şükela:  tümü | bugün
  • 2004 yılı yapımı, amedeo modigliani- pablo picasso rekabetine modigliani çerçevesinden bir bakış.yönetmen mick davis herhangi bir ışık yakmasa da modigliani ismi ve oyuncu kadrosu heyecan yaratmak için yeterli.

    andy garcia*, omid djalili*, udo kier, lance henriksen, eva herzigova
  • yine bir biyografik film... picasso, riviera, utrillo, satine, renoir gibi usta ressamları filmde görmek mümkün. tabii modigliani merkezde... oyunculukların gayet başarılı olduğu yapımda hoş da bir kurgu olarak modigliani'nin çocukluğu da filme eklenmiş ve ona baya işlev kazandırılmış.

    herşey bir kenara, bu filmi izleyince hiç alakanız olmasa bile resim yapmak istiyorsunuz.
  • iç acıtan güzel film. bence aşk filmi. e başka şeyler de var tabii, sanatçının çektiği acılar, yaratma, gözler falan... ama aşk filmi be.
  • picasso'nun feci halde ti'ye alindigi film cook basarili bir biyografi ornegi.
    andy garcia mukemmel... izleyince jeanne hebuterne olasim geldi.*
  • paris'te yaşayan fransız ressamların ağır fransız aksanıyla ve tane tane ingilizce konuştukları, konsantrasyon düşmanı bir film.
    hikaye gerçek ve bu kadar da acıklı olmasa dayanılacak eziyet değil.
    bazı çok mahrem detaylardaki abartıyı da ancak filmin atmosferine girerseniz yersiniz.
    genç amerikalı bir yönetmen mick davis bir de rocky benzeri "ressamlar hazırlanıyor" sahneleri çekmiş ki aman da aman.
    jeanne'i oynayan fransız oyuncu elsa zylberstein bir casting şaheseri olmuş.

    ezcümle: bir adama böylesine ilham olmak herkese nasip olmaz.
  • jeanne hebuterne ve amadeo modiglianinin imkansız aşklarını, gürültülü sanat ortamlarıyla anlatmaya çalışır. gözler, parmaklar ve beraber ölmek üzerine olmazsa olmaz bir film.
  • ankara devlet tiyatrosu tarafından, ağır bir metnin daha ağır bir üslupla sahnelendiği oyun. oyun dennis mcentyre'a ait. çevirisi ise yıldırım türker'in. aslında metnin ağırlığı pek dezavantaj değildir, sahneleniş onu daha ağır ve nefessiz bırakır. yönetmen barış eren'in sayesinde işte bu oyun öyleydi. her ne kadar müzik ile küçük benzetmeler birbirini tamamlasa da bilen için bir farkediş oluyor, seyirciyi eserin özünden bayağı uzaklaştırıyordu. niye diye düşünüyorsunuz. normalden daha fazla enerji harcamak zorunda kalıyorsunuz ki bunu meslekten olmayan pek yapmaz.

    oyuncular ise oyun boyunca bağırmaktan ve bildik yalpalayan sarhoş tavrından telef oldular. tüm sarhoşlar tek tipti. oyuncular konservatuvara giriş sınavında böyle sarhoş oynasalardı kesin elenirlerdi.. bir de orhan özyiğit 'in "ş" leri patlatarak hem sarhoş,hem deli,hem ressam,hem asker olmaya çalışması zordu, zaten olmadı. sözlerinin yarısı anlaşılmıyordu. herşeye rağmen bizi modigliani gibi bir ressamla tanıştırması adına ve ne olursa olsun emeğe saygı için alkışlamadım değil. ama o kadar. devlet tiyatrosu onca imkanıyla ve onca iş gücüyle daha dişe dokunur işler yapmalıydı..