şükela:  tümü | bugün
  • bu videoda ne bir kahpe ne de bir orospu çocuğu vardır. doğanın dengesinin işleyişi vardır sadece. belgeselciler çok şanslıymış ki nadir rastlanacak bir olaya denk gelmişler.
  • leopar yavruyu kokladı, biraz yaladı kapattım, devamını izleyemedim. benim için video orada bitti. yavruya kıyamadı, anasına teslim etti. mutlu sonlu bitti gitti:(
  • yeni doğan bir geyiğin bile leopara av olabildiği bir gerçeklik var etrafımızda. adalet yok, haksızlığa uğramak yok, ayıp yok, yasak yok, elimizden tutan bir dayımız olmadı ki yok. birçok balık türünde anne balık, yavrularını doğdukları an yemeye başlar. kaçan kurtulur. kaçamayanı annesi yer. ve o anne de daha az anne değildir. insan aklıyla bakınca her yerde çelişkiler buluruz. doğada çelişkiler yoktur. insan çelişiktir.

    şule çet için adalet istiyoruz mesela. şule çet için adalet mümkün değildir. adalet, kalanlar için mümkündür. adalet böyle bir şeydir. geride kalanların gazını almak için üretilmiştir. türkiye'de adaletsizlikler var dediğimizde aslında söylemeye çalıştığımız, gazımızın yeterince alınmamasıdır. siyasilere öfkeliyiz, katillere öfkeliyiz, tecavüzcülere öfkeliyiz, torpille bir yerlere girenlere öfkeliyiz, instagramda memesini açan kadının bizden daha çok para kazanmasına öfkeliyiz, bazılarının daha büyük evde doğmasına öfkeliyiz, hastalıklara öfkeliyiz, ölüme öfkeliyiz, geçmişimize öfkeliyiz, tercihlerimize öfkeliyiz, etrafımızdakilere öfkeliyiz ve mecburen kendimize öfkeliyiz.

    öfke aptallıktır. doğayı yeterince anlayan hiçbir canlı öfkelenmez. doğada adalet yoktur. doğada adaletsizlik de yoktur. tazminat da yoktur. ödül de. ceza da. suç da. bazısı karamsarlığa kapılır böyle olduğunu fark ettikçe. halbuki böyle olması güzeldir. size kendiniz olma şansını vermiştir doğa.

    insanlar kendilerine, ruh hallerine, varlıklarına, sorunlarına bu dille bakıyorlar. kurumsal dünyanın icatlarıyla etrafı anlamaya çalışıyorlar. adalet istiyorlar. geride kalana öfkeliler. geleceğe dair kaygılılar. yan taraftaki bambaşka bir hayata bakıp özeniyorlar. yeni doğan bir geyiğin dakikalar içinde yenip bitirildiği bir dünyada, sadece var olabilmenin bile ne kadar güzel olduğunun farkında değiller.

    hayvanlarda üstte bahsettiğim şey yoktur mesela. kurumsal istekleri yoktur hayvanların. uzaktan yemek gördüğünü sanan bir karga, bulduğu şeyin çöp olduğunu fark edince talihine küfretmez. böyle bir ihtimal yoktur onun için. yuvası rüzgarda yere düşen bir serçe bunu milisaniyeler içerisinde kabullenir. bundan sadece ders alır. ağlanmaz. sızlanmaz. yakınmaz. şikayet etmez. birilerini araya sokmaya çalışmaz. psikolojik destek almaz. dilekçe yazmaz. açlık grevi yapmaz. daha sağlam yuva yapar bunun yerine. o yuva düşerse de bozmaz karakterini ve aynen devam eder işinde gücünde olmaya.

    tırnağı kırılan sapiens ise ne kadar şanssız olduğundan girer, oturduğu evden memnuniyetsizliğine değinir, geleceğe dair tüm ümitlerinin bitmesinden çıkar. sürekli şikayet eder. şikayet köleler içindir. özgür zihinler olanı kabullenirler. olanlarla savaşmaya gerek yoktur. dahası imkan da yoktur. olabilecek şeyler olurlar.

    zenginleşmeye çalışırken köleleşiriz en çok. bizi en çok zenginlik arayışımız köleleştirir. refah, huzur, mutluluk gibi uydurma kelimeler vardır ve o soyut kavramların altını bir kez oyduğunuzda artık hiçbir tikel onları dolduramaz. arabaların, beyaz eşyaların, naylon kıyafetlerin, cam kaplı binaların kölesi oluruz. bunları kovalamak öğretilmiştir ve estetikten (doğadan) zerre nasip almamış homo sapiens anatolicalar bir rezidansın düdük mimarisini güzel sanmaya başlayıp ona çekilirler. 2000'lerin başında dvd seti olur, 2010'larda dev ekran televizyon, 2020'lerde başka bir şey. ve bunu kovalayanlar vardır. evine bundan alır. sonra kendine kocaman bir saat alır. altına oğdi çeker merso çeker. çocuğunu özel vadi ışığı kolejine yollar ve kendi kendine sorar neden hala zengin olamadım diye. zenginliği nesnelerde aramıştır. tüccarlar bir şekilde aklına girmiştir reklamlarla. reklamlara bu kadar maruz kalması da ilginç değildir çünkü gün boyu ekran başındadır. gittikçe aptallaşır. emzirme kursuna gidecek kadar aptallaşır. kurabiye kursuna gidecek kadar aptallaşır. çocuğu da öyle aptal olur. parlak ticari ürünler ardından ömürler geçer.

    avm'de çalışan gencolara bakıyorum. vizyonları genel olarak şu şekilde: futbol izle, 2-3 bin liralık saat tak, 6-8 bin liralık telefonun olsun, kafelerde takıl, her ay 400-500 liralık kahve iç, instagram hesabını bin kişiye çıkarmaya çalış, sezonluk kıyafet alışverişini aksatma, iki haftada bir berbere git, dolmuş, akbil, sodexo, patates kızartması, survivor, cnn türk, twitter...

    genç mühendislere, doktorlara, akademisyenlere bakıyorum. avm çalışanı gencoya ek olarak araba çekmişler altlarına. onun da vizyonu aynı. ama evren ona 3 bin yerine 7 bin verdi.

    işinin ehli doktorlara, başhekimlere, başarılı avukatlara, bir yerden tutturmuş mühendislere, profesörlerimize, devlet büyüklerimize bakıyorum. onlar da avm gencosundan farklı olarak altlarına oğdi veya merso çekmişler. vizyon aynı. hayata bakma şekli aynı. zenginlik anlayışı aynı. ayrıntıda farklılar. birine evren ayda üç bin vermiş, diğerine yirmi bin.

    ülkedeki neredeyse herkes reklamlara inanacak kadar salak olduğu için de ömürler ticari ürün peşinde geçiyor. kimse kendini bulamıyor. öyle bir şeyin olduğundan bile haberi yok. kendisini fenerli, feminist, komünist veya beşikli, dindar, akepeli veya trabzonsporlu, türkçü, milliyetçi diye tanımlıyor. milletin ucuna hortumu bağladığı lafları gerçek sanmış. bunların ekonomisini göremiyor. o kadar çalışmıyor kafası.

    kendinizi bulun arkadaşlar. çıkarın bu isimlerin hepsini. geriye ne kalıyor. ticari bir ürün olmayan ne var hayatınızda? zenginlik sandıklarınızın kaç tanesi yüz yıl önce vardı? uyanın.

    homo sapiens anatolica'nın bir diğer eğlencesi de taklit. alman, ingiliz, fransız gibi yaşamak istiyor. onun gibi refah içinde olmak istiyor. ama onun gibi ciddi olmak istemiyor. onun gibi çalışkan olmak istemiyor. hiçbir müspet iş yapmadan, 90 tane nobel almış alman gibi olmak istiyor. ve şaşırıyor bizim paramız neden değersiz diye. fark etmiyor ki zenginlik saydığı her şey, aslında başkasının ürettikleri. tüm kaynaklarını, tüm zamanını, tüm enerjisini, tüm parasını veriyor o başkasının ürettiklerine erişebilmek için. ve fark etmiyor ki eriştikçe küçülüyor. eriştikçe kaybediyor.

    bir şeyler elde ettikçe küçüldüğünüzü söyleyecek kimse yok çünkü reklamlar dışında hiçbir şeyi dinlemiyorsunuz. reklamlar da size bunu neden söylesin? size bir şey satmaya çalışmayan bir içerikle haşır neşir olmuşluğunuz bile yok. araba peşinde koşarak kaybettiğiniz şey zamandır ve doğadaki tek gerçek değerdir sahip olabileceğiniz. incik boncuğa tüm arazisini veren kızılderili kabile reisleri kadar aptal olmayın. incik boncuk her nesilde değişir. her nesilde dönüşür. birkaç on yıl sonra üzülerek izleyeceksiniz sizin çocuklarınız da sizin gibi aptal olup da tüm zamanını tüm enerjisini evine 105 ekran hologram almak veya uçan araba taksidine girmekle harcadığında.

    zenginliğinizi arabada, hologramlı televizyonda, kıvrılan telefonda falan ararsanız ne yazık ki hiçbir zaman zengin olamazsınız çünkü sürekli yenisi çıkar. yenisi çıkmayan şeylerde arayın cevapları. yenisi çıkmayan şeylerle harcayın zamanınızı. biraz vizyon sahibi olun. kendinize saygınız olsun.
  • belgeselci neden suçlu ki? gereksiz gereksiz duyar kasmalarınız artık bıkkınlık getirdi.
  • (bkz: spawn kill)
  • leopar sosyal deney sandı herhalde baktı gelen yok ham yaptı.
  • millet leopar a kızmış ama ceylanın yaşamayı leopardan daha fazla hakkettigini nereden çıkardınız.
  • insanda süt kuzusu yiyor hem de bir ton alternatif yiyecek varken en azından leopar doğasına uygun bir iş yapmış.
  • leoparın iç sesi:

    "ulan beleş yemek bulduk ama bu ibneler her saniyeyi kaydediyorlar. benim üzerimden duyar kasacaklar, yemesem mi lan acaba? offf sıcacık ha löp et resmen pamuk gibi... hala çekiyor mu lan bunlar? snıfff snıfff ne güzel de kokuyor. yok hacı ben bunu hüpleticem sikerim kamerayı"
  • leoparın tereddütü görülmeye değer. " daha büyüğü yok muydu bunun " der gibi bakıyor... belki de yavru olduğu için acıdı... bilemeyiz...

    annenin yavruyu öylece bırakıp gitmesi daha ilginç tabi. " yenisini doğururum seneye " diye düşündü herhalde.