10674 entry daha
  • bugün her ne olduysa, sayfam sponsorlu hesaplardan geçilmiyor.

    alakalı alakasız her telden sponsorlu hesap çıkartıp duruyor karşıma.

    24 takipçili ergen hesapları falan da var içlerinde. kaç para veriyor acaba bu ergenler bu iş için?
  • son zamanlarda eğitim düzeyi, sosyal çevresi belli bir seviye üzerinde olanların paylaşımlarını yavaşlattıklarını, hatta neredeyse yılda 1 fotoğraf, belki bir iki story attıklarını farkettim.

    timeline kendini zengin göstermeye çalışan, kompleksli tiplere kaldı. eskisi gibi vakit harcamıyorum burada, sahte hayatlar tansiyonumu yükseltiyor.

    kapatma konusuna henüz hazır değilim nedense.
  • popülerliğini facebooktan daha hızlı bir şekilde kaybedeceğini düşündüğüm uygulama. tabii bunda yerine geçecek uygulamanın payı büyük olacak.
  • bir süredir bir yük gemisinin birinci kaptanının onunla birlikte gemide olan eşi tarafından yönetilen bir instagram sayfasını takip ediyorum. bir süredir limandalardı ama herhangi bir coğrafya algım olmadığından nerede limanda olduklarına dikkat dahi etmemiştim. arjantin'delermiş. dün gece rio de la plata, yani gümüş nehri kanal geçidindelerdi. ben okuduğum hatıratlardan, evet coğrafya derslerimden değil hatıratlardan, kanal geçişlerinde pilot desteği almanın zorunlu olduğunu biliyorum. bununla ilgili epey informal dille yazılmış hikayeler okudum, oldukça yaşayan fotoğraflar da gördüm ama böyle bir geçişi aşama aşama, anlık olarak görmem hayatım boyunca şahsen yaşayabileceğim bir şey değil muhtemelen. ama onu da geçtim, pandemi sürecinde bu tip dış etkenlere açık zamanlarda ne gibi önlemler alınır, ne gibi endişeler duyulur ve o süreç nasıl atlatılır, muhtemelen -ve umuyorum ki- o gemidekiler de görmeyecek. ama ben bugün uzaktan da olsa bunu gördüm ve bu beni innnanılmaz heyecanlandırdı. ne alaka ya niye heyecanlanıyorsun demeyin, o bambaşka bir konu.

    daha sonra düşünmeye başladım. uzun bir süredir düşünüyordum da toparlamaya başladım diyeyim. ben bir süredir hayatı deneyimler bütünü olarak görüyorum. yani bir çeşit spektrum olsun, çok kabaca iyi veya kötü olayları üzerine yerleştirebildiğimiz. bence hayatın meselesi o günki o spektrumunda kalmak değil de, ilkokulda çizdiğimiz sayı doğruları gibi her yeni deneyim geldiğinde bir uçtan biraz daha uzatıp noktayı oradan koymak. bu doğrultuda yine kabaca ifade etmek gerekirse iyi olaylara tanık olduğum kadar kötü olaylara tanık olmaktan da tuhaf bir heyecan duyuyorum. ama en nihayetinde insanım. belli kısıtlarım var ve buna ek olarak hepi topu da bir tane hayatım var. bugüne kadar çok kitabına uygun yaşamış olmasam da yaşadıklarım, seçtiklerim veya başıma gelenler bu dünyanın sunabileceklerinin yanında bir zerre bile değil. bu nedenle farklı insanların, bilhassa bir şekilde ekstrem olabilen insanların hayatlarını elbette onların paylaştıkları kadarıyla izlemeye bayılıyorum.

    mesela şu hayatta en çok korktuğum şeylerden bir tanesi mağara dalışı. bugüne kadar onu da yapmayıvereyim, her korkumla yüzleşmem de gerekmez neticede diyordum ve bu nedenle düşünmekten bile kaçıyordum. denizlere yüzlerce kilometre ötede bile nefesim daralıyordu çünkü. ama son zamanlarda izlemeye başladım. üstelik öyle keyif için, gözlem için yapılan mağara dalışları falan da değil. dry suit gibi çok daha komplike ekipmanlar içeren, inanılmaz regülatör sistemlerine bağlı sanayi dalışlarını izliyorum. bunları yapan kadınları gördükçe bir güç, bir cesaret geliyor sanki. o klostrofobik duyguyu yitirdim mi? hayır! elimde telefon öööyle evimde otururken nefesim daralıyor bazen ama bu histen hoşlanıyorum. sadece kendinle inatlaşma meselesi de değil bu. ne kadar büyük organizasyonların nasıl da bir bireyin emeğine bağlı olabildiğini görmekte büyüleyici bir yan da var. dolayısıyla birçok anlamda tatmin ediyor beni bunları görmek. çünkü muhtemelen bu yaştan sonra sanayi dalgıcı da olamayacağım. bu da kalbimi birazcık kırıyor.

    yine instagram üzerinden kendisi bir atlet olan, aynı zamanda 2 tane canavar gibi köpeği ve erkek arkadaşıyla amerika'da asla hatırlayamayacağım bir yerde yaşayan bir kadının en başta koşularını ve köpeklerinin eğitimini paylaştığı, buna ek sportif aktivitelerine yer verdiği bir başka hesabı takip ediyorum. buna hakikaten hastayım. reaktif ve temelde bir canavar olan köpeğini adım adım nasıl -topluma yarı uyumlu bir canlı-* haline getirdiğini görmek çok etkileyici. büyük bir bölümümüzün mükemmel havada aheste yürüyüşe çıkmaya çekineceği parkurlara sabahın 4'ünde uyanıp resmen onlarca santim kara rağmen iki köpekle koşuya gittiğini görmek, o koşuda dahi köpeklerin eğitimine devam ettiğini görmek çok acayip. yani hayatımın herhangi bir döneminde atlet olamayacağımdan eminim. onun yaptığı gibi eğitmem gereken bir köpeği hayatıma almayı çok isterim ama buna cesaret edebileceğimi de sanmıyorum. ama oturup izlemek, okumak, dinlemek inanılmaz keyifli.

    meseleye instagram diye girdim ama elbette konu yalnızca instagram da değil. ben bu doğrultuda sosyal medyanın hastasıyım. mesela love in the time of everyone isimli bir podcast dinliyorum. alışılmışın dışında aşk hikayeleri olan insanlar deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları, bunları nasıl çözdüklerini... temelde bir bütün olarak deneyimlerini anlatıyorlar. bir poliamorist grubun hikayesi vardı mesela. anlamak kolay olsun diye diyagram çizmişlerdi*. ona rağmen ara sıra aklım alamadı. hayır ahlakçı bir yerden söylemiyorum kesinlikle. sadece standarttan azıcık sapan -ki bu tanımların hepsi tırnak içinde. standart ne, sapma ne, kimin kabul edilmiş doğrusu, ben burada ne diyorum?- bir şey yaşadığımızda kendimizi toplumun outsider'ı gibi hissedip yerden yere vuruyoruz, bunu çevrenin yapmasına imkan bile tanımadan. ama insanların yaşadıkları veya hissettikleri şeyi evvela olduğu gibi kabul edip, daha sonra bu gerçeklikler içinde yollarını bulmak için bir takım çabalara giriştiğini görmek büyüleyici bir şey. beni büyülüyor en azından.

    son bir örnek de hadi youtube'dan olsun. vegan, ekstrem minimalist ve low impact insanları izlemeye bayılıyorum. vegan değilim, vejetaryen de değilim. şu an da içinde bulunduğum bazı dönemlerde et yemesem de kendimi hiçbir zaman bu şekilde isimlendirmeyi tercih etmedim zira bu tip kimlik ön ekleriyle bir takım sıkıntılarım var. ama bu insanların inandıkları herhangi bir şey -doğaya daha az zarar vermek ve daha az zarar verilmesine vesile olmak- uğruna hayatlarında bu kadar hayati değişiklikler yapmayı göze almaları, karşılarındaki insanları yargılamadan yapılabilecek minicik bir değişikliğin bile çok değişiklik olduğunu vurgulayarak dertlerini anlatmaları beni çok etkiliyor. bu kadar ekstrem bir araya gelince karşınızda acayip öfkeli, insanları yargılayan falan kişiler beklersiniz belki. ama öyle değiller. seçtikleri bu hayat tarzının en nihayetinde belli bir refah seviyesi sayesinde yapılabilir bir seçim olduğunun, bu seçimi herkesin yapmasının mümkün olmadığının ve bu yolda atılabilecek en küçük adımın bile kıymetli olduğunun bilincinde olarak konuşan, inanılmaz sakin ve tatlı insanlar. markete giderken kendi bez çantanı götür'den daha kıymetli bir şey anlatıyor bu tavır bence bana. ben yine bez çantamı götürürüm de şu sükunet inanılmaz etkileyici.

    özetle, başta instagram olmak üzere sosyal medyanın hastasıyım ben. hayatımı yalnızca bir tane insanın hayatını yaşayarak geçirebilirim. deneyimlerim ve görebileceklerim kısıtlı ama başka insanlar benimle hayatlarını paylaşmaya gönüllüler. bana bir şeyler anlatmaya, bazı konularda beni eğitmeye, bazen düşünmeye davet etmeye ama her şeyden öte dünyada kendi gözlerimle görebileceklerimden fazlasını göstermeye gönüllüler. bu bana çok kıymetli geliyor. bu yalnızca gördüm ve gördüğüm deneyim benimdir der gibi bir çeşit istilacı zihniyet değil bu arada. yani size çoook uzak bir yerde poliamori yaşayan, bir de üstüne bebek büyüten 3 tane aile olduğunu bilmek sizin varlığınızı çok sarsan bir şey değil. ama bunları görmek, bunlara kendini açmaya çalışmak sana çok yakında olan ve senin bir takım kabullerini de sarsmaya meyyal o küçük sapmalara toleransını -bu kelimeyi de bir çeşit yargılayıcılıktan uzak kullanıyorum. biz kimiz bir başkasının hayatını tolere edelim ama anladınız işte beni- da geliştiriyor.

    bu arada bunu elbette kitap okuyarak yapmak da mümkün. yapıyorum da ama bir kitaba ayıracağınız zamanla bir sosyal medya uygulamasında bir postu görmek elbette aynı zamanı almıyor. zamanı doğru kullanmak maksatlı sosyal medya navigasyon alanım ve günceli takip etme mecram. daha sonra daha derinlemesine görmek istediğim alanlarda elbette daha geleneksel mediumlar da kullanıyorum.

    benim instagram keşfetim uzun bir süredir bol bol denizden -altı veya üstü-, güverte kaplaması gibi bir takım teknecilik/gemicilik ekipmanlarından, gemi teknik çizimlerinden, yardır yardır spor yapan bir takım insanlardan, bilumum hayvanlardan ve son olarak örgü sayfalarından oluşuyor*. yalan yok, bir çeşit guilty pleasure olarak zaman zaman şeyma subaşı stalklıyorum. ama bu uygulamanın kusuru muu benim insan olarak zaaflarımın sonucu mu ona ben karar verdim. ay lav sosyal medya ya. iyi ki varsın. en minicik kodunu yazan cağnım yazılımcının parmaklarına, gözünün emeğine sağlık.
  • an itibariyle kapattığım uygulama.
  • türkiye’de tekelleşmenin allahını yaşayıp kullanıcıları hayattan bezdiren rezalet platform.

    işin cidden şakası kalmadı, önerilenlerde 10 saat dolaşın, 10 saat boyunca aynı 4-5 tiktok şarkısını ve aynı 3-4 dublajı duyacaksınız.
  • bir seneden fazladır kullanmadığım uygulama. sadece ben değil çevremdeki hemen hemen herkes kapatıyor hesabını.

    özellikle piksel başına birkaç yüz ünlü düşmesi yüzünden daraldım. herkesin mi 50 bini aşkın takipçisi var? herkes mi model? herkes mi influencer? herkes mi mutlu? herkes mi zengin?

    gördüğüm en sahte insanları içeren uygulama.

    hayatında kitap okumayan arkadaşlarımın, kahve kitap temalı paylaşımları...
    otobüs kuyruğunda hayatı çürüyen kızın, arkadaşının arabasına binip 10 gün fotoğraf ve story atması...

    hepsinden ve herkesten kurtuldum.

    twitter ile yola devam.
  • 17.04.2021 itibari ile bununla beraber diğer asosyal platformların hepsini kapatmış bulunmaktayım. kafam çok rahatladı.
  • kapattığını yazmak adetten galiba. üç hafta önce ben de kapadım.
    onu kapadığımdan beri yaşadığım huzur, okuduğum kitap, öğrenmeye başladığım dil, artan lichess puanım...
    şaka be şaka. hiç de bir şey olmadı. hala aynı derecede mal bir hayat sürmekteyim.

    sadece şu var; bir farkındalık geliyor, ne kadar çok sanal sohbet arkadaşım varmış farkındalığı.
    sürekli bir mesaj, sürekli bir şuna baksana paylaşımı, bir hikaye, bir karikatür, bir 9gag, bir cezmikalorifer, bir meme, bir başka meme...
    gün içinde muhakkak hahaha, ehehehe yaptığımız insanların çoğuyla bu üç haftadır tek kelime etmiş değilim. birbirimize vatsaptan bir günaydın demiş değiliz halbuki her gün temas halindeydik.
    sanalda birbirimizi oyaladığımız bir arkadaşlık şekli bu. normalde birbirimizin arkadaşı değiliz, yüzyüze en son on sene önce görüşmüşüz mesela ama sanki o insanlar arkadaşınmış yanılsaması oluşuyor. etrafın insanlarla dolu sanıyorsun ama yooo onlar instagram arkadaşı aslında sadece. arkadaşlığın farklı bir formu.

    bunu fark ediyorsun kapayınca, kendini oyaladığın kimi şeyleri. onun dışında bende üçüncü bir göz açılmadı henüz.
  • kullanıcıların ağırlıklı olarak story paylaştığı uygulama.

    galerilere bakıyorum, yeni fotoğraf paylaşımı çok çok az. fakat storylerde herkesin en az 2 paylaşımı mevcut.
9 entry daha