şükela:  tümü | bugün
  • türkçe'ye imparator'un yürüyüşü olarak çevrilebilecek, penguenler hakkındaki belgesel sinema filmi.

    (bkz: imparator penguen)
  • luc jacquet'nin yönetmeni olduğu, 2005 yapımı fransız filmidir. oyuncu kadrosu penguenlerden oluşmaktadır.

    (bkz: hepiniz ördeksiniz)
  • serbest çağrışamaz mı?
    (bkz: imperial march)
  • duygusal, komik, cekim kalitesi ve detay calismalariyla takdire §ayan film. ne guzel de anlatmis hayatta kalma ve tur devam ettirme savasini. ayakta alkisladim ben.
  • her bir sahnesinde 'e peki bunu nasil cekmisler yahu?' diye dusunduren, ama seslendirenler agizlarini actiklari anda biraz pic olan bir film olmus. sus kardesim, seyrediyoruz ne guzel... muzikler de yer yer eurovision tadinda, ama penguen yavrularini gormek icin gitmege deger!
  • imparator penguenlerin, soyunun devami için binlerce/milyonlarca yildir, antartika kiyilarinda, dondurucu havaya ragmen ne kadar inanilmaz bir mücadele verdiklerini anlatan 1 nisan 2005 itabari ile türkiye sinemalarinda da gösterime giren belgesel dram.
  • türkçeye imparatorun yolculuğu diye çevrilen film.
  • uzun karavanlar yolculuğu ile başlıyor hikaye. girer girmez hemen bir lokal aşk anlatısı. eş arayışı ve dişi-erkek populasyonu dengesizliğinin aynı anda çözülmesi gerekliliği sebebi ile çetin bir rekabet ortamı. öyle böyle değil.. göbek göbeğe, kulaç kulaca birbirlerine dalılasıca bir yarış süreci. izleyene komik gelir hep zaten, halbuki ne de zor olmalı yaşaması. bu da aşılınca sırada en güzel aşk sahnesi. microcosmos dan sonra strings deki sahneyle etkilenmemle kalır, konuyu kaparım böylede gözlerimi yumarım sanmıştım ki yanılmışım. işte en naif aşk sahnesi.
    sonrası ayrılık, açlık, yaşam mücadelesi, ortalama insanın dünyevi sorunsalları. fakat aramızda bir fark tespit ettim; penguenler sadıklar, düzene uyumlular ve göbeklerinin üstünde kayabiliyorlar. uzun gagaya rağmen öpüşebilmeleri ise cabası.

    ve emilie simon u bakınız vermek isiyorum.
  • bir belgeselin insani bunaltan tüm ozelliklerinden arinmiş bir eser. yonetmen luc jacquet penguenleri kisilestirerek belgeseli, bilmsel anlatim dilinden kurtarmis, sanki penguenler bu filmin secilmis oyunculari ve rollerine tam uymuslar. daha once izledigimiz kuşlar -kanatli uygarlik ya da microcosmos kadar gorsel solen icermesede, o ucsuz bucaksiz beyazligin içinde penguenlerin hayati da yeterince etkileyici. dogustan şirin o yaratiklarin yasamlarini, anne, baba ve yavru penguen olmayi cok sade ve yormadan anlasilacak bir dille anlatmış. ayrica filmdeki müzik kullanimida izlemeyi daha da kolay hal getirmiş. zaten cok sevimli olan penguenlerin kar ve buz ustundeki o paytak yuruyusleri o kadar eğlenceli ki hayatımda ilk kez bir belgesel izlerken guldum. çok başarili bir belgesel siddetle izlenilmesini tavsiye ederim.
    olumsuz elestiri yapilabilecek tek nokta, bilimsel bilgiler filmin icine o kadar yedirilmistiki hic bunaltmiyordu ama insan bazi ayrintilarinda olmasini istiyor. mesela ben yavru penguenlerin o uzun gri tüylerinin nasil dokulup anne ve babalarina benzediklerini duymak isterdim. sadece artik denize girebilecek kadar buyuduklerinde vucutlarindaki tuyun buyuk kisminin dokulmus olduğunu gorduk ve icimizden heralde belli bir zaman geçince dokuluyo ve suya girince tamamen cikiyor diye fikir yuruttuk.
  • ilk karesinden itibaren doğa bir rüya gibi, çetin bir rüya ama etkileyici. müzikleri süper, penguenler figürlerini adeta o müziğe göre yapıyor hissine kapılıyor insan. bazı sahneler fazlasıyla yürek burkuyor yalnız.