1. asiri gazap hali nedeniyle vucutta salgilanan hormonlarin beyni devreden cikarmasi ile omuriligin devreye girerek ilkcag insani kromozomlarinin kisinin benligini yonetmeye baslamasi hali.
  2. guzel birseyler hatırlayıp uzerine yazıdgın peceteye agzını silip sonra cope ataraktan kafayı yemek
  3. genellikle işkembecilerde kellenin tamamının yenilmesi durumda söylenen cümle.
  4. engin ardic'in bir yazisindan ogrendigim kadariyla kafayi yemek aslinda cildirmak, delirmek, beyinsel yetersizlik vs anlaminda degil, eski istanbul kulhanbeyi argosunda bayaa bayaa tarragi yemek yani penetrasyon betimleyen bir deyismis. sonradan nasil transformasyon gecirdi,bu anlamini nasil buldu orasini bilemem tabii.
  5. balık kafalarını boşa çıkarmamak ve onları da tüketmek. afiyetle balık kafalarını yemek.
  6. eskimoların kafay kabilesine mensuplara özgü geleneksel yemeğe verilen ad. osmalıca'ya girdikten sonra zamanla değişmişdir aslı yemek-i kafay'dir.
  7. günün ilk ışıkları kayıp kentin pencerelerini yalarken yabancı gözlerini tavana dikip geri kalan hayatını ve kendini nasıl edip de o kentin ortalama yaşam tarzına uydurabileceğini düşünüyormuş. mavi bir duman kaplamış odayı, şekilden şekile giryor, beynindeki halisünasyonları gözlerinin önüne seriyormuş. belki de sadece karınının açlığıın düşünüyormuş yabancı ama genelde önemli şeyler düşünürmüş, saatlerce beyninin nöronları arasında hastalıklı kelimeler dolaşır, simgeler dans edermiş, en sonunda yorulup bu oyunu daha fazla sürdüremeyeceğine karar verir, indirirmiş kepenklerini gözlerinin, bir sonraki günün devinimine hazırlarmış vücudunu uyku kisvesi altında.

    yükselmiş güneş, sesler şiddetini arttırmaya başlamış, uyanmış kayıp kent içindeki kayıp insanlarla beraber. yabancı uyanmış, önce banyoya girip yüzünü yıkamış, daha sonra mutfağın yolunu tutmuş. buzdolabını açmış, çekmeceleri karıştırmış, poşetlerin içine bakmış, aç karnını doyuracak hiç bişey bulamamış yabancı. karnı gurulduyor, beyni tekliyormuş. neden sonra mutfağın en kuytu köşesinden 2 adet domates bulmuş. kayıp oyuncağını kanepenin altından bulan bir çocuğun tebessümü belirmiş yüzünde. 2 domatesi bir tabağa doğramış.

    "beyin salatası!"

    son düşüncesiymiş belki de bu. elektrikli ekmek testeresini almış ve banyoya gidip aynanın karşısında alnının sağ tarafından başlamış kesmeye. sonra saçlarını tutup kafatasının üst kısmını kaldırmış. dağıtmamak için yavaş ve özenli hareketlerle beynini çıkarmış ve bir kaba koymuş. kafa tasının üst kısmını hoyratça yerine yerleştirmiş, dikme işini yemekten sonraya bırakmış çünkü karnı çok açmış. kafasına biraz kağıt havlu sarıp mutfağın yolunu tutmuş.

    karnının açlığı geçtikten sonra pencereden dışarı bakmış yabancı. kent daha bir somut görünmüş gözüne, sonra aynaya bakmış, bir adam görmüş sadece ama sadece bir adam, başka birşey değil. sonra düşünmeye çalışmış, hiç bir kıpırtı olmamış, hiç bir şey yok, hiç kimse yok, dünya yok, delirmiş belki de ya da bütün deliler kafayı yemiş..

    bir kaç hafta sonra dikişlerin yeri iyileşmiş. yine de bir şapkayla gezmiş yabancı kent sokaklarında ama bakmış ki artık yabancı değilmiş, onların arasına karışıp gitmiş..

    hayat başka bir yerde başka bir şekilde devinmeye devam etmiş, bu hikaye de böyle bitmiş..

kafayı yemek hakkında bilgi verin