şükela:  tümü | bugün
  • tatar boy adı, ilk olarak kültigin (doğu 2.-3.st.) ve bilge kağan yazıtları'nda diğer türk boy adlarının yanında otuz tatar ve tokuz tatar şeklinde geçmektedir. tatar türkleri bu devirde uygurlar'ın doğusunda yaşıyordu.

    tatar adı, çin kaynaklarında 9. yüzyıldan sonra anılmaktadır. edebiyatımızın en büyük şaheserlerinden olan dede korkut hikayeleri'nde de tatar boy adı geçmektedir. bu kaynakların dışında, kaabusname'de tatarlar'ın dokuz türk kavminden biri olarak gösterildiği, divanü lügati't-türk'te türk kavimleri arasında tatarlar'ın da sayıldığı, tarih-i fahreddin mübarekşah'taki türk kavimlerine ait listede tatar isminin de bulunduğu görülmektedir. tatar adı çeşitli kaynaklarda dağ kişisi, tatar, barbar, vahşi, okçu halk, put (ongun), defter, su moğolu, yabancı gibi anlamlarda açıklanmıştır.

    yakın döneme kadar ruslar, avrupa rusyasında yaşayan bütün türk soylu müslümanlara, batılı yazar ve araştırmacılar ise türkistan ve karadeniz'in kuzeyinde yaşayan türklere tatar demişlerdir osmanlı devleti'nde tatar adı, 16. yüzyıldan itibaren kuzey türkleri için kullanılmıştır. islam dünyası'nda ilk zamanlarda tatar sözüyle moğollar kastedilmekteydi. arap tarihçilerden ibnül esir, ibn kesir, ibn haldun (cengiz han ve ordusu için tatar sözünü kullanmışlardır. bu alışkanlığın etkisiyle günümüz arap araştırmacıları da tatar sözünü moğol yerine kullanmaktadırlar.

    moğol ordularının büyük zaferler kazandığı ve bütün dünyayı sarstığı devirlerde, moğol askeri gücü içinde türkler'in özellikle kıpçak türkleri'nin çok büyük bir ağırlığı vardı. türkler'in önemli bir yer işgal ettiği bu moğol orduları 13. yüzyılda rusya'yı baştan başa işgal etti. böylece türkler moğollarla birlikte bu topraklara yerleşti. bu geniş alanın cengiz'in soyundan gelenler arasında bölüşülmesi sırasında büyük oğlu cuci'ye verilen doğu avrupa topraklarına dahil olan idil-ural sahasında ve karadeniz'in kuzeyinde bulunan bölgede cuci'nin oğlu batu han'ın hükümdarlığında altın ordu devleti kuruldu. batu han'dan sonra 1250'de tahta müslüman olan kardeşi berke geçti ve bereke adını aldı. bereke, altın ordu devleti'nde islamiyet'i resmi din haline getirdi ve selçuklu hanedanı'ndan bir hanımla evlendi. bu evlilikten doğan oğlu izzedin'e solhat ve sudak şehirleri ile yöresinin idaresini verdi. izzeddin annesinin teşvikiyle anadolu'dan binlerce müslüman türk getirerek bunları kırım'a yerleştirdi. altın ordu devleti'nin moğol ağırlıklı üst yönetimi halk arasında giderek çoğalan türk varlığı karşısında direnemedi ve türkleşmeye başladı. böylece altın ordu, 14. yüzyılda tamamıyla bir türk devleti haline geldi. 1396'da altın ordu hanı toktamış, timur'a yenilince devleti parçalandı ve ortaya kazan, kırım, astrahan, kasım hanlıkları çıktı. bu hanlıklar artık türk asıllı ve türkleşmiş topluluklardan meydana geliyordu.

    bu dönemden itibaren tatar adı, kavmi, ırki veya soyla ilgili bir mensubiyet ifadesi olmaktan çıktı ve türk-moğol imparatorluğu'nun varisi olan bu hanlıkların tebası olanlar için kullanılan bir siyasi terim haline gelmeye, yani tarihi vatandaşlık bağı bildiren bir söz olarak kullanılmaya başladı. türkistan'daki türkler'e başlarındaki hanlardan dolayı özbek, son altın ordu hanı toktamış'a ayaklanıp onunla savaşan tümen beyi nogay'ın buyruğu altındakilere de nogay denildi. böylece tatar adı moğollarla ilgili bir söz olmaktan tamamen çıktı ve cengiz'in kurduğu türk-moğol imparatorluğu'nun varisi olan, altın ordu devleti ve bu devletin dağılmasından sonra kurulan hanlıkların idaresinde yaşayan türkler ve türkleşmiş topluluklar için kullanılmaya başladı.

    başlangıçta bu şekilde ortaya çıkan bir siyasi mensubiyet ifadesi olan tatar adı, 20. yüzyılın başlarında milliyet anlayışı kuvvetlenince rusya'nın hakimiyeti altında yaşayan türkler arasında bir milliyet ifadesi gibi kullanılmak üzere yeniden gündeme geldi. bugün kendilerine tatar diyen topluluklar, bu adla milliyetlerini veya etnik köklerini değil, tarihten gelen bir ortak siyasi kimliği ifade etmektedirler. bu sebeple 20. yüzyılda tatar adıyla anılan türkler, moğol veya moğol asıllı değil, ataları moğol idaresinde yaşamış ve zamanla moğolları da türkleştirmiş türkler'dir. kazan türkleri soy olarak bulgar türkleri'ne dayanmaktadır. ancak 11. yüzyıldan itibaren moğollardan çok önce bu bölgelere kıpçak-kuman türkleri gelip yerleşmişler ve bulgar türkleri ile karışıp kaynaşarak bugünkü tatar türkleri'ni meydana getirmişlerdir.

    rus sömürgeciliğinin güçlü olarak hissedildiği dönemlerde kazan ve kırım türkleri tatar adlandırmasını tam olarak kabul etmemişlerdi. bu ismin ruslar tarafından verildiğini düşünerek kazan türkleri, kazanlılar, kırım türkleri, kırımlılar gibi ifadeleri daha çok kullanmaktaydılar. ancak son yıllarda tatar adının bu adla anılan türk topluluklarınca da benimsendiği ve yaygın olarak kullanıldığı görülmektedir.

    bağımsız devletler topluluğu ülkelerinde yaşayan tatar türkleri'nin sayısı 1989 nüfus sayımına göre 6.641.588'dir. bu nüfusun 1.765.404'ü tataristan özerk cumhuriyeti'nde bulunmaktadır ve genel nüfusun %48.47'sini meydana getirmektedir. tataristan, kazan tatar türkleri'nin %25'inin yaşadığı bir ülkedir. geri kalan tatar türkleri'nin 1.120.000'i başkurdistan'da, 467.676'sı özbekistan'da, 327.871'i kazakistan'da, 86.789'u ukrayna'da, 72.168'i tacikistan'da, 70.068'i kırgızistan'da, 39.243'ü türkmenistan 'da, 28.019'u azerbaycan'da yaşamaktadır. tatar türkleri'nin geri kalanları ise tataristan ve başkurdistan'ın dışında kalan rusya federasyonu'na bağlı türk, fin ve slav asıllıların yaşadığı değişik özerk cumhuriyetlerde ve beyaz rusya, litvanya, letonya, estonya, gürcistan, moldovya gibi bdt ülkelerinde dağınık bir vaziyette ve küçük gruplar halinde yaşamaktadırlar. kazan tatar türkleri'nin ana yurdu tataristan'da ruslar 1.575.404'e ulaşan nüfuslarıyla genel nüfusun %43.25'ini teşkil etmektedirler. çuvaşlar ise 134.221 olan nüfusları ile genel nüfusun %3.68'ini meydana getirmektedirler. yüzlerce yıldır devam eden asimilasyon, göçler ve sürgünler sebebiyle diğer türk topluluklarına göre daha düşük bir nüfus artış oranına sahip olan tatar türkleri'nin bütün dünyadaki toplam nüfusunun 8-10 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.

    tataristan petrol, tabii gaz, kimya ve petro-kimya endüstrisi bakımından gelişmiştir. tarım alanında da tahıl, keten, şeker pancarı ve sebze meyve yetiştiriciliği görülmektedir .

    en erken rus hakimiyetine giren türk topluluklarından biri olan kazan tatar türkleri, 1552'de kazan hanlığı'nın iv.ivanov tarafından ele geçirilmesi ile başlayan bir ruslaştırmaya tabi tutulmuşlardır. özellikle 1863-1905 yılları arasında çarlık döneminde ilminskiy ile başlatılan bir hıristiyanlaştırma hareketine maruz kalan tatar türkleri'nin en başta cami, medrese gibi dini ve milli eserleri yıkılıp yok edilmiş, ardından da ileri gelenler zorla veya menfaat karşılığı hıristiyanlaştırılmışlardır. her şeyin din ve ümmet esasına göre değerlendirildiği bir dönemde hıristiyanlığı kabul etmek, milliyet olarak da rusluğu seçmek anlamına geliyordu, ruslar, kazan tatar türkleri'ni hıristiyanlığa ve rus kimliğine alıştırmak için, soy i,simlerinin sonuna -ev, -ov, -ski gibi rusça ekler getirmişlerdir, şehirleşmenin yüksek olduğu tataristan'da çocuklar kreşlerde büyümekteydi. bu çocuklar daha kreşe gittikleri yıllarda rusça ile tanıştırılmıştır. bu uygulamaların sonunda 200.000 tatar türkü hıristiyanlaştırılmış, ancak bunların çoğu 1905'ten sonra yeniden islamiyet'e geçmiştir. bunda şüphesiz zengin kazan türk-islam kültürünün, islami eğitimin ve çok yönlü yayınların etkisi olmuştur.

    1926 nüfus sayımına göre sovyetler birliği'nde 100.000'in üstünde tatar türkü hıristiyan olarak kalmıştır. bunlara kreşin (krıyaşen) adı verilmektedir. kreşinler, tatar türkçesi'ni kullanmaya devam etmektedirler. dünyaca tanınmış yazar turganief ve sibiryalı katanov kreşinler'in arasında yetişmiş meşhur iki isimdir.

    kazan tatar türkleri için ruslaştırma uygulaması hiç bir dönemde kesintiye uğratılmadan devam ettirilmiştir. 1977-1978 öğretim yılından itibaren bütün okullarda rusça mecburi ders haline getirilirken 1957 -1958 öğretim yılından beri ana dili dersleri seçmeli ders olarak okutulmaktadır. tataristan dışında tataristandakinden daha fazla kazan tatar türkü bulunduğu halde tataristan özerk cumhuriyeti haricinde tatar türkçesi ile eğitim veren okul açmak yasaktır tataristanda ise tatar türkçesi ile yayınlanan kitap ve dergilerin sayısı ve tirajı yıldan yıla düşürülmektedir.

    tataristan türkleri, 1986 yılında başlayan gorbaçov döneminin özgürlük ortamında kültürel ve siyasi özerklik, hatta bağımsızlık arayışı içine girdiler. bu yolda faaliyet gösteren çok sayıda gizli açık teşkilat kuruldu. özellikle 1988 yılı ekiminde ilimler akademisi ve kazan devlet üniversitesi'ne mensup 800-900 kadar bilim adamının organize ettiği "tatar içtimai üzeği" (merkezi) kuruldu. bu teşkilatın temel hedefi ekonomik, siyasi, dini ve kültürel bakımdan bağımsız bir tataristan'ın kurulması, ülke dışındaki tatarlarla yakınlaşmak ve kırım tatar türklerinin ana vatanlarına dönmelerini sağlamaktır.

    1 şubat 1992'de tataristan bağımsızlığını ilan etmiş, 12 haziran 1991 'de oyların %70'ini alarak başkan seçilen mintimer şamayev rusya'ya ikili anlaşma yapmayı teklif etmiş, bu tavrını hayata geçirmek için de moskova'nın savunma, iletişim ve ulaşım fonksiyonlarını finanse etme dışında kalan imtiyazlarını kaldırarak ülkesinin mali bağımsızlığını sağlamıştır. şamayev, self-determinasyon (kendi geleceğini kararlaştırma) hakkının tanınması ve ortaklık statüsünü alabilmek için halkı 1993 yılındaki rusya anayasa referandumunu boykota çağırmıştır. rusya bu gelişmeleri petrol boru hattını kapatma tehdidi ile durdurmaya çalışmaktadır.

    kazan tatar türkleri oldukça gelişmiş ve sosyalleşmiş bir topluluktur. nüfusun üçte ikisi şehirlerde, üçte biri köylerde oturur. eğitim rusça ve tatar türkçesi ile yapılır. tatar türkçesi'ni ana dili olarak kabul edenlerin oranı 1959'da %92.1, 1979'da %85.9, 1989'da ise % 83.7'de olarak tespit edilmiştir. tatar türkleri arasında rusça yanında diğer bazı diller ve türk şivelerini bilenlerin oranı oldukça yüksektir.

    tataristan özerk cumhuriyeti'nde okuma-yazma bilmeyen yoktur. kazan tatar türkleri islamiyet'i en iyi şekilde koruyan ve ilahiyat eğitiminin en yüksek olduğu türk topluluklarındandır. eski sscb'de kazan tatar türkçesiyle yayınlanan kitapların sayısı 5.218.000'dir. ayrıca 11 dergi ve 83 gazete yayınlanmaktadır.

    bugün böylesine zengin ve hareketli bir kültür ve edebiyat hayatına sahip olan kazan türkleri, mirasçıları oldukları bulgar ve kıpçak türkleri'nden gelen güçlü ve yaygın bir kültür ve edebiyat geçmişine dayanmaktadırlar.

    idil bulgarları, türkçe'nin iki büyük dil grubundan, bu günkü çuvaş türkleri'nin devam ettirdikleri r-l grubuna dahildirler. ancak 920 yılında bulgar hanı almas silki'nin halkıyla birlikte islamiyet'i kabul etmesiyle birlikte bulgar türkleri arap alfabesini almışlar ve böylece z-ş grubuna geçmişlerdir. zengin bir kültür hayatı bulunan idil bulgar türkleri'nden günümüze kalan kitabeler, idil bulgar türkçesi, tatar türkçesi ve arapça olarak yazılmış mezar taşlarıdır.

    bu günkü kazan tatar türkçesi'nin üç ayrı ağzı bulunmaktadır:

    i) merkez ağzı: tataristan'da 1.800.000'e yakın insan tarafından konuşulmaktadır.

    ii) batı veya mişer ağzı: idil yakınlarında ve gorki, tambov, voronez, ryazan, penza, kuybışev, saratov ve orenburg'da kullanılır.

    iii) doğu ağzı: batı sibirya'da 320.000'e yakın insan tarafından konuşulmaktadır. bunlar baraba, tomsk, tümen, işim, yalutorovski, tobol, tara tatar türkleridir.

    bunlardan başka karışık bazı ağızlar da vardır:

    i) astrahan ağzı: yaklaşık 45.000 kişi konuşur.

    ii) kasımov ağzı: kasımov bölgesinde 5.000 kişi konuşur.

    iii) tipter ağzı: perm, grazov ve başkurdistan'da yaklaşık 300.000 kişi konuşur.

    iv) ural ağzı: yukarı ural bölgesinde yaklaşık 110.000 kreşin tarafından konuşulur.

    merkez ağzına dayanan kazan tatar türkçesi yazı dili, kazan tatarları'nın daha önce kullandıkları uygur türkçesi ve onu takip eden çağatay türkçesi'nin yerine ihdas edildi. bu sebeple bu iki tarihi türk şivesinden önemli unsurlar taşır.

    kazan tatar türkleri'nin nogay, kırım tatar, sibirya türkleri ile ortak olan edige mirza (öl. 1419) etrafında şekillenmiş edige, kırım türkleri'nde de varyantları olan çora-batır ve koplandı-batır, kırım tatar ve türkistan türkleri'nde de yaşayan boz-yiğit destanları bulunmaktadır.

    kazan tatar türkleri, kuzeyde yaşayan kıpçak (kuman) türkleri'nin "codex cumanicus" (1304) adlı sözlüğünün ve güneyde mısır'da eser veren memlük kıpçak türkleri'nin arapça-türkçe sözlüklerinin ve gramer kitaplarının da tarihi mirasçılarıdır.

    bu tarihi zenginliğe karahanlı türkçesiyle başlamış, çağatay türkçesiyle devam etmiş olan ortak türkistan edebiyatı ve osmanlı edebiyatı da karışmıştır. altın ordu ve harezm sahalarında ortaya çıkan ve karışık şive özellikleri gösteren kerderli mahmud'un "nehcü'l-feradis", kutb'un "hüsrev ü şirin", harezmi'nin "muhabbetname", hüsam katib'in "destan-ı cümcüme sultan" ve seyf-i sarayi'nin "gülistan tercümesi" adlı eserleri kazan türk edebiyatı'nın oluşumuna büyük katkılarda bulunmuştur. altın ordu, kırım ve kazan hanlığı'ndan kalan yarlık ve bitikler de kazan tatar türkçesi'nin eski yadigarlarındandır. bu eserlerin büyük çoğunluğu arap harfleri ile yazılmış olup toktamış ve temir kutluk yazlıkları diğer eserlere göre harezm-kıpçak edebi diline daha yakın özellikler gösterir. altın ordu devleti'nin son dönemlerinde ve kırım'ın osmanlı devleti'nin hakimiyetine girmesinden sonra yazılan bitik ve yarlıklarda osmanlı türkçesi'nin etkileri görülür.

    kazan'ın rus egemenliğine girmesinden önce başlayıp daha sonra da devam eden edebi hayatı, türkistan edebi dili ile ortak esaslara dayanan bir "türki" yazı dili şekillendirir. bu ortak dil ve kültür, 16.-17.-18. yüzyıllarda avrupa etkisinden uzak olarak etkisini hissettirmiştir. bu dönemde lirik, tasavvufi ve dini etkilerle verilen eserlerin yanında beşeri bir edebiyat anlayışı da görülür. bu eserleri; yerli, türkistan kökenli ve osmanlı kökenli eserler olarak değerlendirebiliriz. 1507 -1508 tarihli kur'an tefsiri, yazarı ve yazılış tarihi bilinmeyen, fakat defalarca çoğaltılan "iman şartı" (şeraitü'l-lman), kazanda, türkistan'da ve istanbul'da basılan ve okunan "dualıklar", "falnameler", "yıldıznameler", "rüya tabirleri", "divan-ı hikmet", "şecere-i türki", "muhammediye", "gazavatnameler", "menakıb-ı seyyid battal gazi", "tutiname", "dasitan-ı hatem-i tay", "kırk vezir hikayesi", "letaif-i hoca nasreddin" ve ismail hakkı'nın "marifetname" adlı eseri kazan tatar türkleri'nin mahalli dil ve edebiyat özelliklerini türkiye ve türkistan türkleri ile kaynaştıran kaynaklardır.

    kazan tatar türkleri arasında görülen matbaacılık faaliyetleri kazan'ı ve idil-ural bölgesini önemli bir kültür merkezi haline getirmiştir. kazan tatar türkleri 1711 'den itibaren petersburg'da basım işlerini başlatmışlar, 1764 yılında özel bir matbaanın kurulmasıyla basım faaliyetlerini daha da geliştirmişlerdir. bu matbaada fransızca'dan türkçe'ye çevrilen "türk dili grameri" ve "türkçe kıraat kitabı" adlı iki eser 1766 yılında basılmıştır. ilk türkçe telif eser, 1774'te moskova'da basılan sait halfin'in 52 sayfalık "tatar tili elifbası" adlı eseridir. ii.katerina'nın izniyle petersburg'daki asya matbaası rus lisesi'nde başlayan türk dili dersleri için kitap basmak üzere kazan'a nakledilmiştir. kazan'da basılan ilk eser 1811'de yayınlanan heftiyek'tir. (kuran-ı kerim'in yedide biri). bu matbaada kuran-ı kerim, elifba (iman şartı). ahmediye, muhammediye, şecere-i türki, çingizname gibi çok sayıda eser basılmış, bu eserler sadece kazan'da okunmamış, bütün türkistan'a da yayılmıştır.

    yayın faaliyetlerini her şart altında sürdüren kazan türk aydınları matbaacılık işlerini arap harfleri bırakıldıktan sonra da devam ettirmişlerdir. 1935 yılında çıkmaya başlayan milli bayrak gazetesi elle yazılarak çoğaltıldığından sıkıntılar yaşanmış, bunun üzerine hüseyin bilgisi'nin teşebbüsü ile bir matbaa kurulmuştur. bu matbaada berlin'de yayınlanan "yana milli yu" dergisinde kullanılan harfler esas alınmıştır. milli bayrak gazetesi 8 nisan 1938 yılından itibaren on yıl boyunca kendi matbaasında çıkmıştır. bu matbaada gazete dışında abdullah battal'ın "türk-tatar tarihi", "mevlid kitabı", "tatar elifbası", "zekat hac meseleleri" ve abdullah tukay'ın şiirleri yayınlanmıştır.

    19. yüzyılda başlayıp 1917'deki sovyet ihtilaline kadar devam eden ve türkistan türklüğünü de içine alan ceditçilik hareketi kazanlı türkler arasında da dil, din, eğitim ve edebiyat alanında derin izler bırakmıştır. bu dönemde abdünnasır kursavi, şehabeddin mercani, kayyum nasiri, musa akyiğitzade, abdullah tukay, fatih kerimi, yusuf akçura, ayaz ishaki, sadri maksudi, alimcan ibrahim, fatih emirhan, şerif kemal gibi isimler; eserleri, fikirleri ve faaliyetleri ile sadece kazan'da değil türkiye dahil bütün türk dünyası'nda etkili olmuşlardır.

    bu kültürel zenginlik sebebiyle, çuvaş türkleri hariç bütün idil-ural türkleri 19. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar, ortak kazan tatar türkçesi'ni yazı dili olarak kullanmışlardır. tatar türkleri arasında baş gösteren aydınlanma hareketi ile türkiye türkleri arasında ortaya çıkan tanzimatçılar ve genç osmanlılar hareketi ortaya çıkışları, fikirleri, ilkeleri ve beslendikleri kaynaklar bakımından büyük benzerlikler göstermektedir. eserlerini önce arapça sonra türkçe yazan ve tarih konusundaki araştırmalarıyla kazan tatar türkleri arasında milli şuuru güçlendiren şehabeddin mercani (1818-1889), müstefadü'l-ahbar adlı eserinde bulgar devri kaynaklarını sayarken adını andığı 20 kişiyi el-bulgari (bulgarlı), el-sarayi, el-kazani, el-kırımi olarak belirtmiştir.

    şehabeddin mercani, ibn haldun'un tarih felsefesini benimsemiş, bu anlayışla kazan tatar türkleri'nin tarihini incelemeye ve tarihçilik geleneğini kurmaya çalışmıştır. idil bulgar türkleri'nin ve kazan tatar türklerinin tarihi üzerine türkçe olarak kaleme aldığı radloff tarafından rusça'ya çevrilmiştir. asıl büyük eserleri ölümünden sonra yayınlanan mercani kendinden sonra gelen pek çok yazar ve düşünürü derinden etkilemiştir.

    kayyum nasiri ( 1824-1902) kazan tatar türkleri için yeni bir yazı dili ve edebiyat oluşturma çabası içine girmiştir. bu edebiyat dilinin kaynağının halk dili olması gerektiğini düşünmüş ve bu düşüncesini kuvvetlendirmek için folklor ve halk edebiyatı metinleri derlemeye girişmiştir. "kırk bakça", "fevahihü'l-cülesa" adlı eserlerini bu derlemelerden meydana getirmiştir. dilin gramer kısmıyla ilgili olarak "unmuzec" (örnek) ve "kavaidü'l-kitabet" adlı eserlerini, sözlük olarak "lehçe-i tatari" adlı eserini yazmıştır. "kazan kalendarı" adıyla bir salname hazırlamış ve arapça veya osmanlı türkçesi ile yazılmış bazı eserleri oluşturmaya çalıştığı yeni yazı diline çevirerek yayınlamıştır. kayyum nasiri'nin takipçilerinden olan hadi maksudi onun etkisiyle yeni usule göre alfabe, "türki" (türkçe) gramerler ve okul kitapları yazmıştır.

    1887 yılında istanbul'a gelen ve ömrünün sonuna kadar türkiye'de kalan musa akyiğitzade, kazan'da türkiye türkçesiyle kaleme aldığı "hüsameddin molla" adlı hikayesi ile kazan tatar edebiyatı üzerinde etkili olmuştur.

    roman, hikaye, piyes, hatırat ve tarih türünden 50'ye yakın eser bırakan ayaz ishaki, kazan tatar ağzını yazı dili haline getirmeye çalışmış, eserlerinde önce sosyalizmi ve eşitliği, ardından milliyetçiliği savunmuştur. önceleri rus narodniklerinin (halkçı) etkisinde kalarak eserlerinde sosyal konular işlemiş, ancak daha sonra didaktik bir ahlakçılık ve milli davaların savunulması yolunda eserler vermiştir. ayaz ishaki'nin eserlerindeki tipler, hayattan seçilmiş zenginler, soylular, yoksul insanlar, imamlar, öğrenciler, aydınlar, rus ordusunda, görevli tatar subayları v.b.dir. romanları: "kelepuşçu kız", "iki yüz yıl son inkıraz", türkiye türkçesi'ne de aktarılan "öyge taba", tiyatroları: "aldım-birdim", "züleyha", "muallime", "iki ut arasında", "janboyaviç", "hayat yulında", hikayesi: "taalümde saadet". ayaz ishaki kazan tatar türklerinin basın hayatında çok önemli bir yere sahiptir. 1913 yılında petrograd'da "il" gazetesini kurmuş , bu gazete 1914 yılında moskova'da çıkmıştır. 1927'den sonra "milli yol", 1930-1939 yılları arasında "yana milli yol" dergilerini, 1935 yılından sonra uzak doğu'da mukdem şehrinde yaşayan tatar türklerinin yayın organı olan "milli bayrak gazetesini" çıkarmıştır. 1917 yılında rusya müslümanlarının milli hareketi'ne katılmış ve bazı resmi görevler üstlenmiştir. sovyet ihtilalinden sonra mülteci olarak avrupa'nın değişik merkezlerinde ve türkiye'de bulunmuş, türkiye'de ölmüştür.

    yüksek öğrenimini istanbul'da tamamlayan fatih kerimi, "cihangir mahdum", "şagird bilen instudent" , "salih baynın üylenüvi" adlı hikayeleri ve türkiye türkçesiyle yazdığı "avrupa'ya seyahat" ve kazan tatar türkçesiyle yazdığı "kırım'a seyahat" adlı iki seyahatnamesi bulunmaktadır. eğitim konusunda yeni görüşleri savunan ceditçiler, "islah adıyla yeni bir dergi çıkardırlar. bunlardan hikayeci , pedegog ve tenkitçi fatih emirhan , "hayat" , "kadirli minutlar" , "urılıkta" adlı romanları; "yeşler" (gençler) ve "tigisizler" (eşit olmayanlar) adlı tiyatro eserleriyle tanındı.

    alimcan ibrahim ise hikayeleri ve edebi tenkitleri ile yazı dilinin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. kendi hayatından bölümler taşıyan "zeki şekirdin medreseden kovuluşu" ve "yeş yürkler" (genç yürekler) adlı romanlarının yanında "tatar şairleri" adlı tenkit eseri de bulunmaktadır.

    zahir bigi, "günah-ı kebair", "güzel kız hadice" adlı hikayeleri ile hikayecilikte; cemal velidi, "tatar edebiyatının barışı" (seyri) adlı eseriyle edebi tenkitte tanınmıştır. "çükiç", "kazan muhbiri", "yultuz", "vakit" gibi gazete ve dergilerde şiir ve makaleleri yayınlanan zarif beşiri, 1905'ten 1917'ye kadar "şura" dergisinde 15 günde bir yayınlanan çuvaşlarla ilgili makaleleri ile tanınmıştır.

    kazan tatar türkleri'nin çok zengin bir tiyatro edebiyatı bulunmaktadır. abdurrahman ilyasi, ali asgar kemal, kerim tinçura, muhammed burangül, ferit yarulla piyesleri ile tanınan belli başlı yazarlardır.

    sovyetler döneminde, çok yaygın olan sanatta mahalli kaynaklara yönelme, halkın konuştuğu dili edebiyata hakim kılma düşünceleri, türkleri önce ortak çağatay türkçesi'nden, ardından da kazan tatar türkçesi yazı dilinden uzaklaştırmış; çok dar bir çevrede konuşulan ağızları yazı dili haline getirmiştir. bu mahallilik cereyanları yanında, puşkin, kirilov, lermontov, tolstoy gibi rus, shakespeare, goethe, schiller gibi batı, genç osmanlılar ve tanzimatçılar gibi yenilikçi osmanlı aydın ve sanatçılarının etkisiyle yeni bir edebiyat anlayışı teşekkül etmiştir.

    bu anlayışın yetiştirdiği abdullah tukay (1886-1913) sadece kazan'da değil bütün türk dünyası'nda büyük etkiler bırakmıştır büyük felaketler yaşayarak yoksulluk içinde büyüyen ve oldukça genç bir yaşla ölen tukay, hem eski hem yeni usule göre eğitim veren okullarda iyi bir eğitim görmüş, türkistan ve osmanlı edebiyatlarından pek çok eser okumuş; bu arada rus edebiyatı'nı ve batı edebiyatlarından bazı yazarları yakından takip etmiştir. iki cilt tutarındaki şiirlerinin yanı sıra fıkra ve siyasi makale de kaleme almıştır. "fikir", "yultuz", "el-islah", "kuyaş", "turmış" gazeteleri ile "el-asrü'l-cedit", "terbiyetü'l-etfal", "an", "yeşin", "yalt yult" ve "mektep" dergilerinde yayınlanan şiir ve nesirleri 1907'den, 1917'ye kadar risaleler halinde 55 defa basılmıştır. eserleri son olarak 1985 yılında toplu olarak 5 cilt halinde yayınlanmıştır. abdullah tukay'ın şiirleri rusça'ya çevrilmiş; ayrıca kırım, kazak, özbek, kırgız, başkurt, uygur ve çuvaş türkçeleri'ne aktarılmıştır. şiirlerinde aşk, millet ve milliyetçilik, hürriyet, din ve çocukların eğitimi gibi temalar işlemiştir. ilk eserlerinde istanbul ağzı ile çağatay türkçesi arasında tereddütler geçirmiş, daha sonra tatar konuşma diline yönelmiş ve bu ağzın yazı dili haline gelmesinde çok etkili olmuştur. tukay şiirlerinde batıya yönelik türk edebiyatı'ndan pek çok unsuru kullanmış, her şiirinde bir fikrin, bir mesajın ön plana çıkmasına gayret etmiştir. dörtlük ve beyit nazım birimlerini kullanan tukay, genellikle aruz ölçüsünü tercih etmiş, mesnevi kafiye dizilişini, zengin, tunç ve cinaslı kafiye türlerini kullanmıştır.

    abdullah tukay'ın kaderi ile kazan tatar türkleri'nin kaderi arasında öksüz kalan bir halkın öksüz yaşamış. bir şairi sözleri ile ilgi kurulmaktadır. tukay , samimi hayali geniş, romantik-lirik bir şair olarak eserlerinde bambaşka bir hava yakalamış ve eserleriyle yepyeni bir çığır açmıştır.

    aynı dönemlerde ve daha sonraki yıllarda eser vermeye devam eden mecit gafuri, necip dumavi, hadi tektaş gibi isimler, kalemlerini sovyet ideolojisinin başarılı olmasına adamışlardır. ancak aynı yıllarda eser veren derdmend gibi sanatçılar, bu tür ideolojik tercihlerden uzak kalarak saf şiiri aramaya koyuldular.

    tataristan yazarlar birliği'nin yayın organı "kazan utları" dergisinde şiirleri yayınlanan ravil feyzullin'in şiirlerinde felsefi bir derinlik, ince, zevkli ve sanat dolu bir anlatım görülür. ayrıca, şimdiye kadar 20'den fazla şiir kitabı yayınlanan ve abdullah tukay ödülü alan gerey rehim, çocuklara yönelik şiirleri ile tanınan refail gaziyov ve robert minnullin son devir tatar türk şiirinin şairlerindendir.

    tataristan dışında yaşayan tatar türkleri çok sayıda gazete ve dergi çıkarmışlar ve önemli bilim, fikir, edebiyat ve devlet adamları yetiştirmişlerdir. "üç tarz-ı siyaset", "türkçülük" gibi eserleri ve çıkardığı "türk yurdu" dergisiyle türk fikir hayatında derin izler bırakan yusuf akçura, hukuk, dil ve tarih alanlarındaki bilgisi ve devlet adamlığı ile tanınan sadri maksudi arsal berlin dil okulunda yetişmiş ve kutadgu bilig, atebetü'-l-hakayık gibi türkçe'nin önemli eserlerini pek çok uygur harfli metni yayınlayarak türkiye türklük bilimi araştırmalarının mimarı olmuş reşid rahmeti arat, dil, tarih ve edebiyat alanındaki inceleme ve eserleri ile tanınan abdullah battal taymas ömrünün son yıllarını uzak doğu'da geçiren yazar ve tiyatrocu hüseyin gahdüş ve almanya'da yaşayan minhac bunlardan bazılarıdır.

    http://www.aliakis.org/
  • (bkz: tokyo camii)
  • (bkz: kazan taraftarlari)
    (bkz: kazan)
    (bkz: uniks kazan)
  • kazan’a üniversite okumak amacıyla gelen ama üniversiteye giremeyen maksim gorki ismiyle ün kazanmış genç aleksey peskov, ruh huzuru bulabilmek için tatarların yoğun yaşadığı bölgelere gidiyordu. bu durumu hatıralarında şu şekilde anlatır: “edebiyatçılar grubundan sıkılmaya başladım. tatar mahallesinde, temiz ve ayrı bir hayat yaşayan, o iyi yürekli, tatlı insanların yanına gitmek istiyorum. bu insanlar hoş bir şekilde bozuk rusça konuşuyorlar. akşamları yüksek minarelerden duyulan ezan sesleri onları camiye çağırıyor. o an tatarların bütün hayat biçiminin benim tanıdığım ve bana acı çektiren hayata hiç benzemediğinden emindim”.