şükela:  tümü | bugün
  • sadece yazılageldiği gibi söylenen, anlaşılan ve uygulanan eylemdir. yani aynı türkçedeki gibi; yazıldığı gibi okunur. ne dediğinin, anlattığının bir önemi yoktur. ikra şöyle anlaşılmıştır;
    "cenazelerde oku"
    "biri doğduğunda oku"
    "biri öldüğünde oku"
    "mezarlıklarda oku"
    "bir işi başaramayacağını düşündüğünde ya da başarmak istediğinde oku"
    "sıkıntıya düşütüğünde oku"

    ve ısrarla yanlış anlaşılmıştır.

    illa arapça okumanın gerektiğini söylerler, okumayı öğrenmek için kursa gitmen gerektiğini, advance'a gelince sınavına girmeni, içinde ne yazıyor hala bilmemen gerektiğini, sadece arapça okumanı söylerler, telaffuzun içinde ne yazdığından daha önemli olduğunu sokarlar kafana. boğazdan çıkaramadığın her "ğ" için azarlanırsın da belki. kraldan çok kralcı olmaktır bu.
    kuran okumak herhangi bir şekle tabi değildir. ne zaman istersen, nerede istersen, hangi dilde istersen (ister japonca oku, ister sanskritçe) oku.

    (bkz: #7970567)
  • (aşağıda yapılan tüm yorumlar, kur'an'ın anlaşılmadan okunmasını ve kur'anca bilmeyip kur'an okuyan bir kişiyi hedef almaktadır.)

    kuran kursunda arapça öğrenilmeye başlanır. öğrenilen arapça da sadece telaffuzdur, okuduğunu anlamaya yönelik bir şey değildir. zaten arapça da değildir, kuran dilidir. gitmedim, ayrıntıyı bilmiyorum ve duyduklarım-gördüklerim ışığında yazabiliyorum. (ha birkaç yıl camide 5 vakit namaz kılmışlığım yıllar öncesinde olsa da var. orayı da belirtmeden geçemeyeceğim.)

    "kuran okumak sevaptır" başlığını inceleyecek olursam birkaç açıdan tersini ispatlayabileceğimi sanıyorum.
    kuran kutsal bir kitaptır, evet. sırf bu kadar insanın bir şeye inanması bile onu kutsal yapar. işin o boyutunu geçtiğimizi farzettim. kuran okumak neden günah olsun?
    düşünün ki önünüzdeki kitap kutsal. tanrı tarafından yazdırılmış ve her kelimesine kadar o'nun eseri olduğu söyleniyor.
    bu kitabı hiç anlamadan okumak nedir? bence günahtır. daha önce türkçesinden okunup anlaşılmış olsa bir hadi bir yere kadar. ama orada da bir problem var.
    düşünün ki insan klonlamanın nasıl yapıldığı hakkında çok teknik bir kitap okuyorum. çok teknik olduğu için bir şey anlamıyorum. ya da çok derin bir felsefe kitabı okuyorum ve anlamıyorum ya da ibranice bir kitap okuyorum, yine anlamıyorum. kuran dilinde yazılmış bir kitabı okuyup anlamamamdan bir farkı yok sanırım. dolayısıyla, bir kere boşa vakit geçirmiş oluyorum, vakit öldürmüş oluyorum. bu benim düşünceme göre kötü bir şey (ya da günah) çünkü o kadar vakti ona harcayacağıma kendim için veya başkası için daha yararlı bir iş yapabilirdim.
    bir açıdan bakınca böyle.
    diğer bir açıdan, kuran kursları*na gidip orada okuduğumu farzedersem, az önceki düşünceye göre burada verilen para da israf olacağı için günah oluyor.
    harcanan zamandan geçtim. kuran "oku" der. öyle başlar. bir yerlerinde "oku ve anla" demiyorsa bir yanlışlık vardır. bence diyordur ya da kastediyordur. okumadan önce "x" olan bir insan anlamadığı için okuduktan sonra "x+1" bile olamaz. yani anlamadığın dinin insana hiçbir katkısı olamaz (placebo muhabbeti geldi aklıma ya neyse) eğer anlamadan okuduğun o kutsal kitap çevrendekilerin takdiri hariç sana bir katkı sağlamayacaksa o kitaba saygısızlık ediyorsun demektir. okuma daha iyidir. böyle düşünüldüğünde zaten senin o dili anlayacak kadar öğrenip o kitabı okumaman bile dinini öğrenmediğin için saygısızlıktır.

    kuran okumak sadece anlayarak okumayı gerektirmez, kuran okumak başlı başına bir sevaptır görüşünü her ne kadar kabul etmesem de... diyelim ki kuran okurken hissettiklerin önemli, anladıkların değil. o zaman ben çok kolay kandırılabilir bir insan olmuş oluyorum çünkü kuran diye rastgele yazılmış arapça bir roman koysalar da onu kuran sanıp, okuyup, bir şeyler yine hissedebilirim.

    dinen sadece kuran okumanın sevap olduğu yazıyorsa, anlamak konusunda bir şey yazılmıyorsa ya da kastedilmiyorsa, yanlış anlaşılmış olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    maddeler halinde sadete gelecek olursak ki daha uzun yazacağımı sanıyordum tıkandım;

    -okuduğunu anlamadan ısrarla okumak -bence- vakit kaybıdır ve böyle bir konuda vakit kaybı günahtır. allah türkçesini de anlar, allah'ın türkçe bilmemesi gibi bir şey söz konusu değildir.*
    -sırf orijinal dilinden okumak gerektiğine inanmak ve ısrarla bu görüşü savunmak, etrafa bu görüş konusunda baskı yapmak örümcek beyinliliktir. beyninde hz. muhammedi taşımadığın sürece de beyni örümceklerle kaplamak günahtır.
    -bir kitabı yazıldığı dilden okumak daha iyidir. çünkü her çeviride illa ki hata vardır. yani kuranı kurancadan ve anlayarak okumak, bu konuda olabilecek en büyük sevaptır.

    *orayı yazarken yaşar nuri'nin yaşadığı(nı duyduğum) bir olay geldi aklıma. son olarak onu da aktarmak istedim.
    adamın biri yaşar nuri'ye bir gün bir istekte bulunur. der ki "hocam, bana namazdan sonra okuyabileceğim bir dua öğret".
    yaşar nuri de der ki; "sen içinden geldiği gibi dua et, allah onu duyacaktır" (burda allah'ın türkçe de bildiği mesajını alıyoruz. aksi düşünülemez sanırım. evet, allah türkçe bilir)
    adam "yok" der, illa da bana bir dua öğret. hoca da peki der ve bir dua öğretir. aradan 1-2 hafta geçer, adamla yine bir şekilde karşı karşıya gelirler.
    "hocam allah razı olsun, öğrettiğin duayı her namazdan sonra okudum ve işlerim rast gitti, daha mutlu oldum vidi vidi bik bik" der adam.
    hoca da "peki hiç mi merak etmiyosun sana öğrettiğim duanın anlamını?" diye sorar.
    adam merak etmediğini söylese de hoca anlamını söyler :
    "allahım, beni bir ayı yap" (ya da buna benzer bir şey)

    haydi şimdi düşünelim.

    not: söylemeye çalıştığım şeyler "insanlar kuran okumamalı"dan çok "insanlar kuran'ı anlayarak okumalı" maksadıyla söylendi.
  • “biz onları anlayasanız diye indirdik” (12/ yusuf,2)
    “güçlük çekesin diye indirmedik” (20/tâhâ,2)
    “öğüt alasınız diye kolaylaştırdık (54 /kamer,17, 22, 32, 40)
    ayetleri uyarınca okunması gereklidir kuranı kerimin. fakat şu da vardır ki ülkemizde birçok insan özellikle yaşlılar kuranı yıllarca arapça okuyup ne dediğinin farkında bile değildirler. sebeplerinden en önemlisi insanlara kuran okumak öğretilirken kuranı anlamak, anlamaya çalışmak öğretilmemiştir. her zamanki gibi egitim sistemidir problem. şu anda birçok imam arapçayı neredeyse hiç bilmemektedirler. ama hafızdırlar!! hatta bazı kişiler kuran mealinin okunmasının islama zarar verdiğini dahi savunabilmişlerdir!!
  • sıradan bir kitap gibi değilde, allah kelamı olduğunun farkındalığıyla okunduğunda mucize kitap olma özelliğini göstererek insanı derinden etkileyebileyen ve huzur veren eylemdir.
  • okumak eylemi okunan şeyi anlamayı gerektirdiği gibi, temelde ondan başka amaç içermiyormuş gibi görünür. doğrudur bu. manasını artık içselleştirmişse, nasıl yapmış olursa olsun cümlesine, kelimesine varıncaya değin anlaması gerektiğini düşündüğü şeyi anlamışsa, türkçe okumasına gerek yok haliyle. temel amaç anlamak, ulusal & arı dil gösterisi yapmak değil. ancak okumadan kasıt, öğrenilen arapça harfleri anlamından yoksun bir şekilde biteviye okumak ise, burada eylem, dili ilk öğrenirken kullanılan harfleri öğrenme amaçlı aktivitelerden biri olmaktan geçemez. hayatı boyunca harfleri tekrarlayan insanları düşününüz, ben tanıdım böylesini. okumak böyleleri için, "nasılsa kuran değil mi, allah'ın kelamı olduğu için manalı şeyler barındırıyordur içinde" teslimiyeti anlamını taşır. okumak böyleleri için salt kabullenişin ikrarı gibidir. oysa okumak, belli bir düzene göre gözleri harfler üzerinde gezdirmekten öte bir şeydir; okurken anlamayı, anlarken okumayı arzular okuyucu. aksi halde, yukarıdaki resmin gösterdiği üzere, kuran okuyucusunun durumu "nasılsa kutsal sözler"i tekrarlıyor görünmekten öteye geçemeyecektir.

    bunun yanında kuran okumak'la ilgili şöyle bir tespitim daha var. kuran okumak bizim kültürümüzün temel unsurlarından biri; aslına bakılırsa kuran okumanın kendisi de değil, bizzat kuran okuma eyleminin kültür mirasında içerdiği anlamın kendisi temel unsurlardan biri. nasıl ki çalışan batılı kafalar gece gündüz eski ve yeni ahit okumadan, içeriğinden kimi parçaları kendi kültür hayatına yedirir de, isa'yla, süleyman'la, yahya'yla, paulus'la ilgili meselleri hem sosyal hayatına hem de edebî, sanatsal, ilmî, siyasî söylemlerine yedirirse; kısacası bir şekilde kendi var oluşunu "ben bu kültür içinden çıktım, buna göre varım ve bir neticeyim" şeklinde dile getirirken geleneğin dinî mirasını ürettiği ürünlere yedirirse, biz de bu topraklarda kuran okumadan da sanki sürekli etrafımızda okunuyormuş gibi hissetmek durumunda kalabiliyoruz.

    kuran'a ilişkin dinî referanslar kültür alemimizin bir yönünü belirler, dahası bu yönün kesin sınırlarının çizilmesi de mümkün değilmiş gibi duruyor. bir sosyolog çıksın da, fatiha suresinin ya da "üç kulhu bir elham"ın bu toplumun zihninde ne gibi bir anlam ifade ettiğini çözmeye çalışsın. işe besmeleyle başlamanın erdemine ilişkin, sokaktaki insanların neredeyse hiçbirinin bir fikri yoktur; ama bu yaşamın bir parçası olmuştur. kendisi besmele çekmiyorsa, yanındaki çekiyordur. o da çekmiyorsa, onun babası vardır. o yoksa, anneannesi, dedesi vardır. olmadı komşu, esnaf, patron vardır. evlıyalara ya da sahabelere ilişkin anlatılanlar, kuran söyleminin içerdiği ibretlik vakalar toplumu oluşturan bireylerin genlerinde dolaşır. dahası muhafazakâr idarenin iradesi ve mahalle baskısı gibi unsurları da düşünürseniz, ezan okunurken müziğin sesini kısma zorunluluğunun kendisi bile, din söz konusu olduğunda bireylerin birer sınırlarının olduğunu gösterir. "evet bunun böyle olması gerekiyor, nedenini sorma; böyle gelmiş böyle gider" denilip işin içinden sıyrılırlar; batıda isa'yla, haç'la ve çarmıhla ilgili kafalardaki mengene bizde de karşılığını büyük ölçüde kuran söyleminden buluyor. aslında bu mengenenin sokaktaki adam için kuran'dan besleniyor oluşunun da bir anlamı yoktur, o sadece öyle kabul edilmiştir; o öyle kabul edilirken bazen kuran'la çelişse bile o öyle bırakılmalıdır; çünkü o yani bireyleri yontan dinî mesel geleneğin bir mirasıdır. bu yüzden geleneğin mirasını, kimi kuran söylemlerle çeliştiğini göstererek incitmemek adına kuran okuma eyleminin yüceliği bile göz ardı edilebilir. önemli olan kuran'ın okunması değil, duvardaki dantelli mahfazası içindeki görüntüsüdür. boynunda haç taşıyan her zihin gece gündüz yeni ahit okuyor değildir, onun imaj olarak ağırlığı bile yaşama standardının belirlenmesi açısından önemlidir. sola scripta'nın (salt kutsal metinler) özünde yatan telâş da buna yöneliktir; okunacak metinden ziyade, metinden çıkarıldığı düşünülen adetin kutsallaştırılması! kişi bir tavır içindeyse, onu öyle kabul etmiş demektir; onu o şekilde gelenekten almıştır. sözün özü, şuraya gelmek istiyorum: gelenek bütün yüceliklerin üstünde olup, en yüce tasarımların bile yontucusudur. kuran okumanın erdemi de, geleneğin süzgecinden geçtiği ölçüde insanı sarar.

    uzmanca kuran okumanın ne kadar keyifli olabileceğini yakından bilen biriyim. uzman olduğum için değil de, zorunlu olarak içinden bazı bilgileri -bilinçli bir şekilde- almak zorunda olduğum için bu böyle. eski ahit ve yeni ahit'i vulgar dilinden yani sonraki çevirileri olan latincesinden başından sonuna okumak durumunda kalıyorum sürekli. i.s. 1-5. yy. aralarını ve roma'da hıristiyan geleneğin gelişimini başka türlü anlayabilmemin imkânı yok. ortaçağ'ın sınırlarına giriyorsanız, çantanızda her daim yine bu kitapları taşımak durumundasınız. yeniçağ'a geliyorsunuz metinlerin tamamına yakını kutsal kitaplardan alıntılarla dolu; erasmus ile martin luther uzlaşmazlığını düşününüz örneğin. "kutsal kitabı ulusla dilde mi okumalı, yoksa latincesiyle mi?" "kilise bölünerek mi yoksa birleştirilerek mi isa'nın zamanındaki hava yakalanabilir?" gibi anlaşmazlıkarı yeni ahit okumadan çözmek mümkün müdür? renaissance aydını, 17. yy. sonu aydınlanma'sında kutsal kitapları tartışmaya açarken de onları iyi bilmek zorunda olduğu için okumuştur. "okuma" başlı başına yüzyılların bir otak paydasıdır; okursun, genlerine işler ancak reddedersin.

    okumak, bir şeyi anlayabilmenin şartı olmakla birlikte onu kabullenmenin teminatı değildir. bizde sanki böyle anlaşılıyormuş gibi hissediyorum; kuran okumak sanki ona inanmakla eşmiş gibi düşünülüyor. zira hayata bu gözlükle bakıyor: "ben bir şeyi sadece onu kabul etmek ya da etmemek için yaparım" ya da "ben bir şeyi sadece onu kabul ettiğim ya da etmediğim için yaparım" düşüncesi hakim oluyor. temel kaide "öğrenmek ve ona göre tavır almak" değil de, "işin iç yüzünü öğrenmeden alınan tavrı (çoğu kere ideolojilerin dürtüklediği budur) destekleyecek verileri öğrenmek" oluyor. böyle olunca okunan kuran da olsa, feuerbach metni de olsa; ondan alınan şey sadece alınmak istenen oluyor. bu da zaten kuran'ı dantelli mahfaza içinde duvara asmakla aynıdır.
  • karikaturdeki cocuk icin cok zor olan hadise
    http://farm1.static.flickr.com/…8433_54f8c4d12e.jpg
  • firsat buldukca yapiyorum. abdestsiz.
  • arap harfleri ile yazılmış kelimelerin okunuşlarını, seslerini latin harfleri ile yazıp da eline bu latin harfleri ile yazılmış şeyi alıp okumaya çalışan insan dünyanın en komik insanıdır kanımca.

    şimdi benim babam ingilizce bilmiyor..
    ben babama götürüyorum şu cümleyi okumasını istiyorum; "`introduction to chemical engineering thermodynamics`"
    babam haliyle okuyamıyor bunu.

    sonra bir kağıda alıp şunu yazıyorum; "introdakşın tu kemıkıl encinıring termodaynemiks"

    "baba" diyorum, "bunu aynen türkçe okur gibi oku".. babam okuyor

    şimdi benim babam ingilizce konuştu, di mi? evet evet ingilizce konuştu babam!!

    komik.. komik ama milyarlarca insan bu komik düzen, şu gördüğünüz mantık üzerinden hayat sürdürüyor, dünya bu komedi üzerinden dönüyor..

    sanırım ben bir yerde yanlışlık yapıyorum galiba!! anlamıyorum sizleri abi!!
  • ekşi sözlük'ün bundan beş altı yıl öncesine göre kalitesinin ve seviyesinin çok fazla düştüğü malum. bir çok konuda söylemek ya da karalamak istediğim şeyler oluyordu ve sözlük bunun için çok güzel bir mecraydı. fakat artık buna cesaret edemiyorum. yani hangi başlığa girip baksam, bir söz edeyim, birkaç satır yazayım desem başlık altındaki entryleri okudukça ya yüzüm buruşuyor ya midem bulanıyor ya da öfkeleniyorum ve vazgeçiyorum.

    hani şakadan espriden anlamayan adam değilim ama salt ucuz küfürler değil de biraz da zeka olsaydı, en azından on entry dayanabilirdim okumaya. sözlük ilk açıldığından beri ateist, teist ya da islam'a inanmayan yazarlar vardı ve sayıları belki "müslümanım" diyenlerden de çoktu. onlar da kıyasıya eleştiriler yaparlardı ama çok ender rastlardık saygısızca ve edepsizce küfredip * alay edene.

    neyse, daha fazla uzatmaya gerek yok, nedense kendimi hiç kimsenin olmadığı karanlık bir odadaymışım gibi hissediyorum. ama yine de insanın bazen bir ses duymaya ihtiyacı oluyor.

    başlıktaki konuya dair düşüncemi ve bilgimi aktarayım ben.

    "kur’anı kendi görüşümle tefsire kalkarsam, beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler." hz. ebu bekir

    "kuran'ı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir." (nesai) hz. muhammet
    "kuran'a ehliyeti olmadan mana veren, cehennemde azap görecektir." (tirmizi) hz. muhammet
    "kuran'ı kendi görüşüne göre tefsir eden kâfir olur." (m. rabbani) hz. muhammet

    "...ey peygamberim! sana da kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın..." nahl 44 - kuran

    bana gayet açık ve net geliyor bu sözler. allah, kitabını elbetteki insanlar okuyup anlasın diye indirdi. ama kuran'ın tamamını, yani tastamam hakikati anlamak için, müsaadenizle biraz emek harcansın yani. allah herşeyi sebeplere dayandırarak yaratıyorsa, kurandaki bilgiye ulaşmayı da sebeplere bağlayacaktır. hz. muhammet de ilk sebep, ilk kaynak oluyor işte. nahl suresindeki 44. ayet, daha buna benzer başka ayetler de var, apaçık bildiriyor ki kuran'ın, peygamberi tarafından açıklanması gerekiyor.

    hep verirler bu örneği, matematik ya da fizik öğrenmek için bile yıllarını veriyor insan, o bilimin bir eğitimini alıyor da ancak anlıyor öklit geometrisinden ya da ne bileyim kuantumdan. eh, bu da allah'ın kitabı, müsaadenizle yatağa uzanıp oblomov okur gibi okuyarak çözmüş olamayalım yani. ha okursun, teknik olarak mümkün. şu kadar sayfa kaldı filan derken bitiverir. sonra dönüp bi bakarsın mesela fetih suresinin, "allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir" mealindeki 10. ayetine ya da bakara suresinin, "doğu da, batı da allah’ındır, nereye dönerseniz allah’ın yüzü oradadır." mealindeki 115. ayetine. hmm, allah'ın bir eli varmış dersin, bir de yüzü...

    hiçkimse kuran okunup anlaşılmaz demiyor, diyemez de. ama gerçekten bu kitabı ve dini merak ediyorsan ve öğrenmek istiyorsan, önce arapça öğrenerek başlayacaksın. daha sonra da artık hangi sırayla olacaksa hadis, tefsir, fıkıh vs. bütün o ilimleri öğreneceksin. ha, sen zaten inanmıyorsan ve inanmak da istemiyorsan, ya hiç okumayacaksın, dalgana bakacaksın, ya da okuyorsan ve kafana yatmıyorsa insan gibi düşünceni yazacaksın. yok benim derdim sadece geyik yapmak, insanların çok sevdiği ve değer verdiği kitaplara ve kişilere küfredip hakaret etmek diyorsan buyur, ekşi sözlük artık buna çok uygun bir mecradır. ama seninki de nasıl bir acziyetse artık, dünyadaki en zayıf ve en mülayim müslümanın bile karşısına geçip yüzüne bakarak bu üslupla konuşamazsın. bu halinle bir kadının karşısında dili tutulan ama internette kazanova kesilen bir varoş abazasından ne farkın var, bilmem artık.
  • bu eylem için önce arapça daha sonra da hadis, tefsir, fıkıh vs. öğrenmek gerekiyormuş.

    allah diyor ki, "size bu dine uymanızı emrediyorum. bu peygamberiniz. bu da kurallarına uyacağınız kitabınız. " biz de iyi, peki diyoruz. peygamberimizin sözlerini dinliyoruz ve bize yazılı olarak verilen kitabımızdan kuralları okuyoruz.

    ama olmadı işte. öküz müsün sen? öyle bilip bilmeden okunur mu? arapça öğrendin mi bakalım önce? hadis olsun, tefsir olsun, fıkıh mıkıh olsun bunları biliyor musun? yok. ee o zaman ne diye okuyorsun? anlayamazsın ki o zaman. sen okuma zaten anlayamayacaksın. sen, sana ne yapman gerektiği söyleniyorsa onu yap yeter.