şükela:  tümü | bugün sorunsallar (4)
  • yeni tür ırkçılığın en çok gözlemlendiği yer. ırkçılık bile denemez aslında, yerellikçilik? belki.

    ülkeye yeni gelen yabancı öğrenciler internete yazıyor mesela: 20 saat çalışma iznim var fakat daha fazla çalışmak istiyorum, bir yolu var mıdır?

    bizim klasik beyaz sömürgeci tipler hemen atlıyor; paran yoksa neden geldin? (neden acaba). hayır çalışamazsın, bu ülke seni çalış diye almadı. hapise girersin vs vs. bunlara alışığız zaten.

    asıl şaşırdığım konu bu olayın oraya yerleşen yabancılarda da gözlenmesi. geçen gün facebook'da kanada dayanışma platformu isimli bir gruba girdim. güya kanada'daki türklerin birbirine yardımcı olacağı bir platform.

    bir doktor yazıyor mesela, kanada'ya gelmek istiyorum doktor olarak, yardım olabilecek var mı?
    direkt bir hıyar atlıyor, "öyle kolay değil o işler :)". bu kadar ama. o kadar kolay değilmiş. neden olduğunu söylemiyor ama beyefendi. ee kolay mı, kendisi kanada'ya yerleşme başarısını göstermiş.
    başka birisi, "git kanada hükümet sitesine bak, orayı anlamıyorsan hiç uğraşma bile" yazmış.

    atılan gönderilerden neredeyse hepsinde böyle aşağılayıcı tavırlar var. adamların tek işi ego mastürbasyonu yapmak böyle iğrenç yorumlar yazıp. hayır bari dedikleri gibi olsa tamam belki anlarım, ama bunların hepsi de o süreçlerden geçmiş ve orada meslek sahibi olup yerleşmiş. senin gibi bir öküz yapabiliyor da o doktor neden yapamasın?

    liberal kılığında faşistler.
  • neymiş soğukmuş.

    ulan ben doğduğumdan beri kışları üşüyorum zaten. allah sizi inandırsın hiç merkezi ısıtmalı veya doğalgazlı evim olmadı. olsaydı da cayır cayır yakmaya götüm yemezdi. çok pahalı çünkü.

    evin içi sıcak mı, iyi montlar kabanlar ucuz mu, evden işe gidebileceğim arabayı zorlanmadan alabiliyor muyum bana bunları söyleyin. bunlar iyi olsun benim gibi uyuşuk bir insan bile her sabah kalkar evinin önünü kürer. hiç problem değil.

    en önemlisi de insan muamelesi görüyor musun? mesela bir gün "ya justin senin yapacağın işi sikeyim moruk ya." yazsam sabah polis kapımı kırar mı? karıma çocuğuma tecavüz edip öldürseler dıdısının dıdısı çıktığı için üstü kapatılır mı? devlet vatandaşına sürekli hayatı zorlaştırmaya çalışır mı? bunlarla gelin. sikerim soğuğunu. soğuğun çözümü var.

    abd/avrupa karışımı olmasından dolayı tek başıma gidip soy ağacımı yeniden başlatmak istediğim ülke.
  • mehmet şehirli sözcü gazetesi köşe yazısı;

    --- spoiler ---

    bir arkadaşım kanada'ya göç etmişti. şimdi net hatırlamıyorum ama yerleştiği şehirde, on katlı bir apartmanın altıncı katında oturuyormuş. bir gece kapılar çalınmış; adamın biri
    -" yangın var, herkes aşağıya insin" diye bağırıyormuş kapıda...
    apartmanda oturan herkesi aşağıya indirmişler.
    kanada'nın havası malum, van gibi.. lapa lapa kar yağıyor..
    sokak her iki taraftan trafiğe kapatılmış, kısa bir süre sonra belediye kaloriferli sıcacık otobüsler göndermiş oturdukları sokağa. yangının çıktığı apartmanın sakinleri otobüslere alınmış üşümesinler diye. bir de seyyar büfe gelmiş. kahve, çay, soğuk sandviç falan dağıtıyor üstelik bedava...
    bir iki saat otobüslerin içinde kaldıktan sonra bir görevli gelmiş ve apartmanda kablolardan yangın çıktığını, durumun kontrol altında olduğunu ancak kablo sistemi yenilenene kadar kendilerini otelde misafir edeceklerini söylemiş. herkes otobüslerle otele götürülmüş, odalarına çıkmışlar.
    arkadaşım anlatıyor, ben ağzım açık dinliyorum.
    "ertesi gün, evden bir iki parça giyecek almaya gittim. görevlilerden rica ettim, birlikte eve çıktık. bir iki kot, kazak aldım torbanın içine. bir de yeni alışveriş yapmıştım. kablolar yandığına göre bir iki gün elektrik verilemez apatmana diye düşünüp buzdolabındaki yiyecekleri atayım diye düşündüm. kapağı açtım, bir de ne göreyim dolapta ne varsa atılmış, bir de atılanların listesini bırakmışlar dolaba.
    üç gün otelde kaldıktan sonra apartmaının kablo sistemi yenilenmiş ve herkes evine geçti. otele tek kuruş ödemedik, her şeyi bağlı bulunduğumuz şehrin belediyesi üstlenmiş. çıktım eve, buzdolabındaki listeyi alıp, alışverişe çıkacaktım ki,kapağı açtığımda bir de ne göreyim? atılan tüm sebze, meyva ve peynir çeşitleri dolapta. sonradan öğrendim ki, imzaladığım kira kontatında bu tür bir zarar meydana geldiğinde ev sahipleri bu zararı karşılamak zorundaymış"
    işte sosyal devlet budur.
    halkına sahip çıkmak, onun sorunlarını omuzlarından alıp, rahat ettirmektir sosyal sevlet olmak.
    çünkü biz bunun için devlete vergi veriyoruz.
    emin olun, kanada'da yaşayan arkadaşımın yaşadığı bu olay bir yangın değil, deprem olsaydı da tavır farklı olmazdı.
    çünkü orada devlet, halkın sorunlarını çözmekle görevli. çözemedikleri takdirde istifa edip giderler.
    biz van'da bu kadar rezalet yaşamamıza rağmen tek bir kişi görevinden istifa etti mi?
    hayır.
    bu yaşanmış olayı her iki devlet arasındaki farkı anlatabilmek için yazdım. eğer devlet görevlileri bu anlattıklarımdan bir şeyler anladıysa, onurları için istifa ederler.
    yok anlamadılarsa, sivrisinek saz, ne söylesek az...

    --- spoiler ---

    15.11.2011
    sözcü gazetesi
  • yakın zamanda gerçekleşmiş iki vahim olay nedeniyle hakkında son zamanlarda çokça kötü entry girilmiş olan kuzey amerika ülkesi.
    bu olayların vehameti su götürmez, ancak kanada’yı her şeye rağmen dünyanın en yaşanılır ülkelerinden biri yapan nedenlerden birkaçını ontario’da yaşayan bir türk olarak, günlük hayatımdan listelemek istedim:

    -bu hafta sonu ontario’da kovid sonrası ilk defa restoranların açık alanları hizmete açıldı. biz de sıradan ufak bir restoranda iki lokma bir şey yedik. çıkışta büyükçe bir masaya onlarca cam bardak dizildiğini gördük. dükkan sahipleri bize desteğimiz için teşekkür edip bardaklarından istediğimiz kadar almamızı istediler, minnettarlık göstergesi olarak. her biri yıkanmış tertemiz bardaklar.

    -bardakları kimse yağmalamadı, kimse onar beşer çantasına doldurmaya çalışmadı.

    -geçen hafta hastanede kovid aşısı oldum. bu insanları birçok konuda eleştirebiliriz ancak organizasyon yetenekleri inanılmaz. müthiş organize olmuştu hastane; ne bir kalabalık, ne bir gürültü. daha girişte arabamızı park edeceğimiz yerden, aşı sonrası hastaneyi terk edene kadar adım adım tıkır tıkır işledi sistem. herkes güleryüzlü, kimsede panik yok, koşuşturma yok.

    -aşı sırasında duvardaki barkodu fark ettim. istersek hastaneye bağış yapmamız içinmiş. sadece $20 dolar gönderdim, gerçekten içimden geldiği için. not kısmına da harika bir tecrübe yaşadığımı belirtip teşekkür ettim. iki gün sonra hastane arayıp bağışım için teşekkür etti. otomatik arama değil, kanlı canlı bir görevli içten bir şekilde teşekkür etti.

    -kızım 5 yaşında ve devlet okulunda ana okuluna devam ediyor. kovid nedeniyle uzaktan eğitim yaptılar son birkaç aydır. öğretmenlerinin (biri öğretmen, diğeri çocuk gelişim uzmanı) çabasını görmeliydiniz; kostümler mi giymediler, misafirler mi çağırmadılar (polis, beden eğitimi öğretmeni vs), sanal geziler mi düzenlemediler... bir kez bile sinirlendiklerini görmedim.

    -iki hafta kadar önce hesabıma 600$ para geldi. gönderen olarak federal government yazıyor. iki ay önce devletin duyurduğu çocuklu ailelere yardım paketiymiş. ben unutmuştum bile ama devlet unutmamış. hiçbir yere başvurmadım, imza atmadım. otomatik oldu her şey.
    -eski çalıştığım yerde bir yemek organizasyonu vardı, şirkete yemek sipariş edilecekti. organizasyonu yapan kişi benim türkiye’den geldiğimi bildiği için müslüman olduğumu düşünüp bana özelden mail atmıştı “menüdeki x ve y seçenekleri helal kesimdir, ama yine de emin olmak istersen restoranın telefonu bu, direkt konuşabilirsin” diye.

    -son olarak, üst üste yaşanan bu vahim olayların üzerine devlet görevlilerinin en tepesinden en altına, muhafazakarından liberaline resmi olarak aynı duruşu sergilemiş olması büyük bir şeydir, arkasında yatan asıl sebep ne olursa olsun.

    yazı uzar gider, burada keseyim. ırkçılık, beyaz adamın vahşiliği vs üzerine bolca tartışılabilir. kanada hakkında bazıları şaka derecesinde, saçma sapan ve hatta direkt kötü şeyler de yazabilirim aynı uzunlukta. ama kanada’nın kötü entry kotasını şimdilik doldurduğunu düşünerek bunu başka bir zamana bırakayım. :)
  • yaşadığım süre boyunca en az 15 tane sahte iltica eden türk'le tanıştığım ülke. pkk'lıyım, kürd'üm, eşcinsel'im, aleviyim diye beyanda bulunup bunların hiç biriyle alakası olmayan 15 insan ve aileleri iltica sürecinde hem devletten yardım alıyor hem de kaçak olarak çalışıyorlar. bu şekilde yaşayan insanlar ayda 4000 dolar gelir elde ediyorlar. ne ingilizce var ne eğitim ne diploma.

    henüz benim gibi burada okul, ielts, diploma, fransızca vs kasan ve hakkıyla pr almış sadece 1 çift ile tanıştım. biz o puanları yapmak için senelerce emek verdik paralar döktük.

    sözüm buraya gelmek için okul araştıran, para biriktiren, hayatından kısarak daha iyi bir gelecek için fedakarlık yapan arkadaşlara. buraya geldiğinizde böyle bir ortamla karşılaşacaksınız ve yer yer kerizlikle suçlanacaksınız. "ya 3 bin dolar veriyosun iltica dosyası hazırlıyolar boşuna uğraşmışın o kadar" diyecekler. onlar devletten para alırken siz alanınızda iş bulmak için, elinizde tl'den çevirdiğiniz kuş kadar dolarınızla var gücünüzle uğraşacaksınız, koşturacaksınız her işi yapacaksınız. haberiniz olsun.

    bu olay kanada'nın henüz uyanamadığı veya uyanmak istemediği bir olay fakat benim buradaki adil düzene olan inancımı azaltıyor. ilerleyen yıllarda ne olur biter göreceğiz.
  • 22 şubat 2021'de, kanada parlementosu çin'in uygur türkleri'ne ve müslüman azınlıklarına müdahalelerini genocide olarak tanımladı. göte göt demiş kanadalılar, karşılığının ne olacağını düşünmeden.
  • yakın geçmişte katolik kilisesi kontrolündeki yatılı okullarda zorla "eğitilen" yerli çocuklarının akıbeti bugünlerde gün yüzüne çıkmakta olan ülkedir.

    ancak kanada diğer türlü kötülük yapmış ya da kötülüğe göz yummuş devletler gibi topu taca atmamış, böyle bir olay yoktur dememiş, olayın üstünü örtmemiş, aksine devletin fonu ile o zaman yapılanlar araştırılmaya ve gün yüzüne çıkartılmaya devam etmiştir.

    ilk haberden sonra başka yatılı okulların çevresinde de toplu mezarlar bulunmuştur. bunun bulunmasını sağlayan da yine devletin fonladığı araştırmalardır.

    dün canada day'di, yani kanada'nın 29 ekim'i. başkan trudeau dünkü konuşmasında "biz kanada'yı dünyanın en iyi ülkesi olduğu için sevmiyoruz, en iyi ülke olma potansiyeline sahip olduğumuz için seviyoruz. bunu da ancak herkes burada eşit haklara sahip olur, eşit imkanlardan yararlanır ve ülkenin neresinde olursa olsun, günün hangi saatinde olursa olsun güven içinde sokakta yürüyebildiğinde başarırız. bugün kanada gününü kutlarken, geçmişimizde olanları da düşünmek, değerlendirmek zorundayız."

    insanlar da hem kanada bayrağı, hem de turuncu flamalar astılar yerli halkın yanında olduklarını, onların acılarını paylaştıklarını göstermek için.
    yerli halk temsilcileri de özgürce yürüyüş yaptılar ülkenin dört bir yanında ve şeflerinin, temsilcilerinin açıklamaları televizyonda canlı olarak verildi, günlerdir de benzer şekilde medyada yer alıyorlar.

    kanada bu utancı atlatır çünkü işi ört bas etmek yerine çözmek için uğraşıyor herkes.

    şimdi sen söyle bana ciğere ulaşamayan kedi kardeşim, sivas katliamı ile ilgili ne yapıldı memlekette?
    kur'an kursunda, derneklerde tecavüze uğrayan çocuklar için ne yapılıyor?

    bunlara karşı durmadan gelip kanada'nın iç meselesine laf atan çomarlara bu alıntı, "bak şurdan siktir git".

    debe editi: nurcu vb değilim ama hangi ırktan, cinsten, türden olurlarsa olsunlar zalimler için yaşasın cehennem!
  • arkadaşlarım döndü o zaman kimse yaşamak istemiyordur kanada' da. süper sebep sonuç ilişkisi.

    amerika, avrupa ve kanada' yı kıyaslayabilecek kadar yaşadım her birinde. hangisinde yaşamak istersin diye sorsalar bilmiyorum derim.

    hangi şehir? hatta şehrin neresinde? hangi iş imkanları ile? bunlar en önemli sorular.

    kocaman ülkelerin hangisinde yaşamak istersin hangisinden kaçarsın sorusu çok anlamsız lan.

    toronto benim için mükemmel bir şehir. rahat olduğum, tedirgin olmadığım, kendimi evimde hissettiğim bir şehir. kanada? ekonomisi oturmuş, hukuku sağlam, insan hakları ve özgürlüklerde bir numara. avrupa kadar olmasa da sosyal bir devlet. amerika kadar olmasa da fırsatlar ülkesi. göçmenlere saygılı insanların barış ve huzur içinde yaşadığı bir ülke. federal yönetimden beklediğim her türlü yardımı hem göçmen olarak geldiğimde hem de corona krizinde aldım.

    doğası muhteşem. gezi, kamp, hiking vs seviyorsanız bir cennet.

    toronto büyük bir batı şehrinin verebileceği her şeyi sağlıyor. köklü okullar üniversiteler, dinamik bir şehir hayatı, fusion mutfakları, dünyanın her yerinden otantik restaurantları, nba, konserler, festivaller, stand-uplar, lokal birahaneler, publar, her çeşit spor aktiviteleri.

    rahat bir çalışma hayatı. birbirine saygılı insanlar. bakın bu saygı konusunda abd ve avrupanın en az üç sınıf üstünde.

    amerikalıların ne kanada ne de dünyanın başka bir ülkesi hakkındaki fikirlerinin zerre önemi var çünkü bilmiyorlar. dünyayı gezmeyen bir toplumdan bahsediyoruz.

    bilmiyorum daha ne diyeyim. abd, kanada, avrupa ülkeleri hepsinin iyi veya kötü yanları var. kalanı var döneni var. ben toronto' ya demir attım ve her şehre bakışımda ne iyi ettim diye içimden geçiriyorum.

    edite edit:

    "zaten çevremden gördüğüm kadarıyla yazmışım. bilmem ne anlıyorsunuz bunu söyleyince. her entry'e paragraflarca cevap vermenize gerek yok. bu benim fikrim, bu kadar basit."
    fikrini yazma cesaretine sahipsen karşı fikri görünce de afallamayacaksın. ben de kendi fikirlerimi yazıyorum ve bu konudaki fikirlerim hayat tecrübelerime dayandığı için paragraflar tutyor.

    "bir de gören de sanacak bu kanada'nın doğası sadece kanada'da var. peki. senin istediğin gibi olsun. doğası çogoş."
    kanada' nın güzel taraflarının sadece kanada' ya ait olduğunu iddia eden yok. bir kaç kişisel gözleme bakarak ülkenin boktan bir yer olduğu iddia edilmiş ben de buna cevap vermişim.

    "ha bir de medeniyet de sadece kanada'da varmış. ona da peki."
    haha bu bir gerçek. yeryüzündeki en medeni toplumdur. diğer ülkeler medeni değil demiyorum. kanada' nın eline su dökemezler diyorum. alınacak bir şey yok bunda.

    "her şeyin fanatikliğini yapmayın bari. her ülkenin avantajı var, dezavantajı var. toplumun olduğu her yerde sorun var."
    bunu da iddia eden yok ki. boktan bir ülke herkes kaçıyor diyen sensin. her ülkenin iyi ve kötü yanları var diyen benim. kanada' yı yerin dibine sokmasan fanatikliğini yapıyor gibi görünmeyiz.

    "nüfusu iki tane istanbul etmeyen koca kuzey amerika'ya "kaçıyor herkes" diyince alınmayın. "
    kişi başına milli gelire bakmadığın zaman hindistan dünyanın çekim merkezi gibi görünür.

    "göç politikalarını da keyfi yapıyorlar zaten, ihtiyaçları yok hiç."
    bu konuda hiç bir bilgin yok. tamamen atıyorsun. ne dediğini bile anlamıyorum. göç politikaları tamamen ekonomik. başbakanları üç çocuk yapın diye dolaşmıyor. dünyanın her yerinden en iyi tecrübeli insanları seçip getiriyor. buraya gelip yapabilen ekonomiye güç katıyor. insanlara sıfır yatırım yapıp iş gücüne katıyor. yapamayan parasını harcayıp dönüyor. sıfır risk ve para ile iş gucü sağlamak bu. ekonomik bir karar. bunu yapabilmenin tek yolu da insanlara özgürlük ve refah sağlamak. eğitimsiz, tecrübesiz ve ihtiyaç olmayan meslekten olan kimse alınmıyor. bilmeden sallamayın.

    gerizekalı ile gerizekalı olma editi: ben de öylesine yazıyorum. zaten öyle demedim. iyi peki kanada boktan bir ülke. peki herkes kaçıyor. bye.
  • burada cok ilginc buldugum, hatta uzerine arastirma yapilmasi gerekilen bir konu var: genelleme. ozellikle eyalet sistemine sahip olmayan ulke vatandaslari sanki tum kanada yalnizca toronto'dan ibaretmis gibi davraniyorlar. toronto'da gorup yasadiklari bir durumu "kanada'da boyle oluyor" diye anlatiyorlar. siklikla "evler/kiralar kanada'da cok pahali" diye duyuyoruz ornegin, halbuki yalnizca toronto ile vancouver'da pahali. "kanada cok soguk kar bir yagiyor aylarca kalkmiyor" diye duyuyoruz, vancouver'a yilda 1 hafta anca kar yagiyor.

    kanada ile ilgili tr'de yanlis bilinen o kadar cok sey var ki bu sebepten oturu.. ozellikle sogugun abartilmasi durumu.. toronto'da yilin tas catlasa 15 gunu "uf yaw bu ne soguk disari cikilmiyor" diyorsunuz, ama oyle bir lanse ediliyor ki sanarsin eskimolarla yasiyoruz. burada ilginc olan, buradaki gocmenler bunu kasten ve zevk alarak yapiyor. ornegin, disarida hava gunluk guneslik, ama hava bir anda degisiyor ve 5 dk falan ruzgarla karisik kar yagiyor. ınsta'ya bakiyorum herkes o 5 dklik anin storylerini paylasmis, gunesten bahseden yok. soguk demekten zevk aliyorlar.
  • insanlarının inanılmaz iyi niyetli olduğu ülke. bizdekinin tersine ilk kez gördükleri bir insana ve söylediklerine %100 güveniyorlar.

    kaydolduğum spor salonu dar gelirlilere indirim uyguluyor. ülkeye ilk geldiğimde işsiz olduğum için başvurmuştum. hiç bir belge vermedim, beyanınız direk kabul görüyor. iş bulunca tam ücret ödemek için başvurduğumda görevli kadın şöyle dedi: “bu işler belli olmaz, istersen bir iki ay destek almaya devam et, eğer işin iyi giderse yardımı keseriz”.

    soyunma odasında dolaplar var, kilidinizi kendiniz getiriyorsunuz. bir kaç sefer kitlemeyi unuttum, spor bittiğinde cüzdan, araba anahtarı, cep telefonu hepsi yerindeydi. aynı şekilde arabayı, evin kapısını kitlemeyi unuttuğum, garajı açık bıraktığım çok oldu, bir kere bile bir şey olmadı. online sipariş ettikleriniz eğer kutuya sığmıyorsa kapıya bırakıyorlar. fotoğraf makinası, bilgisayar bile olsa akşama kadar kimse dokunmuyor. bir seferinde evdeki sehpayı internetten satışa çıkardım. almak isteyen kişi evde olmayacağım bir saatte gelebileceğini söyledi. sehpayı dışarıda bırakacağımı, parayı paspasın altına bırakmasını söyledim. eve geldiğimde para paspasın altındaydı. evlerin bahçelerinde çit, camlarında, balkonlarinda demir yok. herkes birbirine güveniyor. dışarda elektrik prizi, musluk var, kimse gelip kullanmıyor. insanlar bisikletlerini, çocuk arabalarını, bahçe aletlerini dışarda bırakıyorlar, ertesi gün yine yerinde buluyorlar.

    birisi bir eşyayı düşürdüğü veya bir yerde unuttuğu zaman aradığında kolaylıkla bulsun diye kimse dokunmuyor. defalarca cep telefonu buldum, kararsız kaldım, bıraksam mı gidip bir yere mi teslim etsem diye.

    gazeteler bayide satılmıyor. gazete kutuları var, sabahtan dolduruyorlar. gelen kutuya para atıyor, kutunun kapağı açılıyor. isteyen hepsini alıp gidebilir ama kimsenin aklına böyle bir şey gelmiyor, gelen bir tane alıp kapağı kapatıyor.

    bir keresinde balkonda telefonda türkiye’yle konuşuyordum. fazla içli dışlı olmadığımız yan komşu sesimi duydu, aramızdaki çite geldi, bana bakınmaya başladı. ben de sesten rahatsız olduğunu düşünerek eve girdim. 10 dk. sonra kapıya geldi. ona seslendiğimi düşünmüş, cevap vermek istemiş, beni bulamayınca bozulup eve girdiğimi düşünmüş, özür dilemek için gelmiş.

    ilk işe girdiğimde herkes güleryüzlü yaklaşıp hal hatır sorarken çalışanlardan biri yanımdan asık suratla geçiyor, selam vermiyordu. pek üzerime alınmadım, adamın huyu böyle diye düşündüm. zamanla adamla zaman zaman karşılaşınca muhabbet etmeye başladık. işe girdikten yaklaşık 1.5 sene sonra yanıma geldi, “senden özür dilemek istiyorum” dedi. “niye, ne oldu?” dedim. “işe başladığında sana dostça davranmadığım için” dedi. o kadar ezikti ki o haline ben ondan çok üzüldüm.

    havuza gittim. bir kulvarı hızlı yüzenlere ayrılmıştı. bir anne ve üç çocuğu yavaş yavaş yüzüyorlardı. onları rahatsız etmemeye çalışarak yanlarından yüzmeye başladım. bir kaç tur sonra kadın bu kulvarın hızlı yüzenlere ait olduğunu belirterek çıkacağını söyledi, ama kızarak veya söylenerek değil, gayet güleryüzle söyledi. ne kadar ısrar ettiysem yüzmeyi kabul etmedi.

    marketten eşya depolamak için büyük plastik kutusu almıştım, arabanın bagajına sığmadı, geri getirdim, iade etmek için sırada bekliyorum. önümdeki kadın muhabbet olsun diye niye getirdiğimi sordu, ben de söyledim. nerede oturduğumu sordu, söyledim. biraz düşündü sonra: "eğer kutuları eve kadar götürebilseydin yine de iade eder miydin" diye sordu. yani kibarca kutuları evime taşımayı teklif etti. ben de teşekkür edip arabada kullanmam gerektiğini, yine de iade edeceğimi söyledim.

    evlerin önündeki kaldırımdan yürüyordum, bir eve yaklaştım, ev sahibi arabasıyla geldi ve evinin önüne park etti. o sırada beni görmedi ve motoru durdurdu. arabası kaldırımı kapladı ama önünde yarım metre kadar geçecek kadar mesafe vardı. sonra beni gördü, özür diledi, arabayı çalıştırdı, geri vitese takip kaldırımı boşalttı, ben geçince tekrar park etti.

    kütüphaneye gittim. bir bölgeyi ziyaret edeceğim, orası ile ilgili bir rehber arıyorum. aradığımı bulamadığımı gören bir kütüphane görevlisi geldi, güleryüzle, “yardımcı olabilir miyim?” diye sordu. ne aradığımı söyledim. beni bilgisayara götürdü, bir kaç tane kitap buldu, raf numaralarını bir kağıda yazdı, elime verdi. gittim aramaya başladım, birazdan yanıma geldi, “nasıl, aradığınızı bulabildiniz mi?” dedi yine güleryüzle. teşekkür ettim kendisine içimde sonsuz minnetle.