şükela:  tümü | bugün
  • macbethle ilgili başka bir ayrıntı da, jrr tolkien'in bu oyunu hiç sevmemesi ve lord of the rings'de yeniden uyarlamasıdır. tolkien, "ent" leri kitabına macbeth yüzünden eklemiştir, macbeth'i başarısız ve nefretlik bir "fantasy" denemesi olarak gören tolkien, macbeth' deki "great birnam wood to high dunsdaine hill" satırını kitabında ağaçların gerçekten de savaşa gittiği bir bölüm olarak yeniden yazmıştır, macbeth, lord of the rings'de baş nazgül'dür, (witch king of morgul), macbeth gibi bu karakter de güç için ruhunu satmıştır, bu yorumlamayı iyice belirginleştirmek isteyen tolkien, nazgul'e de tıpkı macbeth gibi bir ölüm kehaneti vermiştir. macbeth, "bir kadından doğmuş hiçbir erkek tarafından" öldürülemez, nazgül ise " bir erkek tarafından öldürülemez". tabi ki kadınların sadece ev hanımlığı yaptığı middle-earth'de bu "hiçkimse tarafından öldürülemez" demektir.
    macbeth, sezeryanla doğmuş bir adam tarafından öldürülür. nazgül ise erkek kılığına girmiş bir kadın tarafından. yani eowyn. :)
  • macbeth, iskoçya kralı olan duncan’ın sadık bir komutanıdır. norveç ordularına karşı kazandığı kanlı bir zaferden yakın dostu banquo ile dönerken üç cadıyla karşılaşır. bu üç cadı, macbeth’in ilk olarak cawdor beyi, ardından da kral olacağını, lakin krallık mertebesinin elinden banquo’nun oğlu tarafından alıncağını söylerler. macbeth, ilk başta bu kehanete kulak asmasa da, isyan çıkarmaya çalıştığı için ölümle cezalandırılan cowdor beyi’nin yerine atandığını öğrenince cadıların söylediğinde gerçeklik payının olduğunu düşünmeye başlar.

    macbeth’i büyük bir mutluluk ve sıcaklıkla karşılayan kral, en büyük oğlu malcolm’u cumberland prensi, ve dolayısıyla gelecekteki kral olarak seçtiğini duyurunca işler karışır. bu noktada, cadıların söyledikleri, macbeth’in geleceğini haber veren basit kehanetler olmaktan çıkarlar, macbethin beyninde beslenip palazlanan, ve kendi geleceklerini yaratan canlılara dönüşürler. zira macbeth’in haberi olmasaydı varolmayacak olan bir gelecek, bir başrol oyuncusu gibi tüm gidişatı değiştirecektir.

    kral duncan’ın bir tesadüf eseri macbeth’in kalesinde kalmasının gerekmesi oyunu kilit noktasına getirir. lady macbeth’in büyük tesiriyle, ilk önce kralı, sonrasında da nöbetçilerini öldüren macbeth, kendini bir çıkmazda bulur. kiralık katilleri banquo’yı öldürmeyi başarsalar da, banquo’nun oğlunu ellerinden kaçırırlar.

    içinde çırpındığı karanlığın sığ bir su birikintisi değil, bir bataklık olduğunu henüz farkedememiş olan macbeth, akıl sağlığını tamamen yitirdiğini soylulara verdiği bir yemekte belli eder. cadıların araladığı, karısı lady macbeth’in ise sonuna kadar açtığı bir kapıdan aşağı, kendi kaderi boyunca biçare yuvarlanmaktadır.
    macbeth, kendi deliliğini bastırmak için tekrar cadılara gider.. bir ingiliz soylusu olan macduff, ve prens malcolm‘un topladığı ordular tarafından birnam ormanı yürümedikçe yenilemeyeceğini duyunca uzun süre önce kaybettiği kendine güveni tekrar yerine gelir. üstüne bir de insandan doğmuş kimse tarafından öldürülemeyeceğini söylenince, çılgınlığı bambaşka bir boyut kazanır. aslen sadece kaderin bir ilüzyonu olan yenilmezliğine güvenip, metamorfozunun son aşamasında delice vahşileşir. yaverlik ettiği kötülüğün etkisiyle farketmediği şey ise en başından beri kendi sonunu getirdiği, ve oyununun son perdesine yaklaşıldığıdır.

    sonuna kadar güvendiği yenilmezliği ve arkasında sığındığı kehanetler, ilk önce ağaçlarla kamufle olmuş düşman ordularının birnam ormanını yürüyormuş gibi göstermesiyle yaralanır. sonrasında da macduff’ın aslında annesinin rahminden alınarak dünyaya getirildiğini öğrenmesiyle tüm savunmaları yerle bir olur, ve oyun kendi ölümüyle son bulur.

    shakespeare’in okuduğum trajedileri arasında belki de en karanlığı olan macbeth, sadece tek bir tema üzerine yazılmamış kuşkusuz. kadınların ihtiras hırsından, en güçlü erkeklerde dahi trajikomik boyutlara ulaşabilecek zayıflıklara kadar birçok konu üstünde duruyor. ilk bakışta “kaderci” olarak görünelebilecek bir anlayışa sahip olsa da, insanın kendi kaderini kendisinin yarattığı fikrini de usulden savunuyor. dinler tarafından vurgulanan “alınyazısı” anlayışını da tiye alıyor belki de shakespeare, ve macbeth’in trajedesine karanlık bir komedi karakteri de kazandırıyor. tüm bunları yaparken, o güne dek yazılmış çoğu oyunun aksine, seyircinin kendisini macbeth’in yerine koymasını engelleyerek, işlenen temanın kişisel değil, evrensel olduğunu da anlatıyor belki de.

    (not: yazdığım bir ödevden alıntıdır)
  • tiyatro oyunculari arasinda, kuliste hicbir sekilde macbeth isminin telaffuz edilmemesi, bunun ugursuzluk getirecegi ve oyunda mutlaka birseylerin ters gidecegine dair yaygin bir inanis vardir. o yuzden macbeth demezler, the scottish play derlermis kuliste. soylenen o ki, buna inanmayip sirf meraktan deneyen bir suru tiyatrocunun da basina isler gelir, agizlarinin payini alip sonra efendi efendi the scottish play demeyi ogrenirlermis macbeth yerine. shakespeare'in oyunda cadilarin yer aldigi sahnelerde gercek buyu sozcuklerine, rituellerine yer verdigi, oyunun ugursuzlugunun bundan kaynaklandigi da soylenir.

    eskiden wiki mi vardi diyerek bin yil sonra edit gudit :p http://en.wikipedia.org/wiki/the_scottish_play
  • lise birde oynayacağım için kafayı kazıttığım oyun. iptal edilince kazınmış kafayla yönetmene kafa attığım oyun. sırf ben kafayı kazıttım diye duvarların ötesini oynatmak zorunda kalan zavallı yönetmen.
  • teşekkürler haluk bilginer, harika çevirin için.
    teşekkürler kemal aydoğan, oyunu bu kadar tempolu yönettiğin için.
    teşekkürler ilker aksum, muhteşem oyunculuğun için.
    teşekkürler cadılar şarkılarınızla bizi salondan alıp başka yerlere götürdüğünüz için.
    teşekkürler tolga çebi insanı beyninden vuran müzikler için.
    teşekkürler tüm ekip, bizlere shakespeare keyfi yaşattığınız için.

    sen git len patenli, bi tek seni sevmedik.
  • "olayların farkında olmayan birkaç kişi hariç kimsenin yüzü gülmüyor."

    macbeth asla eskimeyecek bir eser, çünkü insanın içindeki kötülük ve vicdan hesaplaşması, yaşam sürdüğü sürece bitmeyecektir.
    iktidar hırsıyla, gücün cazibesine kapılan bir hainin hikayesinin, zaaflarıyla, iç çelişkileriyle birlikte ortaya konulması, bana yalnız ve güzel ülkemin bugününe ait olan tabloyu,
    "memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar , gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. hatta bu iktidar sahipleri , şahsi menfaatlerini , müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler."
    cümlelerini anımsattı.

    dün akşam izlediğim oyun atölyesi'nin uyarlaması çok başarılı olmuştu ve göndermeler yerini bulmuştu. haluk bilginer'in ustalığı karşısında hayranlık duymamak elde değil, fakat yönetmen kemal aydoğan ve müzikleriyle tolga çebi'nin ne kadar başarılı olduklarını vurgulamamak onlara haksızlık olur.

    oyunun açılışıyla cadılar; muharrem özcan, gözde kırgız ve pınar bekaroğlu muhteşem performanslarıyla seyirciyi de büyüleyip oyunun içine çekiyor ve başından itibaren insanı saran müthiş tempo oyunun sonuna kadar sürüyor. ikinci kısmın başlamasıyla oyundan alınan keyif yukarılara tırmanıyor ve macbeth (ilker aksum) ile macduff'ın (saygın soysal) ağır çekim dövüş sahnesinde en üst noktaya ulaşıyor. sinema filminde defalarca tekrarlanarak çekilebilecek bir sahnenin gözümün önünde kusursuz sahnelenişi, neden tiyatroyu daha çok sevdiğimi bana tekrardan hatırlattı. ilker aksum'un zaaflarıyla korkaklıklarıyla macbeth'i yorumlayışı, esra kızıldoğan'ın ise ihtiraslarıyla lady macbeth'i yorumlayışı, lady macbeth'in macbeth'i kötülüğe teşviki müthişti.

    oyuna ait ilginç detaylar ise şöyle,

    macbeth'le macduff'un ağır çekim dövüş sahnesi, ilker aksum'un yaralanmasından sonra ağırlaştırılmış. başına 6 dikiş atılan ilker aksum, oyun önemli fakat sağlığım daha önemli gibi bir açıklama yaparak,
    “babam öldü ama hala sahneye çıkarım yavşaklığına asla inanmam. önce insandır önemli olan, oyun değil. ben babam ölürse sahneye filan çıkmam, kıçımı yesin herkes. bu kadar içini yakan bir şey varken "çok üzgünüz ama show must go on" demek, bırakın bu işleri yani." diyen haluk bilginer'le benzer tarzda düşündüğünü göstermiş.

    oyuncular, tempoyu yukarıda tutan yüksek fiziksel performanslarını oyun atölyesinin düzenli yogayı zorunlu kılmasına borçlularmış.

    ankara tiyatro festivali kapsamında izlediğimiz bu oyunda, istanbul'daki temsillerin aksine küçük oyuncu berke yağış oyunu patenle kayarak kapatmadı, eğer tamamen çıkarılmışsa yerinde bir hareket olmuş bence, o tarz bir final oldukça eğreti dururdu. ankara seyircisi olarak şanssızlığımız ise sanırım oyuncular sahneye alışkın olmadıklarından, oyunun etkisini artıran gölgelerinin oluşması için, yanlarda bulunan perdelere göre konumlarını tam olarak ayarlayamadılar.

    son olarak haluk bilginer'in kendi yorumunu kattığı bir başka detay ise kim olduğu muallakta bırakılan 3. katili macbeth olarak izlememiz olmuş.

    bu oyunu kesinlikle izleyin, asla pişman olmazsınız.

    "kendini boşa harcamış olur insan,
    dilediğine ulaşıp da sevinç duymazsa.
    yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi,
    yıkmakla kazandığın yapmacık bir mutluluksa.."
  • makyavelist* oldugu yanlis bir kanidir. macbeth machiavelli'nin ideal hukumdarinin tam zitti olarak da tanimlanabilir. machiavelli'nin en onemli kurallarini ihlal eder: gereksiz yere insan oldurur, halkin kendisinden nefret etmesine sebep verir, kaderini kontrol etmeye calismak yerine kaderin kendisini kontrol etmesine izin verir. ne bir aslandir, ne de bir tilki. halk ondan korkar, evet, ama korkunun yaninda mutlaka olmasi gereken sevgi yoktur, tersine nefret vardir. kisacasi macbeth'i makyavelist olarak nitelendirmek absurddur.
  • shakespeare'in iyi eğitilmiş kötülüğün bütün incelikleriyle yazdığı machiavellist tiyatro eseri.
  • yüzümüz,yüreğimizin maskesi olur,
    orada ne olduğunu gizler dışardan
  • iktidarın ne kadar boktan bişey olduğunu iktidar hırsının insana neler yaptırabilceğini ve sonuçlarını ortaya koyan ölümsüz oyun.