şükela:  tümü | bugün soru sor
  • film noir türünün bir başka örneği olan çok başarılı bir filmdir baş rollerinde nick nolte, melanie griffith, john malkovich gibi oyuncular yeralmaktadır. klasik noir temalarının içine uzaylılar ve gizli bir deney gibi fantastik unsurlar da eklenmiş ama fazla abartıya gidilmemiştir. filmin en canalıcı yanı her yerde geçen ve 1940 lı yıllarda düşünülen ortak bir kanı olan los angeles amerikanın en çok suç mafia çetesi olan ama buna rağmen en güvenli eyaletidir. bunun sebebi l.a deki polis memurlarının ve dedektiflerin sert yöntemleridir bu yöntemlerden biri de mulholland falls yani mulholland şelaleleridir. filmi şiddetle tavsiye ediyorum geçtiği yer olarak l.a confidental ile aynı kaliteyi vermektedir.
  • nick nolte'un o zamanlar pek taninmayan jennifer connelly'i yiyip bitirdigi filmdir. lakin, sonraki yillarda gorduk ki jenni ye-ye-bitmez turde bir pekmez imi$. neler ogreniyor i$te hayatta insan. nerden aklima geldi bilmiyorum ama (bkz: i$te hayatiniz)
  • yonetmeni lee tamahoridir.
  • turkceye kurtlar sehri olarak cevrilmistir. kim, ne zaman, nasil boyle bir ismi uygun gordu bilmiyorum ama su siralar digiturkun nimetlerinden biri olan prime max kanallarinda yayinlaniyor ve her gordugumde bana, konusu ve ismi itibariyle kurtlar vadisini cagristiriyor.
  • aslında nehir olmayan mulholland şehrinde şelale nasıl olur? ingilizcenin lastik gibi bi dil olmasından kaynaklanıyor tabii. (bkz: falls)
    her neyse, lynch ustanın mulholland drive ında, filmin başında çevre yolundan görünen geceleyin mulholland manzarası da aynen var burada.
  • buyuk ustalarin yer aldigi her seyredilisinde hayran birakan filmdir. filme mulholland falls denmesinin sebebi polislerin kotu adamlari mulholland'a cikartip sehri terketmesi amaciyla ders vermek icin ucurumdan asagi yuvarlamalaridir.*
  • nick nolte'nin, elindeki et döveceği benzeri zımbırtı ile düşmanlarını bertaraf ettiği ve bunu yaparken de gerçekten karizmatik hâllere büründüğü filmdir.
  • 50’li yılları yeniden-canlandıran film konjonktürel bir problemi değil, bilakis aktüalitesini koruyan sıcak bir meseleye odaklanır. 50’ler amerikası'ndaki cinsel kin, kuşku, küçümseme ve hor görme; filmin çekildiği 90’lı yıllarda aynıyla devam etmektedir. hatta bugün bile...
  • yeni zelandalı yönetmen lee tamahori’nin 1996’da amerikalı oyuncularla, amerikan sermayesiyle çektiği mulholland falls (kurtlar şehri) çürümenin bütün bir sisteme yayıldığı kokuşmuş bir panorama çizmesiyle dikkat çekici bir deneme.

    amerikan hükümetiyle birlikte bir nükleer proje yürüten generalin (john malkovich) emrinde cinayet işleyen albaydan (treat williams), kıç yalayan fbi çalışanlarına (daniel baldwin) ve sert polislerin (nick nolte, chazz palminteri, chris penn, michael madsen) ölümcül eylemlerine göz yuman bir polis şefine (ismini unuttum) değin âdeta bir suçlular yelpazesi kopkoyu bir şiddetin eşliğinde betimlenmektedir. elbette söz konusu sistem amerika birleşik devletleri’nin liberal, yozlaşmış, bunamış, saldırgan sisteminden başkası değildir.

    film retro noir kalıntısıdır. tipler sanki bilinçli biçimde yerine oturmamış, fazlasıyla parodik çizilmiş denebilir. şu son yıllardaki postmodern noir’larda hep olan bir şey bu. perdedeki alışılagelmiş bir kahraman değil, üstkurmaca (metafiction) bir film karakteri. peki bu rahatsız edici mi? elbette hayır. özellikle kanun adamlarının daha da parodileştirilmesi gerekir; homofobisiyle, ırkçı önyargılarıyla, şiddet eğilimleriyle vd. kubrick, full metal jacket aracılığıyla amerikan ordusunu ve militer paradigmayı nasıl paramparça ettiyse aynı şekilde majör kara filmler de kanun adamlarını idealizmden soyutlayarak paramparça etmiştir. başka türlüsü zaten beklenemezdi.

    egosantrik, vahşi, saldırgan amerikan kültürünün göstergelerini farklı sınıf ve statüler boyunca kateden mulholland falls erkeklere özgü sert bir dünyanın, tekinsiz yeraltı dünyasının içinde yol alırken önceli kirli harry (clint eastwood) gibi işlerini kendi yöntemleriyle hal yoluna koyan polis tipolojisini de betimleyen bir filmdir.

    bütün bu konuları defaatle yazdık burada. o nedenle bir başka boyuta odaklanalım kısaca:

    kara filmlerde eşcinsel altmetin her zaman dikkatli bir biçimde, ima vasıtasıyla kodlanagelmiştir. bu filmdeki eşcinsellik tasviri ise jimmy fields (andrew mccarthy) adlı bir röntgencide cisimleşir. fuhuş trafiğinin döndüğü lüks bir otel odasında kurbanlarını rontlayıp kameraya kaydeden "nonoş" (ifade sert polis eddie hall’a -michael madsen- aittir. eşcinsellere yönelik seslenme sözcükleri, onlardan bahsederken kullanılan kalıp-sözlerden bazıları: ibne, kız, tatlım, canım vd.) ne şantajla para sızdırmak için ne de tehditle başka sorunlarını halletmek için bu yola başvurmaktadır. tek derdi kasetlerdeki erkekleri izleyip daha istikrarlı bir orgazm için yeni fantezi yolları temin etmektir. bir diğer sıkı ve heteroseksüel polis arthur relyea (chris penn) amerikan argosunun ilginç bir sözcüğüyle tanıştırır bizi: "meyvalı kek" (fruit). bu dışlanma içerisinde "meyvalı kek" ağır otomatik silahların kuşatması altında kalacak, ağzına dayanan bir silahla öldürülecektir. cezasını bulmuştur.

    davetkâr memeleriyle jennifer connelly bir yok-kadın silüetinde cinayet araştırmasının şanssız müsebbibidir. ölü femme fatale’in sorun oluşturmaya devam ettiği bu manzarada kadın uzak bir anıdan ibarettir.

    haşin kolluk görevlisi max hoover’ın (nick nolte) işindeki profesyonelliği ise karısı katherine (melanie griffith) ile arasının açılmasına sebebiyet verecektir.

    kurtlar şehri: renkli kara filmler arasında postmodern bir üstkurmaca. ayrıca (bkz: postmodern noir /@hanging rock)