eowyn

  • 1981
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 yıl önce

gegen die wand

kimi zaman senaryolarda eksik gedik gibi görünen şeyler, genelde yönetmenin ve senaristlerin sıcağı sıcağına çektikleri hikayeden soğumadan, anlaşılırlığını etraflıca düşünmeden çekivermelerinden meydana geliyor. eh, ben bunu çok iyi biliyorum. ama duvara karşı'da bu anlamda bir sorun olduğunu düşünmüyorum, hatta, açıklamacılıktan uzak tavrının, filmin en sağlam duruşlarından biri olduğunu sanıyorum.

sibel karakterinin niçin intihara meyilli, yaşayamayacaksa ölecek bir karakter olduğunu, bence film, geçmişe gidip kızın yediği muhtemel dayakları, gördüğü baskıları, ataerkil otorite altında bezdirilişini, ezilişini, herkesin bildiği hikayelerle, örneklerle göstermeden, çok da iyi bir biçimde sunuyor. sibel'in cahit'le ilk bara gidişinlerde söylediği iki cümle ve akabinde yaptıkları, hem cahit'i onunla evlenmeye ikna etmeye, hem de seyirciye sibel'in derdini anlatmaya yetiyor, kısacık bir sahnede hem de; hatta fazla bile geliyor. hatırlatalım, kız, adama, "burnuma bak, dokun, beni bir erkekle el ele gördüğü için abim kırdı," diyor ve ekliyor, "göğüslerime bak, sevişmek istiyorum." cahit onu yine reddedince de...

ayrıca, evet, sibel'in ailesini, babasını, ağabeyini görüyoruz, ama onlarla gerçekten empati kurabiliyor muyuz? sessiz olması, babasının zararsız olduğu anlamına gelmiyor, baba odadayken herkesin nasıl sustuğunu, sibel'in, robot olmasına rağmen annenin ve hatta ağabeyin nasıl diken üstünde olduğunu, hatta kızın, babasının gözlerine bile bakmadığını görmüyor muyuz? kızın intihar edecek hale gelmesine sebep olacak olayları küçüklüğünden itibaren tek tek görmemiz şart mı, gerekli mi? kırık burun, burnun kırılışının hkayesi olmaya yetmiyor mu? cahit hapse düştükten sonra, sibel ağabeyinden kaçarken, yakalanırsa ne olacağını bilmiyor muyuz? fiili örneklerini zaten görmüyor muyuz? kızın geçmişinin ve motiflerinin cılız olduğunu düşünmek için, başka bir yerde, başka bir hayat sürmek ve sürmüş olmak gerekiyor sanki. (bkz: başka yerler başka yaşamlar)

film, bence de cahitin hikayesi. ama bir yandan da, sibel'in nasıl cahit'e dönüşme noktasına geldiğinin hikayesi. "canımın istediği gibi yaşamak istiyorum"dan, "o olmazsa öleceğim"e gelmek çok mu zor, olmayacak iş mi? ayrıca, cahit hapishaneye gittiğinde, işte bu kez, onun statik var oluşunu kenara bırakıp -çünkü zaten hapiste, çünkü zaten hayatı, bir anlamda durdu- sibel'in hikayesine odaklanmanın tam zamanı gelmiş oluyor, üstelik, tam da sibel, cahit'e dönüşmeye başlamışken, sibel'in hikayesi cahit'in hikayesine dönüşmeye yüz tutmuşken.

bu başlık altında yazılmış olan yorumların en ilginç yönü, filmin, herkesin kişisel "ahlak" anlayışını sorgulamış olduğunu görmek. herkes, kendi ahlak anlayışı doğrultusunda, kimi zaman başkalarına "sevimli gelen bir diyalog"u, derinlerdeki çürümüşlük olarak nitelendirerek, birinin yaşama arzusu olarak gördüğünü zıvanadan çıkmışlık olarak yorumlayarak, hatta başkalarının iğrençlik dediğini masumiyet sayarak, sözlüğün sosyolojik profiline katkıda bulunmuş, çok da iyi olmuş.

devamını okuyayım »
18.03.2004 16:43