şükela:  tümü | bugün
  • genellikle koy meydaninda bulunan, koydeki erkeklerin karga bokunu yemeden geldikleri, tavla,okey,pisbirik gibi oyunlar oynayip, cay ve sigara icip, önemli önemsiz bir cok konu tartisirken etrafta dolasan insanlara baktiklari, cok önemli bir olay oldugunda birinin kosarak girip konusmaya calistigi bir tür sosyallesme mekani.
  • yaslilar icin (bkz: domino)
    gencler icin (bkz: okey)
  • çayın en ucuza içilebileceği yerdir. en son bir köy kahvesinde kalabalık bir ekip oturmuş ve 4 milyon hesap ödemiştik 40 çaya.
  • sunni kürt köylerinin birçoğunda bulunmayan köylülerin köy sınırları içindeki yegane sosyalleşme alanlarıdır..alevi kürtler için aynı şeyi söylemek güçtür..en bağnaz inanç çerçevesinde köylerde açılan kahvehaneleri kapattıran imamlar cemaatin cami kubbesi altında sosyalleşmesini salık vererek bu galibiyetleri ile köylüler üstündeki etkilerine vitri vacib kılarak yanıt verirler.. sunni kürt köylerinde köy kahvesi yerine oluşan alternatifler de ilginçtir..çoğu zaman köy bakkalının önü veya içi köylülerin bir araya gelip iki lafın belini kırdıkları mekan olup çıkarlar.. emmi duruşu eşliğinde sarılan tütünler yine aynı vaziyette içilirken köyün ileri gelenleri bakkldan gelen kürsü ile dizlerine derman bulurlar..muhtemelen birçok sunni kürt ancak kasabaya veya beldeye indiklerinde kahvenin ne olduğunu bilmişlerdir..hayata dair iç burkan detaylardan biridir bu durum benim için..yazılıp baylaşılmadığı zaman daha bir ağır olup gece uykularını haram eder kimi vakit..
  • sabah vakti yol üstünde görldüğünde sıcak taze çayı ile kahvaltı yapılması gereken eşsiz mekanlardır. hele adana ceyhan'a bağlı köylerinde serin bahar günlerinde asma altında peynir zeytin atıştırıp sıcak pideyi ısırdığınızda işte dersiniz, şehir keşmekeşinden uzak bir yerlere yetişmeden yapılacak kahvaltı buymuş.

    bu köy kahvenelerinin genelde kendine has şivesiyle konuşmayı ve soru sormayı çok seven işletmecileri vardır. gelir, kahvaltınıza ortak olurlar. eskiden uzaydan gelmişsin muamelesi yaparlardı, ancak onlarda artık yarı kentli olmuşlar. ekonominin gidişatından bahis açar, size piyasaları sorar. şaşar kalırsınız. burada mı, ya?
  • ankara balgat'da arkadaşlarınızla nargile içip oyun oynayabileceğiniz sıcacık bir mekan.

    reklamlar bitti.
  • kokusunun bileşenleri: kara tütünden sarma sigara, soba isi, rutubet, akşama kadar kara lastik ayakkabı için pişmiş ayaklar, küllü suyla ve ucuz köy bakkalı deterjanıyla (mintax) yıkanmış çamaşırlar, sobada çıtırdayan tezek, tütün tetiri, tamaron, en az otuz yıllık ahşap pencere doğramaları, soba borusundaki tele asılmış nemli el havluları, alın çizgilerine uzanmış bezgin bir çaresizlik ve sigara külü kadar yalnızlık.
  • bu kahvenin sakinlerinin ve müdavimlerinin ağzını burnunu kırmak isterim, yollardan çamurdan vs şikayet edince. velev ki şikayetsiz kahve mi olur!

    ipnenin evladı hafta yedi bunlar sekiz gün okey pişpirik filan kalkmaz, kalk da bi ahırı tamir et, yola taş döşe, bi estetiğin olsun, bi temizlik yap ayı!

    işi gücü okeye taş döşemek!
  • köyde ne kadar işsiz güçsüz, bir sike yaramayan, çok ve boş konuşan adam varsa buradan çıkmaz. ve nedense türkiye tarihi ile ilgili konularda yabancı kaynaklar tarafından sıklıkla referans gösterilirler. mesela eski new york times türkiye temsilcisi stephen kinzer türkiye üzerine yazdığı kitapta bunlardan birinde duyduklarını kaynak olarak göstermiştir. özetle, stephen van'da bir köye gitmiş, köylüler başta konuşmak istememişler ama sonra adının açıklanmasının istemeyen bir yaşlı ermeni soykırımını devlet istedi biz de yaptık ühü ühü diye itiraf etmiş. sonra garibim yusuf halaçoğlu aksini savunan 5 bin kaynak gösterse neye yarar.
  • çukur çeylen'in ıslıkla ilgili bir anonim fıkrası vardır. aklımda kaldığı kadarıyla babamdan duyduğum bu fıkrayı dökeyim:
    "adamın biri köy kahvesinde büyük bir özgüvenle bir bahis* ve iddia kızıştırmaya başlamış. yaklaşık şöyle gıdıklıyor: 'bahse girerim ki ben adamı üç (rakamla 3) ıslıkta kavaktan aşağı indiririm.' (bizde kavağa selvi derler, uzun diye o ağacı seçtim, ağacından emin değilim. kahve kenarı olduğuna göre sözkonusu ağaç çınar da olabilir. ama ege ve akdenizde çınara kavak demeyi yeğlerler. ortak payda kavak; ya kavak olan kavak ya çınarın adı olan kavak.) birisi torpili yiyor, 'hiç te bilem, beni indiremezsin, inecek olan ben değil miyim!' hemen gerekli iddia ortamı kuruluyor, inatçı kişi kavağın tepesinde*, kurt iddiacı aşağıda.

    bir ıslık çalıyor, yukarıdakinde çıt yok. sanki inmediği gibi şüpheli bir hareket de yapamaz. bir ıslık daha çalıyor, inatçı keçi yerini sağlamlaştırıyor. iddiacı birden taktik değiştiriyor, daha doğrusu kendini ortaya koymaya başlıyor. ayakta durmaktan sıkıldı, altına bir tahta sandalye çekiyor, köylülere çay ısmarlıyor. öteki adamı yukarıda unutmuş ve artık ilgisini çekmiyormuş gibi fişini çekiyor. zavallıcık* susadı yukarıda, acıktı yukarıda, boku çişi geldi yukarıda. hani işin içinde abartma varsa uykusu geldi, gene yukarıda. işte işin limiti alındı, boku çıktı. yaptırmaya çalışan iddiacı yaptırmamaya kırdı dümeni, o üçüncü ıslığı bir türlü çalmıyor. inatçı bahisçimiz ya aman dilemek ve iddiayı kaybetmek, ya bir pyrrhus zaferi için şansını denemek zorunda. işte böyle iddiacıysan boşa inatçı olma, inatçıysan iddiayla ne işin olur..."

    (bkz: kahve/@ibisile)
    (bkz: kır kahvesi)