şükela:  tümü | bugün
  • zaman dediğimiz; insan icadı...

    bir güne; vakti zamanında 24 saat yerine, 48 saat denilseydi, hafta 7 gün olmazdı,
    haliyle ''pazartesi sendromu''da değişir, başka bir isim alırdı, x sendromu z sendromu
    adı her neyse artık, burdan harketle tüm hayatımız bir kurmaca bir yalan üzerine,
    kaç yaşında olduğumuz da yalan, mesela.

    zamanı icat ettik ya, sonra parayı, sonra çalışmayı, sonra da ''copy-paste'' hayat yaşamayı.
    zaman kavramı icat edilmeden ''copy-paste'' hayat yaşamıyor muyduk?

    şimdi bir anne ve çocuk geçiyor önümden, çocuk şirinlikler yapıyor, yaptığı her yeni
    hareketle annesini gururlandırıyor, bir zamanlar çok benzer hareketleri annesinin de
    yaptığına adım gibi eminim. o da uydurmaca, öğrenilmiş, işlenmiş davranışlar, biz de
    ''aaa çocuğuğum yeni bir şey keşfetti'' diye şaşıyoruz.

    hani zeki sanıyor ya insan kendini, zeki olduğumuz da yalan, zeki olsak yüzyıllardır
    dönen aynı oyunun sahnelenmesinin, dekor farklılığından öte bir şey olmadığını anlamak
    gerekmez miydi? anlamıyoruz ama, demek ki zeki olduğumuz da yalan.

    tüm bunları anlık ve ara ara düşünüyor olmam delirme belirtisi mi?

    yoksa o da mı yalan?
  • ınsanoglu once gokleri merak etti, arastirdi, sonra yavas yavas asagilara inmeye basladi merak yonelimi.hep arastirdi.en son kendine yoneldi ve kendini merak etmeye basladi.bu sebeple en son psikolojiyi kesfetti.kendine yonelmeyle baslayan durum.

    fakat yasadigimiz bu cagda delirébilmek luksune firsat bulabilmek ayricaliktir.

    hatta delilik siradanlasmistir.

    "sen tanriyla konustugun surece sorun yok.tanri seninle konusmaya baslarsa o zaman kork"
    diyor deneyimli olanlar.
  • bir gün kendi kendime konuşurken yakaladım kendimi.

    ne çok kelime sarfiyatı yapıyoruz, birbirimize denk geldikçe. havadan başlayıp,
    dünya barışına kadar ilerletiyoruz diyalog kılığındaki monologlarımızı.

    en çok kendimle konuşmayı sever olduğum dönemler var, bu dönemlerde ''bunu
    sesli mi düşündüm '' diyede kendimden şüphelendiğim anlar olur.

    sonra ''saçmalama'' hakkını saklı tutarak, tekrar diyalog biçimindeki monologlara
    başlarsın.
    o anlatır, sen ilk cümleden sonrakini hatırlamazsın. arada durup, ''son söylediğim
    cümleyi tekrar et'' derse, sadece bakakalırım, neyseki daha bunu anlayacak kadar
    ''egoizmden'' uzak biriyle diyelog kılığındaki monologlara girmedik, uzak da bir ihtimal...

    egoist olmayan bir insanoğlu mümkün mü?

    ben dahil.

    şimdi eline shirli bir çubuk verseler insanoğlunun herhangi bir bireyine, en büyük
    dileğini gerçekleştir diye, çoğunluğun en büyük dileği bitmeyen ''para'' yığını olma
    ihtimali çok yüksek. kendisinin yaptığı ve taptığı ''para''. hani tüm putlardan
    temizlenmişti insanoğlu?

    madem kendi kendime konuşuyorum, saçmalama hakkım da bana ait.

    bak gene kendime kendime konuşuyorum.
  • abi aslında normaldim ben, valla bak.

    sonra birden sandalyeleri düşünmeye başladım. bunları dört bacağı da eşit diye yapıyorlar mesela. ama kimse de tutup sormuyor eşit mi hakikaten diye. ben sandalye almaya elinde mezurayla giden görmedim hiç. ayet mübarek haşa huzurdan, sorgulayan yok.

    alıp sandalyeyi koyuyorsun evine sonra. bir bakıyorsun sallanıyor takır tukur. sandalyeye sorsan abi yer yamuk der. e hadi diyelim ki öyle. çağır bakalım parkeleri döşeyen ustayı. yamuk yapmışsın burayı de. adam iki metre kare italyan parkeyi hiçbir ücret talep etmeden döşesin bir tarafına.

    sandalye her türlü düzenini kurmuş aga. soran yok sorgulayan yok. kredisi beyde paşada yok. dört bacağım da birbirine eşit dedim mi bitti. halbuki kafayı eğip baksa kıvrılıp altına sıkıştırılmış miladi takvim yaprağını görüp utanacak ama nerde?

    şimdi sandalye böyle yaparken ben nasıl delirmeyeyim arkadaş?
  • abi aslında normaldim ben, valla bak.

    sonra birden koşu bantlarını düşünmeye başladım. bu koşu bantları sanki biraz sinsi gibi geldi bana. bunun üstünde koşan adam gördüm geçen. yaklaşıp birader en son ne zaman bu kadar ter aktı kıçından diye soracaktım, deli der diye çekindim.

    hız göstergeleri, kalori sayaçları falan var bunun üzerinde. hızlanıyorsun, yavaşlıyorsun, yürüyorsun, koşuyorsun ama bir yere gitmiyorsun lan. santim oynamıyorsun. yani o koşu bandına ulaşmak için metrobüse biniyorsun, iki aktarma yapıyorsun ama bu zıkkımın üstünde ilerlemiyorsun.

    bildiğin hapla besliyor lan bu alet adamı. yani vitaminini, mineralini falan alıyorsun ama tadı tuzu yok sanki. yeri geldiğinde ağzını yakmıyor. yeri geldiğinde yüzünü buruşturmuyorsun, için mayhoş olmuyor mesela. kandırıyor bu şerefsiz adamı.

    şimdi koşu bandı böyle yaparken ben nasıl delirmeyeyim arkadaş?
  • feleğin tekerine çomak sokarım.

    4-5 yaşlarındaydım. lunapark diye tutturdum. peder bey götürdü. tam kapıdan girerken gerzeğin tekinin kapıya dayadığı 2-3 metrelik demir kafama saplandı. ucundaki eşşek kadar çivi yardı geçti. 4 santimlik dikiş izi var hala. galiba oradan.

    yok lan o değil sanırım. 1,5 yaşında sünnetten kısa bir süre sonra ilk sinir krizimi geçirmişim. o olabilir.

    neyse geçen mr çektirdiydim. beynin o lobu diğerine göre biraz daha küçükmüş. enteresan tabi.

    (bkz: hayat ne tuhaf vapurlar filan)
  • abi aslında normaldim ben, valla bak.

    sonra birden twitter'ı düşünmeye başladım. bir ara sokakta apartmanların arasında yürüyorum mesela. cezai ehliyetimin son kalıntıları kulağımdan akıp gitmesin diye kafamı meşgul etmeye çalışıyorum. birden sevinç apartmanı dördüncü kattan lonewolf84 camı açıp "bana mutluluğun resmini yap abidin" diye bağırıyor. ulan diyorum bir insan aklına her geleni durup dururken neden camdan bağırarak millete duyurur ki?

    lan bir de bakıyorum ki bütün mahalle böyle. evde pişirdiği bir tencere kapuskayı kapıdan çıkarıp millete gösteren mi ararsın, yeni doğan çocuğunu balkonda sergileyen mi ararsın, sevgilisinin aldığı bir demet çiçeği yolda gördüğü herkesin burnuna burnuna dayayan mı ararsın her türden var. işin ilginci de burnuna gül dikeni batıp güzelmiş, beğendim diyenler bile var düşün.

    sıkıntı bende yine büyük ihtimal ama yine de twitter böyle yaparken ben nasıl delirmeyeyim arkadaş?
  • abi aslında normaldim ben, valla bak.

    sonra birden emme basma tulumbayı düşünmeye başladım. su lazım sana değil mi? bulmuşsun tulumbayı karşında. gürül gürül akan suyun sesini duymaya başlamışsın şimdiden.

    yok güzel kardeşim yok. ne o kadar kolay ki bu iş kolay olsun. kurumuş kalmış tulumba. biraz su vereceksin ki yukarıdan o da sana su versin. e ne anladım ben bu işten? sana su verebilmek için aramadım ki ben seni yana döne. yapacağın tek bir iş, senden beklenen tek bir şey var o da su vermen. sen tutmuş benden su istiyorsun.

    e şimdi emme basma tulumba böyle yaparken ben nasıl delirmeyeyim arkadaş?