şükela:  tümü | bugün
  • 1938 yapımı, başrollerini robert redford ve will geer'ın paylaştığı, yönetmenliğini sydney pollack'ın yaptığı western türündeki film*.
  • her babanin sevecegi turden ozellikle pazar sabahi western kusagina bayilanlarin kesinlikle gormesi gereken film.
  • denver broncos takımında running back pozisyonunda oynayan amerikan futbolu oyuncusu.
  • aslinda 1972 yapimidir.
  • overture ile başlayan bir film olduğundan daha başından ısınıverdim filme. uvertürlerin hastasıyım. sonrası için pek bir şey söylemek istemiyorum.

    benim asıl söylemek istediğim şu; film planlanırken clint eastwood'un oynaması ve sam peckinpah'ın yönetmesi düşünülüyormuş. eastwood role cuk oturur diyecek bir şey yok ama peckinpah bu filmi sanırım bambaşka bir filme dönüştürüverirdi. çok daha rahatsız edici şiddet unsurları barındırırdı ve deli kadın ile yassıkafa hatunun başına daha neler gelirdi bilemiyorum. ama görülmeye değerdi.

    some say he's dead... some say he never will be.
  • dogayi secmis ve sececek olanlarin filmi.
  • düsturu "iyilik yap denize at" olan filmdir.
  • ken parker'ın doğumuna vesile olarak sinema tarihinden çok çizgi roman tarihine anlam katmış filmdir.

    (bkz: giancarlo berardi)

    (bkz: ivo milazzo)

    (bkz: nefes ve düş)
  • geçen sene all is lost'ta dalgalarla, fırtınalarla mücadele eden robert redford yıllar önce sydney pollack'ın yönettiği jeremiah johnson'da da benzer bir mücadele içerisindeymiş. kentten-kasabadan bıkan jeremiah kendisini doğaya verir. dağa çıkar. soğuğa ve açlığa rağmen dağda kalır. şehre inmez. doğayla, soğukla mücadele edip karnını doyururken yolu hep başkalarıyla kesişecek ama en nihayetinde hep kendi yolunda tek başına ilerleyecektir. jeremiah sadece doğayla mücadele etmez. kızılderililerin vahşi cephesiyle de yeri geldiğinde mücadele etmek durumunda kalır.

    film gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınmış "crow killer the saga of liver eating john" ve "mountain man" romanlarından uyarlanmış. sonra da bu film temel alınarak çizgi romanı yapılmış. o ayrı bir konu. bulduğum bir sitede (en altta linki var) kitabın ve filmin temel aldığı gerçek olaya değinilmiş. sitenin yazarının yazdığına göre (yabancı materyallerden doğruluğunu kontrol etmeye üşendim açıkçası, merak eden araştırabilir) john johnson adlı eleman evine döndüğünde kızılderili eşinin ve oğlunun ölü bedenlerini görünce çıldırır ve kızılderililere savaş açar. öldürdüğü kızılderililerin ciğerlerini yiyormuş herif (nasıl bir nefretse bu, herifi el kaide teröristlerine dönüştürmüş) . ama tabi ki filmde bu denli sert sekanslar yok. redford'u ciğer yerken görmüyoruz ve hatta bir süre sonra mücadeleyi bırakıp kendi yolunda ilerliyor. kitapların tonu nasıldır bilmiyorum; filmde mizah önemli bir yer tutuyor. bu da filmi daha da eğlenceli hale getiriyor haliyle. karakter de sert birisinden çok esprili birisi.

    filme western deniyor. ama izlenince anlaşılacağı üzere bir anti-western. zira westernlerdeki gibi bütün kızılderililer kötü, bütün beyazlar iyi değil; iyi kızılderili de var, kötü de. iyi beyazlar da var, kötü de. elemanımız johnson ise kahraman olmaktan çok uzak birisi. filmde de kahramanlaştırılmıyor. zaten klasik westernlerdeki mekanlar da kullanılmamış; film genelde dağda bayırda geçiyor. velhasıl etkileyici bir filmdi.

    http://canerinevreni.blogspot.com.tr/…inceleme.html
  • insan vs doğa temalı pek hoş bir film. filmi izlerken ken parker mı bu filmden çıktı yoksa bu film mi ken parker'dan çıktı diye düşündüm durdum. trabuko sayesinde aklımdaki bu gizeme son verdim mutluyum.

    yönetmen sydney pollack bu filmi set yerine doğada çekebilmek için warner bros ile restleşmiş akabinde de evini ipotek ettirmek durumunda kalmış. berbat hava, kar fırtınası ve bilimum engellere rağmen bu filmi tamamlayabilmesi başarı hikayesi. kendisi de at üstünde karlı dağlarda konuşmadan yürüyen bir kovboyun hikayesinin neden insanları sıkmadığına hep şaşırmış ve bunu robert redford'da şeytan tüyü olmasına bağlamış.