımaktan cayalı,
    etiketleyip kaldırdığımız anladığımızın kavanozlarını kıralı,
    çok oluyor değil mi?

    hadi baştan başlayalım
    en baştan
    bir 45'lik kadar kısa,
    bir 45'lik kadar kesin
    biri plâk, biri tabanca
    adı: imagine

    hadi çıkaralım geçmişimizde suç ortağı ne varsa
    herkesin düşmanına benzediği bu dünyada
    ne eksik bizde, ne fazla
    ne arıyoruz şimdi şu kundaklanmış yılların başında
    kendimiz bulalım kara kutuyu
    ne kadarını kurtarabilmişiz kendimizin
    hadi sayım yapalım
    ilk iş bu şiire "imagine" adını koyalım.

    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik. işte buradayız. yaşlanıyor ve ayrılıyoruz.

    ne zaman karşılaşsak gözlerimizi kaçırıyoruz birbirimizden
    kaçamak sözler ediyoruz. ayaküstü.
    ne zaman karşılaşsak unutmak istediğimiz ne varsa karşımızda

    gençliğimiz! kimsenin olmayan gençliğimiz!

    gençliğimizi tartarken boşluk tutan avucumuzda...
    acı çekiyoruz
    acı çeken yerlerimiz kalmış diye seviniyor
    sonra ya bira içiyor, ya televizyon seyrediyoruz

    karşı çıktığımız dünyanın bir parçası olduk nicedir
    ürküyoruz bizi geçmişe bağlayan halatlardan
    yarım yangınlar çıkardığımız gemilerde tükettik bütün yolculukları
    dünyayı dinleyişin sonsuzluğunda
    olanakların hayaletleri ve biz
    kirlenen, çürüyen sularda yalpalayıp duran

    bir gözcü ıslığıyla kendinin terk edilmiş sahilinde dolaşan
    şu çocuk kim
    ya şu koynunda içedönük bir tabancayla uyuyan melankolik haydut
    hayata dişlilerinin dokunduğu yerden başlayan, erken törpülenmiş
    şu kalabalık
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik işte buradayız
    bu kadar mıydık?

    boşalan meydanların uğultusu kaldı kulaklarımızda
    küllerine katılıyoruz büyük yangının
    gündelik adresler avutmuyor aşkın kollarını
    balıksırtı desenlerde çapraz günler
    birbirini tutmuyor yalnızlıklarımız
    birbirimizi yitiriyoruz her buluşmada

    sebepsiz üşüyoruz
    yüreğinde bir muştayı gezdiren günleri düşündükçe
    tiftiklenmiş bir sessizlikte bulunmuyor aradığımız kelimeler
    kabzasında uyuduğumuz şiddet rüyaları
    dağılıp gidiyor gündeliğin sisli peronlarında
    kalın bir kireç tabakası altında bütün duygularımız
    saat farkı var en yakınımızdakiyle bile aramızda
    demek ki o kadar da sebepsiz üşümüyormuşuz

    umutlar kiralamıyoruz artık, kullanılmış umutlar da karşılamıyor siparişlerimizi, ilkeler rehin, değerler eksiğine bozdurulmuş büyük pazarda, operadaki hayalet yer gösteriyor ölen bir kültürün üyelerine, beşeri günahlarımıza makbuz kesiliyor, vergi yerine hayat iadesi topluyor kent idareleri, kolluk kuvvetleri kurusuz düzenleri dağıtıyor görüldüğü her yerde, eski plâk kapaklarını okşuyoruz yalnızlıktan, eski bir sıcaklığı arıyoruz magmalaşmış fotoğraflarda, kantaşıyla dindirilmiş kelimeler akıp gidiyor konuşamadıklarımızın üzerinden, takma yüreklerle sürdürdüğümüz alışkanlıklar geri tepiyor, çekimine girdiğimiz her yeni imkanın aydınlığında, tekrarlana tekrarlana içi boşalan gizleri pazarlıyoruz hayatına manşet arayanlara, naylon tadında maceralar, kalp para değerinde gecelik aşklar kırk kupona, hayatı birbirinden kopya çeken çocuklara slogan ve cıngıl üretiyor, ödüller veriyoruz düşü dar, yüreği ensiz gündüz yıldızlarına, buzlu ve hüzünlü rakılarla çınlattığımız içimizin kırılgan korunağı, iyi paketlenmiş vahşet sürüyor piyasaya. görüldüğü gibi herkes kadar biz de benziyoruz düşmanımıza.
    biz ki, 45'lik plâkların, radyo istek programlarının, yazlık sinemaların çocuklarıydık, yarım kalmış devrimimizi emanet ettik doların ve markın dalgalanmalarına

    yedi askı boynumuzda, elimizde yedinci mühür, koynumuzda akrep azap karşıdan karşıya geçerken selam veriyoruz anılarımızı arkadan vuranlara
    ne verili koşulların ufkundaki umut
    ne mutlak huzur arayıcıları
    oyalamıyor içinden geçtiğimiz karanlığı
    çıkıp geliyor toz duman içinde
    kavganın taş, aşkın tunç, kendimizin demir çağındayken
    bütün masalları dolaşmış kahraman
    poz veriyor içimizdeki kuraklığın peyzajına
    tarih sürüp giderken

    sırlarımızı ve çeliğimizi verdiğimiz sular
    çekiliyor eski topraklardan
    yeni volta boyları ufukta
    yepyeni tanımlar aranıyor
    dünyayı değiştirmek isteyen varoluşumuza
    biliyoruz ki buradan görünmez
    çünkü büyük umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

    dipsiz bir öfke kadar derin
    dipsiz bir bankot gibi dolaşımda
    ne kadar uzak görünüyordu bize
    oysa geldik. işte burasındayız
    adını "imagine" koyduğumuz şiirin.

    murathan mungan

    (bkz: copy paste değil alın teri)
  • bu şarkıyı* saçma bulan, inanmayan insanlara:

    kendisini doğadan soyutlayanlardan tiksiniyorum, din gibi - millet gibi - toprak* gibi olgulara kendini hapsedenlere acıyorum.
    düşünemeyen, hayal kuramayan insanlar gözümde o kadar aciz ve suçlu ki;

    dünyayı bu hale getiren soytarılar, dünya üzerinde açlıktan ölen her çocuktan siz sorumlusunuz, dünyada patlayan bombaların da sorumlusu sizsiniz, sizin yüzünüzden savaşlar var ve sizin yüzünüzden insanlar apoletlere tapıyor.

    o kadar ahlâksızsınız ki; ahlâktan, onurdan, şereften ve insanlıktan anladığınız tek şey iki bacağınızın arasına sıkışmış, orada kalmış. en komiği de, bütün ahlâkınızı parayla satın alabiliyorsunuz ya da sattırabiliyorsunuz.

    kadına kadın, erkeğe erkek gözüyle bakmaya o kadar alışmışsınız ki, "insan nedir?" sorusunu hiç bir zaman aklınızdan geçirmiyorsunuz/geçiremiyorsunuz.

    sağlıksızsınız, düşünmeden yaşayan parazitlersiniz, hayal dünyası olmayan aptallarsınız.

    farklılıktan korkuyorsunuz, kendi estetik anlayışınızı dogmatik görüyorsunuz ve bu yüzden bile aldığınız nefesi boşa harcadığınızın farkında bile değilsiniz.

    bütün bu dünyanın sorumlusu sizlersiniz. 600 liraya ailesine bakmak zorunda olan baba'nın her ayın sonunda uyuyamamasının suçu sizsiniz.
    sokakta dilenen sahtekâr değil suçlu olan, sizlersiniz.

    ahlaksız, onursuz ve şerefsizce yaşamaya mahkumsunuz.

    ***

    bu düzeni biz kurmadık ama yaşatan bizleriz.

    paradır, satın alan insanlığı, düşünceleriniz değil.

    just imagine
  • amerika da 11 eylül saldırıları sonrası, radyolarda çalınması yasaklanan 150 şarkıdan biri..
  • john lennon'ın en güzel solo çalışması bence...sözleri mükemmel...
  • binyilın şarkısı seçileyazan fakat marksist şarkı damgasıyla sanıyorum ayağı kaydırılan parça.
  • kardeşim lisedeyken ingilizce öğretmeni tarafından sınıfta dinletilmiş ve "dinsizlik propagandası yapıyor" diye velileri ayaklandırmış şarkıdır. ben de belli bir dini inanca sahip bir insanım ama john lennon'ın bu şarkıdaki dileklerine katılmamak elde değil. evet keşke bizi korkutan cennet ve cehennem olmasaydı. dünyayı birbirine katan dinler olmasaydı, yaşayıp gitseydik öylece. pek mümkün değil ama.. sadece hayal et, john lennon da öyle demiş ya işte zaten.
  • bir gun evrenin sahnesinde dunya yok oldugunda,
    o hepimizin izledigi film bittiginde
    yazilar gecerken calacak sarki
    iste budur.