şükela:  tümü | bugün
  • japon yeni dalga sinema akimi (japanese new wave).japonya'da 1950 li yillarin sonlarinda baslayip 1970 li yillarin ortalarina kadar devam etmistir. akim; fransiz yeni dalgasindan farkli olarak kendiliginden film studyolarinda ortaya cikmis ve o yillarda cok fazla taninmamis yonetmenler tarafindan temelleri atilmistir. nagisa oshima , seijun suzuki , yasuzo masumura , susumu hani , shohei imamura , hiroshi teshigahara ve shuji terayama gibi yonetmenler bu akimin onemli yonetmenlerindendir.
  • biraz ingilizceniz varsa şu sitedeki, 11 numaralı başlıktan japon yeni dalga hakkında az da olsa bilgi edinebileceğiniz akım.
  • japon yeni dalgası. bu akımı somut olarak tanımlayacak iki yönetmen vardır. biri shohei imamura diğeri ise özellikle hiroshi teshigahara. teshigahara'nın ilk dönem film senaryoları büyük japon yazarı kobo abe tarafından kendi kitaplarından uyarlanmış ve savaş sonrası varoluş krizi yaşayan japon insanını resmetmiştir. kaldı ki kobo abe japon edebiyatının da yeni dalgasıdır. nuberu bagu atom bombası yıkımıyla başlayıp yeni sanayi hamlesine yani 70'lerin sonuna kadar sürmüştür. fransız yeni dalgası ile belirgin benzerlikleri vardır. kameranın sokağa inmiş olması, stüdyo sistemine karşı dik duruş gibi. ancak fransız yeni dalgası teknik olarak daha deneyselken japon yeni dalgası teknik olarak amerikan standardında, konu seçimi olarak 2000'ler kore sinemasının öncülü olabilecek çılgınlıktadır.
    daha detaylı bilgi için türkçe kaynak
    https://cinepopularica.blogspot.com/…?q=nuberu bagu
  • sinemada yeni dalga akımı filmin senaryo aşamasından çekim, kurgu ve hatta gösterim süreçleriyle, klasik anlatı sinemasının tüm unsurlarına karşı çıkışın ifadesidir. yeni dalga denildiğinde akla ilk önce françois truffaut, jean-luc godard, éric rohmer, claude chabrol, jacques rivette gibi isimler çerçevesinde fransız yeni dalga akımı ve bu akıma dahil militan filmler gelir. fakat 60'lı yılların çalkantılı siyasi-kültürel- ideolojik ortamında kendini gösteren bu akımın yeşerdiği bir diğer ülke japonya'dır. japon yeni dalgası (nuberu bagu) dahilinde, köklü geleneklere sahip japonya gibi bir ülkede, yetenekli yönetmenlerin ellerinde gerçekten çarpıcı filmler ortaya koyulur.

    japon sinemasında 1960'larda ortaya çıkan bu akım, esasen bir "eski-yeni" çatışmasıdır. savaştan, atom bombalarının yol açtığı yıkımın dışında bir yıkımla karşılaşmadan çıkan japonya, işgal yıllarıyla birlikte yoğun bir sanayileşme girişimi başlatır. kısa sürede olumlu sonuçlar veren bu girişim, özellikle yüksek teknoloji gerektiren alanlarda japon ürünlerinin dünya pazarlarında büyük ilgi görmesini sağlar. sanayileşme kişi başına düşen milli geliri yükseltirken, tüketim mallarına, bu arada televizyona ilgiyi de artırır.

    hemen her eve televizyon girmesi, başka ülkelerde olduğu gibi, japonya'da da sinema seyircisi sayısında büyük bir azalmaya yol açar. yapımcılar, televizyonla rekabet edebilmek amacıyla, geleneksel konulardan ayrılarak gangster filmlerine, özel hilelere dayanan filmlere, canavarları, hayaletleri konu edinen filmlere yönelirler. batı'da godzilla adıyla ünlenen ve atom bombasının uykusundan uyandırdığı tarih öncesi canavarı gojira'yı, rodan, dogara, atrogan, atom, katango gibi başka canavarlar izlerken, bu arada king kong ve frankenstein gibi, batı sinemasının kahramanları da filmlere konu olur.

    gizemle şiddetin iç içe geçtiği bu filmlerin büyük ilgi görmesi, toplumun köklü değişiklikler yaşadığı bir dönemde, bireyin iç dünyasındaki tedirginlikleri ve korkuları yansıtmalarına bağlanır. öte yandan, 1950'lerde edebiyat alanında yazar shintaro ıshihara'nın başlattığı taiyozoku akımı da sinemayı etkiler. bu akımın geleneklere karşı çıkan, biraz da amerikan sinemasının "asi gençlik" kavramından esinlenen çizgisi, örneğin yasushi nakahira'nın kurutta kajitsu'su (gençlik tutkuları, 1956) gibi bir filmin yapılmasına yol açar. bu filmi başka örnekler izlese de, asıl yeniliği nagisa oshima, kiju yoshida ve masahiro shinoda üçlüsünün filmleri oluşturur. yazılarında geleneksel japon sinemasını topa tutan, godard, truffaut, resnais ve antonioni gibi yönetmenlere övgüler düzen bu üçlünün en önemli sanatçısı oshima'dır.

    - nagisa oshima:

    "insancıl olmayanı da benimsediğimizde yaşam daha insancıl olacaktır"

    nagisa oshima japon yeni dalga sinemasının en önemli üç yönetmeninden biri hatta en önemli yönetmenidir. gencliginde universitede ogrenci hareketi liderligi de yapmistir. militarist ve emperyalist politikalara karşı çıkar, ezilenlerden yana tavır alırken, bireyin ölüm, intihar ve cinsellik karşısındaki davranışlarına eğilir. hem ozu, mizoguchi, kurosawa gibi ustaların hiroshima'nın küllerinden kaynaklanan insancıl sinema anlayışına, hem de atalarından miras kalan japon yaşam biçimine isyan bayrağı açar. oshima'nın sineması, siyasal olduğu kadar şiirseldir. çünkü konuların çağrıştırdığı siyasal ileti, hep gerçekliğin şiirleştirilmesi yoluyla verilir. çok üretken olan, bu arada televizyonlar için de filmler çeken oshima'nın filmleri bir bütün olarak ele alındığında, her bir filmin, savaş sonrası japon toplumunu ve bireyini incelemeye yönelik kapsamlı bir araştırmanın bir ayrıntısını oluşturduğu görülür.

    ai ta kibo no machi (aşk ve umut mahallesi, 1959) yönetmenin ilk filmidir. film, adının tersine, bir büyük sanayi kentinde aşkın ve umudun nasıl dışlandığını vurgular.

    seishun zankoku monogatari (gençliğin acımasız öyküsü, 1960). öfkelerini yasaları çiğneyerek açığa vuran gençlerin öyküsünü aktarır. bu filmle, gençlerin içinde bulundukları koşullara karşı kendi öfkesini kustuğunu söyleyen oshima, modern anlatımı ve sinemaskobu ustaca kullanmasıyla dikkati çeker.

    taiyo no hakaba (güneşin batışı, 1960) kanlarını satarak giysi ve yiyecek alan işsiz güçsüz esrarkeşleri konu edinir.

    nihan no yoru to kiri (japonya' da gece ve sis, 1 960) japon-amerikan güvenlik sözleşmesinin yenilenmesine karşı gösteriler yapıldığı bir sırada çekilen film, oshima'nın deyişiyle "devrimci hareketi devrimci bir bakışla eleştirir". sol muhalefetin başarısızlığını gündeme getiren japonya' da gece ve sis, bir nikah töreninden yola çıkarak, tiyatro etkisinde ama şiirsel bir anlatımla karşıt görüşleri, kuşaklar arasındaki çelişkileri, solun hatalarını tartışır.

    shiku (beslemek, 1 961) kenzaburo oe'nin öyküsünden uyarlanan film, uçağı düşen amerikalı zenci bir pilotun bir köy halkı tarafından tutsak edilmesini konu edinir. köylüler, varlığı köyün dingin yaşamını alt üst eden pilotu törenle öldürürler. film geleneksel değerlere karşı çıkarak, savaşın sorumluluğunu japon milliyetçiliğine ve yabancı düşmanlığına yükler. yarınların umudunun çocuklarda olduğunu vurgular.

    nihan shunka-ka (cinsellik türküleri, 1967) film, abd'nin vietnam'da sürdürdüğü savaşa karşı japon üniversitelerinde büyük gösterilerin düzenlendiği ve çevre sorunlarına duyarlığın arttığı bir dönemde çekilir. siyasal bir söylem geliştirmek isteyen oshima'nın, bu filminde gerçekçi anlatım biçimini bırakarak düşlere, düş gücüne, fantastik bir anlatıma öncelik tanıyan ve cinselliğe de büyük bir ağırlık tanıyan bir biçemi benimsediği görülür. ama bu biçem seyirciyi japonya gerçekliğine ulaştırmak amacı güder. film üniversite sınavı için tokyo'ya gelen taşralı bir öğrenci topluluğunun öyküsünü ele alır. cinselliklerini düşsel bir ortamda yaşayan gençler, açık saçık şarkılar söyleyerek toplumsal yozlaşmaya karşı çıkarlar ve erotik dürtülerini körükleyen varlıklı aile kızını törensel bir biçimde öldürürler. amatör oyuncularla ve doğaçlamaya yer verilerek çekilen film, gençliğin içinde yüzdüğü boşluğu vurgularken, toplumsal koşulların bireyi ölüme sürüklediğini öne sürer.

    muri shinju: nihan no natsu (japon yazı: çifte intihar, 1 967) genç bir kadınla bir erkeğin garip öyküsünü anlatır. fantastik öğelerin de yer aldığı ve yönetmenin deyişiyle japonların yaşam ve ölüm karşısındaki "aceleciliklerini" vurgulayan filme yoğun bir karamsarlık egemendir.

    koshikei (lpe çekilme, 1968) - oshima'nın yurtdışında da gösterilen ilk filmidir. ölüm cezasını yerden yere vuran film gerçek bir olaydan yola çtkan film, tecavüz ettiği iki km öldüren ve pişman olduğunu belirten koreli bir öğrencinin cinayetten beş yıl sonra idam edilişini konu edinir.

    sninjuku dorobo nikki (shinjuku hırsızının güncesi, 1968) ise cinsellik, ölüm, politika konularını yine gerçekle düşseli iç içe geçirerek verir. belgeselbir anlayışla ve kimi bölümleri 16 mm çekilen film, tokyo'nun kenar mahallelerinden birinde kitap hırsızlığı yapan bir öğrenci ile kız arkadaşının, yönetmenin deyişiyle "cinsel doyuma erişebilecekleri anın peşinde koşma" serüvenini ele alır. seyircinin gerçekle düşseli ayırt etmekte zorlandığı film, iktidarsız bir hırsızla aşırı solcu öğrencilerin ilişkilerine eğilirken, kadın mastürbasyonu gibi bir tabuyu da perdeye getirir. oshima'nın sineması artık biçim ve içerik olarak sanki godard'ın filmlerini çağnştıran yenilikçi bir çizgiye ulaşmıştır.

    tokyo senso sengo hiwa (savaştan sonra öldü, 1970) de anarşist bir filmdir. öğrenci hareketleri boyunca çektiği fotoğraflarda bir arkadaşının ortadan nasıl kaybolduğunu belirlemeye çalışan bir delikanlı, asıl yitip gidenin bir işe yaramayan kendi varlığı olduğunu keşfeder.

    shonen (oğlan, 1970) gerçek bir olaydan esinlenen konusuyla klasik anlatımlı bir filmdir. oğlan, kendini taşıtların altına atıp, kazaya uğradığı süsü vererek sürücülerden para sızdırmayı meslek edinmiş on yaşında bir çocukla ailesinin öyküsüdür. ailesinin öğrettiği yoldan asalak aile bireylerinin geçimini sağlayan çocuk, cezaevine dönüşmüş bir ülkede toplumsal dışlanmanın simgesidir.

    tokyo senso sengo hiwa (savaştan sonra öldü, 1970) de anarşist bir filmdir. öğrenci hareketleri boyunca çektiği fotoğraflarda bir arkadaşının ortadan nasıl kaybolduğunu belirlemeye çalışan bir delikanlı, asıl yitip gidenin bir işe yaramayan kendi varlığı olduğunu keşfeder. bu sonuç onu intihara sürükler. vasiyet olarak bir film bırakan genç bir erkeğin öyküsü alt başlığını da taşıyan film, yönetmenin deyişiyle "bir kimlik arayışıdır"

    gishiki (tören, 1 971) o yıllar japon sinemasının başyapıtlarından sayılan film yoğun öğrenci hareketlerinin yaşandığı bir dönemde çekilir. tören, varlıklı bir kırsal kesim ailesinin ikinci dünya savaşı'nı izleyen yıllar boyunca yaşadıklannı konu edinir. aileyi zaman zaman bir araya getiren nikah ve cenaze törenleri, japon yaşama biçiminin simgelerini oluşturur. ailenin reisi kendi geçmişini sorgular, ölülerini anar, korkulannı gündeme getirir. yönetmene göre "savaş feodalite düzenini ortadan kaldırsa da, her japonun gönlünde hala feodalite özlemi vardır ve filmin konusu da bu duygudur". geleneklerin ağır bastığı bir yaşam biçimi, intiharla noktalanan bir ölüm sapantısı, ataerkil bir aile düzeni, ensest ilişkiler ve şiddet, faşizm ve komünizm çatışması, filmi hem siyasal hem erotik hem de etnolojik değerlendirmelere açık kılar. tören, japon düşünce biçimi ve japon insanı üzerine yapılmış belki de en önemli filmdir.

    natsu no lmoto (yaz bacısı, 1 972) genç bir kızın, kardeşi olduğunu iddia eden bir kişiyle tanışmak için gittiği okinawa adası'nda yaşadıklarını konu edinirken, filmin çekildiği yıllarda abd tarafından japonya'ya verilen okinawa ile japonya arasındaki tarihsel bağlara da gönderme yapar. yönetmenin görüşüne göre okinawa, savaş sonrası japonya'sının ilk sömürgesi olmuştur.

    ai no corrida'dır (duyu lmparatorluğu, 1976). oshima'nın dünya ölçeğinde ünlenmesini sağlayan filmdir. oshima'nın kimi filmlerini fransa'da dağıtan yapımcı anatole dauman'ın, kendisinden bir pomo film istemesi üzerine yapılan duyu lmparatorluğu, erotizmin sınırlarını görülmedik bir biçimde zorlasa da, seyircinin filmle özdeşleşmesini önleyen duyarsız ve donuk sevişme sahneleriyle porno film olmaz. duyu lmparatorluğu, iki sevgilinin, erkeğin yaşamını yitirmesi ve erkeklik organından olmasıyla sonuçlanan erotik tutkusunu konu edinir. japonya' da 1936 yılında işlenen bir cinayetten yola çıkan film, eski bir geyşa olan sada'nın (eiko matsuda), çalıştığı lokantanın evli barklı sahibi kichi'yi (tatsuya fuj i) baştan çıkarmasıyla başlar. iki sevgili birlikte kaçarak otellerde, çay evlerinde durmadan sevişir, jiletlerin ve bıçakların da kullanıldığı erotik oyunlar geliştirirler. arada başkalarıyla yattıkları da olur. cinselliği bir yaşama biçimine dönüştüren film, müstehcenlik kavramının "gizlilikten" kaynaklandığını, gözle görülebilenin müstehcen olamayacağını savunur. (yine de film birçok ülkede yasaklanacak, japonya'da altı yıl süren bir davadan sonra aklanabilecektir. buna karşılık cannes, berlin gibi festivallerde gösterilecek, british film society ödülü'nü ve chicago festivali jüri özel ödülünü kazanacaktır.) yirmi sevişme sahnesine yer veren filmin önemli özelliği, seyirciye bu sahneleri bir brecht oyununda olduğu gibi filme katılmadan izlettirmesidir.

    ai no borei (tutku lmparatorluğu,1978). film 19. yüzyıl sonunda, yoksul bir köyde yaşanan yasak bir aşkı konu edinir. yaşlı kocasıyla birlikte yaşamakta olan, gençlik yılları geride kalmış seki (kazuko yoshiyuki), çin-japon savaşı'ndan dönen toyoji (tatsuya fuj i) ile yasak bir aşk yaşamaya başlar. yaşadıkları tensel ilişkinin yoğunluğu, sevgilileri seki'nin kocasını öldürmeye yöneltir. ama ölünün hayaleti sevgilileri rahat bırakmaz. bu filmde de, iki sevgili toplumsal sorumluluklarını (giri) göz ardı ederek, bireysel tutkularının (ninjo) sesini dinlerler. yönetmen bu filmle, japon tarihinin en karanlık dönemlerinde bile aşkın varlığını sürdürdüğünü vurgulamak istediğini söyler. tutku imparatorluğu, cannes film festivali'nde en iyi yönetmen ödülüne değer bulunacaktır.

    senjo no merii kurismasu (mutlu noeller bay lawrence, 1 983 ). güney afrika kökenli yazar laurens van der postu'un the seed and the sower (tohum ve tohum eken) adlı yapıtından uyarlanan film ikinci dünya savaşı yıllarında cava'daki furya adlı esir kampında yaşanan olaylardan yola çıkarak, bir doğu-batı karşılaştırması yapar. yönetmen yıllarca önce çevirmiş olduğu beslemek'teki temayı bir kez daha elealır. ama bu kez, olayları bir çocuğun gözünden görmez. eleştiri oklarını japonlara da yöneltir. bu antimilitarist filmin iyiyi ve kötüyü, meleği ve şeytanı aynı bedende barındıran kahramanları, şiddetin ve cinselliğin yine öne çıktığı bir ortamda, savaşla aşkı, suçsuzlukla suçluluğu, iletişimsizlikle iletişimi ustaca kaynaştırırlar.

    max mon amour (max sevgilim, 1986). jean claude carriere'in senaryosuna dayanan film fransız yapımıdır. paris'te görevli bir ingiliz diplomatın karısının bir şempanze ile yaşadığı aşkı konu edinir. oshima, bu filminin bir masal olarak değerlendirilmesini ister. film seyirciden ilgi görmese de, oshima'nın tutkular dünyasına merakının, benimsenmesi hiç kuşkusuz zor olan, bir örneğini oluşturur.

    gohatto (1999) geçirdiği bir inme nedeniyle çalışmalarına uzun süre ara veren oshima'nın son filmidir. film shogun dönemi japonya'sında samurayların yetiştirilmesini ele alırken, şiddetin yanında bu kez eşcinselliğe yer verir. savaş sonrası japon toplumunun çelişkilerine, sanayileşme ve batılılaşma döneminde yaşamanın zorluklarına, bu arada sol politikaların beceriksizliğine değinir.

    - kiju yoshida:

    nagisa oshima ve masahiro shinoda ile birlikte kurduğu dergide japon yönetmenlerin klasik anlatımına karşı çıkarak, godard, truffaut, resnais, antonioni gibi avrupalı yönetmenlerin sinemasını öven yazılar yayımlar.

    rokudenashi (bir işe yaramaz, 1960) godard'ın serseri aşıklar'ının etkilerini taşıyan ilk filmidir.

    akitsu ünsen (akitsu kaplıcası, 1962) savaş sonrası japonya'sının düşkırıklıklarını gündeme getiren bir filmdir. bir melodram çizgisi izleyen film, "imparatora bağlılık" ve "baba otoritesi" kavramlarını eleştirir.

    mizu de kakareta monogatari (suya yazılan öykü, 1965) ensestin ve psikanalizin "bulanık sularını" konu edinen film j apon insanının, kurtuluşu ölümde bulan yazgıcı ve nihilist yapısına eğilir.

    eros + gyakusatsu (eros + cinayet, 1969)1920'lerde polis tarafından öldürülen anarşist osugi'nin yaşamı üzerine araştırma yapan genç bir sinemacıyı konu edinen film, erotizm ile politika arasında karşılaştırma yapan deneysel bir çalışmadır.

    rengoku eroica (araf kahramanlığı, 1970) film, kore savaşı, abd-japonya antlaşması, bu antlaşmanın yenilenmemesi için 1960'ta yapılan gösteriler gibi siyasal olayları ele alarak, nihilist bir varoluşçuluğu gündeme getirir.

    keigen rei (sıkıyönetim, 1973). 26 şubat 1936'da yapılan başarısız askeri darbeyi ve faşist düşünür ıkki kita'nın yaşamını konu edinen film, gerçeklerle özlemler arasındaki çelişkiyi vurgularken, bir kez daha imparatorluk erkini tartışmaya açar.

    ningen no yakusoku (vaat, 1985 ) yönetmenin uzun bir suskunluk döneminden sonra çektiği film, yaşlı bir kadının ölü olarak bulunmasının ortaya attığı olasılıkları tartışır. öldürüldüğü mü, yoksa intihar mı ettiği bilinmeyen kadın, yeni japon toplumunun yaşlılara karşı duyarsızlığını ve günümüz japonyasının
    ölüm beklentisini vurgular.

    onimaru (rüzgarlı bayır, 1988). yönetmenin başarılı bir edebiyat uyarlaması olarak nitelenir.

    lumiere et compagnie (lumiere ve arkadaşları 1995 ) sinemanın yüzüncü yıl dönümü nedeniyle birçok yönetmenin lumiere kardeşler'in alıcısının benzeriyle çektiği kısacık filmler çekmektedir. yoshida bu filmle saygı kuşağına dahil olur.

    kagami no onnatachi (aynadaki kadınlar, 2002). üç ayrı kuşaktan kadının yaşadıkları konusunda söyleşmelerini perdeye getirdiği filmdir.

    - masahiro shinoda:

    edebiyat ve estetik öğrenimi gördükten, nagisa oshima ve kiju yoshida ile birlikte kurduğu dergide japon sinemasını eleştiren yazılar yazdıktan sonra yönetmen yardımcısı olarak sinemaya adım atar. filmlerinde estetizm ön plandadır.

    katamichi kipp (aşka gidiş bileti, 1960). yönetmenin ilk filmi olup estetizm bu filmde kendini belirgin şekilde göstermektedir.

    kawaita hana (solgun çiçek, 1963 ) bir kentin ayak takımı arasına karışan soylu ve güzel bir kadının öyküsünü lirik bir anlatımla verirken, soylu bir kadını böyle davranmaya iten güdüleri irdeler.

    shinju ten no amijama (amijama'nın çifte lntihan, 1969) stilize anlatımıyla yönetmenin estetik kaygılarının doruğa çıktığı bir çalışmasıdır. kuklacılar arasında geçen ve bir geyşanın umutsuz aşkını konu edinir.

    setouchi munraito serenade (ay ışığı serenadı, 1997). duyarlıklı anlatımı ile dikkat çeken film kabe depreminden yola çıkarak ikinci dünya savaşı günlerine uzanır. film, berlin film festivali'nde altın ayı ödülü kazandı.

    - seijun suzuki:

    şiddet unsurularını da barındıran erotik filmlerin yönetmeni olarak bilinen suziki yönetmenliğe başladıktan sonra on yıl içinde kırk film çeker. melodramdan gangster filmine uzanan geniş bir konu yelpazesini kapsayan bu filmlerin yerleşik kültürle çelişen içerikleri ve yönetmenin kişisel anlatımı, aydın kesimin ilgisini çekmekte gecikmez. oyuncu yönetimi, filmin temposu, renk kullanımı gibi öğeleri önemseyen yönetmen, piyasa romanı kahramanlarının kol gezdiği bir çevreyi, alaycı bir bakış açısıyla ve brecht anlayışına uygun bir biçimde ele alır, ortaya sanki gerçekötesi bir ortam çıkar.

    seishun (hayvan gibi insanın gençliği, 1963 ) film yönetmenin anlatımın en belirgin örneğidir.

    nikuıai no mon (bedenin kapısı, 1954) japonya dışında da gösterime giren film cinselliğe pervasız yaklaşımıyla tartışmalara yol açar.

    lrezumi ıchidai (bir dövmelinin öyküsü, 1965) bir tiyatro oyununun perdelerini çağrıştıran bir anlatımla ortaya koyulur.

    tokyo nageremono (tokyolu serseri, 1966) gangster filmlerine alaycı bir bakışla yaklaşılır.

    kenka ereji (kargaşaya övgü, 1966) 1930'ların okullarında cinselliğin de bir
    baskı aracı olarak kullanılmasını ele alırken faşist düşünür ıkki kita'dan esinlenen askerlerin başarısız darbe girişimine de değinen önemli bir film olur.

    koroshi no rakuin (arpacıkıaki kelebek, 1968) gangster türünün bütün kurallarını altüst edince, nikkatsu yapımevi, seyircinin filmlerini anlamadığı gerekçesiyle yönetmenin işine son verir. yapımevinin davranışı aydınların tepkisine yol açsa da suzuki bu film sonrasında on yıla yakın bir süre işsiz kalır.

    zigeunerweisen (çingene ezgisi). 80'li yıllarda yönetmenin sinemaya dönüş filmidir. filme şiirsel ve barok bir anlatımın egemendir.

    kagerosa (sıcak bulutlar, 1981) düşselle gerçeği iç içe geçiren bir melodramdır.

    pistol opera (2001) yönetmenin son filmidir. çizgi roman anlayışını perdeye getiren ve görselliği ağır basan hareketli bir filmdir.

    - shuji terayama:

    şair, yazar, tiyatrocu ve boksör kimliklerinin yanı sıra senaryo yazarıdır. kurduğu tenjo sajiki adlı gezici tiyatro topluluğunun oyuncularıyla deneysel kısa filmler çeker. alaycı bir bakışın egemen olduğu bu filmlerden birinde, karanlık bir odada bir el elektrik düğmesini arar. düğmeyi bulup da ışığı açınca, sinema salonunun da ışıkları yanar ve film biter. (şahsen fikre bayıldım). bir başka filmin gösterimi sırasında, oyunculardan biri perdeden çıkıyormuş gibi yapıp salondaki seyircilerin arasına karışır.

    tomato kechappu kotei (domates ketçap imparatoru, 1969). orta metrajlı olan film çocukların büyüklerin baskılarına direnişini konu edinir.

    sho o suteyo machi ni deyo (kitapları atıp sokaklara çıkalım, 1971) tiyatrosunun oyuncuları ile çektiği, yönetmenin ilk kurmaca filmidir. dramatik bir yapıdan yoksun olan film, bir kentin kimlikten yoksun yapısını verirken, görsel bir senfoniyi çağrıştırır. kimlik yokluğu, film boyunca freud'cu simgelerin de desteğiyle genişleyerek bütün japon toplumunu içine alır.

    denen ni shisu (kırda saklambaç, 1974). e şiirsel bir anlatıma sahiptir. film, yazarın şiirlerinden yola çıkarak, annesiyle ilişkilerini ve çocukluk korkularını gündeme getirir. filmin çocuklardan, gencecik orospulardan ve saatlerden oluşan kişileri, fellini filmlerini çağrıştıran bir ortam oluşturur. kimi japon eleştirmenler ise terayama'nın sanatçı kimliğiyle pier paolo pasolini arasında benzerlikler bulurlar.

    the boxer (boksör, 1978) yönetmenin yakından bildiği bir ortamı perdeye aktarırken bir tür rocky olur.

    les fruits de la passion (tutkunun meyveleri, 1981). pauline reage'ın ünlü romanı o'nun hikfıyesi'nin devamı olan retour a roissy'den uyarlanan ve bir genelevde geçen film fransız-japon ortak yapımıdır. film pek ilgi görmez.

    saraba hakobune (yüzyıllık yalnızlık, 1982). gabriel garda marquez'den uyarlar. genç yaşta ölen yönetmenin son filmidir. lanetlenmiş bir evlilik ortamından yola çıkarak kırsal kesimin yok oluşunu anlatan film, yönetmenin karamsar ve bezgin dünya görüşünü vurgulayan bir vasiyet filmi niteliği de taşır.

    - koji wakamatsu:

    1960'larda yaygınlaşan erotik filmlerin (pinkeiga) en önemli yönetmenidir. kısıtlı olanaklarla ve çok kısa sürede çevirdiği, toplumun en alt katmanlarına yönelik erotik filmlerde, pornografi sınırlarına girmekten de kaçınmayarak nihilist bir felsefenin sözcülüğünü yapar. chi wa taiyo yari akai (kan güneşten de kırmızıdır, 1966), taiji ga mitsuryo suru taki (embriyolar kaçınca, 1966), okasareta byakui (ırzına geçilen melekler, 1968), yuke yuke nidomo no shojo (lki kere bakire, 1969), tenshi no kokotsu (meleklerin kendilerinden geçmeleri, 1972) gibi adları da, sadizm, toplu sevişme ve toplu öldürme sahnelerine yer veren içeriklerini yansıtır. cinselliğin ve şiddetin insanın yeryüzündeki varlığının temelini oluşturduğunu öne süren yönetmen, fantastik ve dışavurumcu öğelere de yer veren filmlerinde, yozlaşmış ve baskıcı bir toplumun kurtuluşunu eros'un mitoslarında görür. yönetmenin siyasal çizgisinin, teröre başvurmaktan kaçınmayan kızıl ordu örgütüne yakın olduğu bilinir.

    kabe no naka no himegoto (duvarlann ardında sevişme, 1965) berlin film festivalinde gösterilen film, içerdiği pervasız cinsellik ve şiddetle bir festival ortamında bile tepkilere yol açar. japon basınının sert eleştirilerine karşın, yönetmen şiddet ve cinselliğin yanı sıra iktidara da karşı çıkan filmler yönetmeyi sürdürdür.

    manifesto of world revolution war (dünya devrimi savaşı manifestosu, 1971). filsin davasını destekleyen bu yapım, yönetmenin desteği ile çekilir.

    gomon hyakunen-she (yüz yıllık işkence tarihi, 1975 ) japonya'da kadınlara ve erkeklere uygulanan şiddet ve işkenceyi konu edinir.

    erotikkuna kankei (erotik llişkiler, 1992). paris'te çekilen film erotizmi konu edinir.

    kanzen-naru shiiku (kusursuz eğitim, 2004) borcunu ödeyebilmek için cinayet işleyen bir erkekle, kapatıldığı odada duvara bağlı bir kadının öyküsünü aktarır.

    ]itsiroku rengo sekigun asama sansa e no michi (birleşik kızıl ordu, 2007). üç saati aşkın süren film haber filmlerinden ve belgesellerden de yararlanarak japon soluna eleştirel bir bakış getirir.

    - yasuzu masumura:

    llk filmlerinden başlayarak klasik anlatıma sırt çevirir. ilk filmi kuchizuke (öpücük, 1957) canlı anlatımı ve hızlı kurgusuyla japon yeni dalga akımının ilk örnekleri arasında yer alır. yazılarında klasik ve toplumcu sinema anlayışlarına karşı çıkan masumura, japon sinemasının "bireyin kendini bastırmasına" dayanan lirizm anlayışından kurtulması gerektiğini öne sürer. kadını japon toplumunun itici gücü olarak gören masumura, edebiyat uyarlaması ağırlıklı filmlerinde genellikle genç ve aykırı davranışlı kahramanları ele alır, toplumsal çarpıklıklar ve ikiyüzlülüklerle erotizm arasındaki ilişkilere değinir. toplumsal yapının erkeği etkisiz kıldığını savunur. ona göre erkek, ancak kadınla birleşerek insanlığının bilincine varabilir.

    hyohekhi (uçurum, 1958). yasushi lnoue'nin romanından uyarladığı film, yönetmenin ilk önemli eseridir.

    manji (özel sevişmeler evi, 1964) , ırezumi (dövme, 1966), chijin no ai (dişi japon kedisi, 1967 ) yönetmenin baskın görüşünün doğrulandığı filmleridir.

    akai tenshi'de (kızıl melek, 1968) yönetmenin şaheseri olarak kabul edilen film, kore çarpışmalarına katılan ve askerlerden sevecenliğini esirgemeyen bir hastabakıcının öyküsünü anlatır.

    seisaku no tsuma (seisaku'nun kansı, 1965 ). kocasının gözlerini kör ederek, izinli geldiği cepheye dönmesini engelleyen bir köylü kadını ele alır. film tutkuya dönüşen bir aşkı aktarırken, savaş çılgınlığına bireysel bir karşı çıkışı da vurgular.

    çektiği kyojin to gangu (devler ve oyuncaklar). masumara'nın geleneksel
    çizgisinin dışında kalan tek örnektir. film kapitalist düzenin acımasız rekabet
    kurallarını ele alan, sert bir taşlaması niteliğindedir.

    elimizi vurmuşken japon sinemasının büyük yönetmenlerinin, sinema tarihinin tozlu raflarında yerini almış önemli filmlerine de değinelim.

    - shohei ımamura:

    savaş sonrasının çalkantılarının yaşandığı bir siyasal ve kültürel ortamda sinemaya adım atan imamura, üniversite öğrenciliği yıllarında karaborsa içki ve sigara satan, oyunculuk yapar, tiyatro ortamının belirsizliği karşısında, ozu'nun yardımcılığını yapar. bir dergide yayınlanan söyleşide şöyle der, imamura:

    "çağdaş japon gerçekliği insan bedeninin alt bölümüyle, toplumsal yapının alt bölümüne dayanır. ben de elimden geldiğince bu iki konu üzerinde duracağım."

    gerçekten de imamura filmlerinde toplumun en yoksul katmanlarını ele alacak, kentlerin kenar mahallelerine ve geleneklerinden kopma yolundaki kırsal topluluklara eğilecektir. yönetmenin filmlerinin tümü, büyük bir siyasal ve ahlaksal bunalım yaşamakta olan bir ülkenin, kimi kez lirik ve fantastik bir yaklaşımla verilmiş de olsa, acımasız bir eleştirisini gündeme getirir. !mamura, yazgının daha doğru bir değerlendirmeyle japon toplum yapısının aşağıladığı kadınların başkaldırısını gündeme getiren filmlerin yönetmeni olarak, japon sinema tarihinde özgün bir yere sahiptir. lmamura'ya göre kadınlar, erkeklerden daha ilginç oldukları gibi, daha da güçlüdürler.

    nusumareta yokubo (çalınan arzu, 1958). imamura'nın yönetmenliğe adımını attığı filmdir. film, osaka'nın ayak takımının eğlence bölgesine gerçekçi bir bakış getirir.

    hateshinaki yokubo (sonsuz arzu, 1958) grotesk anlayışının ipuçlarını verdiği film, uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir çetenin dağılışını aktarırken, şiddet ve cinselliği öne çıkarır. bu ilk iki film yönetmene "umut veren yeni yönetmen" ödüllerini kazandırır.

    nyan chan (ağabeyim, 1959). film, küçük bir çocuğun kardeşleriyle ilişkisini ele alır. on yaşındaki bir kızın güncesinden yola çıkan film, kyu-shu kömür ocaklarında çalışan yoksul madencilerin yaşamından da gerçekçi izlenimler getirir.

    buta ta gunkan (domuzlar ve savaş gemileri, 1 961). yönetmenin ilk
    önemli çalışması sayılan film, bir amerikan deniz üssü yakınında "iş tutan" bir orospu ile pezevenginin öyküsünü aktarır. amerikan üslerinin çevre halkı üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulayan film, bir kadının yazgısını kendi başına yönlendirme mücadelesini de çarpıcı bir biçimde verir. gangsterlerin, kamyonlardan kaçan domuzların arasında çatıştıkları sahne domuzların simgesel önemini daha da artırır. amerikan üssü çevresinde yaşayanlar da domuzlar gibi pistir. yönetmen hayvanları simge olarak kullanmayı başka filmlerinde de sürdürecek, japon insanını bir "böcek" gibi ele alarak incelemeyi deneyecektir.

    nippon konchuki (böcek kadın, 1 963). yılın en iyi japon filmi ödülünü alan film, yönetmenin japon toplumuna simgesel bakışın en önemli çalışmalarından biridir. küçüklüğünde babasının tacizine uğrayan, kırsal kesim kökenli artık yaşlanmış bir kadının çileli hayatının dökümünü yapar. film, boşa harcanmış bir yaşamdan yola çıkarak, savaş sonrasının yozlaşmasını, kültürel değerlerin çöküşünü yansıtır. bilmek için bedenini satan "böcek kadın", ekonomik çıkarları uğruna ruhunu abd'ye satan japonya'yı simgeler. zaten filmin özgün adının tam karşılığı da "böcek japonya" dır.

    akai satsui (cinayet niyetleri, 1 964). kendisine tecavüz eden erkeği sevmeye başlayan evli bir köylü kadının öyküsünü konu edinir. film, tecavüzün lekesinin intiharla temizlenebileceği inancına karşı çıkarken, tecavüzle aşk arasındaki ilişkiye de değinir.

    inruigaku nyumon (pomocular, 1966). akiyuki nozaka'nın romanından uyarlanan film, her türlü porno malzemesi satan ve bunu topluma hizmet amacıyla yaptığına inanan orta yaşlı bir erkeğin öyküsünü anlatır. alıcının sanki bir röntgenci gözü gibi davrandığı (siyah beyaz ve sinemaskop) film, cinsel aşırılıklara hoşgörüyle yaklaşan bir aile ortamından yola çıkarak, bastırılmış insan içgüdülerine alaycı bir bakış getirir.

    ningen ]ohatsu (bir adam kayboldu, 1 967) yönetmenin en deneysel filmi sayılır. japonya'nın büyük kentlerinde o yıllarda sık sık rastlanan "kaybolma" olayını konu edinen film, aniden "buharlaşan" (filmin özgün adındaki "johatsu" sözcüğü bu anlama gelir) bir erkeğin izini sürer. tanıklıklara baş vuran, nesnel bir anlatıma yer veren film sona erdiğinde, seyirci yitip gidenin somut bir kişinin ötesinde bir "kimlik" olduğu izlenimine kapılır. gelenekleri çok köklü bir ülke, kendini sanayileşme tutkusuna kaptırdığında elbette kimliğinin de kimi özelliklerini yitirecektir.

    kamigami no fukaki yokubo (tannlann derin arzulan, 1 968). yönetmenin o yıllardaki en önemli filmi sayılır. sanayileşmenin yozlaştırdığı japon toplumunun karşısına, ülkenin geri kalmış güneyindeki adalarda doğa ile başbaşa yaşayan ve başka ülkelerle daha fazla ilişkisi olan toplulukları çıkarır. tercihini bu insanlardan yana koyar. yönetmene göre yapay bir demokrasi kavramına sığınmış olan sanayileşmiş japonya' da, günlerini keyiflerince geçirerek yaşamın tadını çıkarmayı amaçlayan güneyliler japon toplumunun örnek alması gereken gerçek atalarıdır.

    - nippon sengoshi:

    madamu omboro no seikatsu (bir konsomatrisin ağzından savaş sonrası japonya'sının tarihi, 1 970). amerikan işgal günlerine tanıklık etmiş yaşlı bir fahişenin ağzından japonya'nın yakın tarihini perdeye getiren bir belgeseldir. alışılmışın dışında bir japonya tarihi yazmak isteyen yönetmen, bir barda karşılaştığı ve amerikalı askerlerle fuhuş yaparak geçimini sağlamış olan omboro adlı kadının, atom bombasının atılmasını izleyen yirmi beş yıl boyunca yaşadıkları, haber filmlerinin de desteğiyle ilginç bir belgesele dönüşür.

    bushi,ko'da (narayama türküsü, 1 983). lmamura'nın japon tarihine ve geleneklerine eğilerek içerdikleri trajik yönleri vurgulamak isteğinin yansımasıdır.

    zegen (pezevenk, 1987). meiji döneminde güney ülkelerine orospu gönderen ve bu işi imparatoruna ve vatanına hizmet etmek için yaptığına inanan bir pezevengi öyküsünü aktarır.

    kuroi ame (kara yağmur, 1989). atom bombasının yol açtığı yıkımı, gelinlik çağındaki bir genç kızın gözünden anlatan, incelikli bir psikolojik dramdır. film cannes film festivali'nde teknik başarı ödülünü aldığı gibi, japon akademisi ödülüne de değer görüldü.

    unagi (yılan balığı, 1 997). yönetmenin cannes film festivali'nde bir kez daha altın palmiye kazanmasını sağlayan film, akira yoshimuro'nun yapıtından uyarlanmıştır. film, aşığıyla yakaladığı karısını öldüren bir balıkçının (koji yakusho) öyküsünü konu edinir. cezaevinde geçirdiği sekiz yıl boyunca yalnızca bir yılan balığı ile dostluk eden
    balıkçı, salıverildikten sonra, intihar etmesini engellediği ve eski karısına benzeyen bir kadınla birlikte yaşamaya başlar. film pişmanlığı, yaşama yeniden sarılmayı, aşkın onarıcı gücünü dingin bir anlatımla vurgular.

    akai hashi noshitanonurui mizu (kıvl köprünün altından akan ılık sular,
    2001 ). tokyo sokaklarını arşınlayarak iş arayan iflas etmiş bir iş adamının (koji yakusho), altın bir buda heykelinin peşine düştüğünde karşısına çıkan bir genç kızla (misa shimizu) serüvenini aktarır. masal havası içinde geçen film seyirciyi hem güldürür hem de dışlanmışlık, cinsellik, kadın erkek ilişkileri konusunda düşündürür. yaşlı bir yönetmenin çok "genç" bir filmi olarak dikkati çeker.

    - kon lchikawa:

    başlarda sıradan insanın günlük yaşamını konu edinen güldürüleriyle ünlenmişti. bu güldürüler dolayısıyla, yönetmen japon sinemasının frank capra'sı olarak anılıyordu. çeşitli türleri bu arada sık sık edebiyat uyaflamalarını deneyen yönetmenin en büyük özelliği, sanatsal kaygılardan ödün vermeksizin, geniş seyirci kitlelerinin ilgisini çekmeyi başarmış olmasıdır.

    biruma na tadegoto (bimıanya harpı, 1 956). yönetmen bu filmi ile ülkesi dışında da büyük ilgi uyandırdı. michio takeyama'nın romanından uyarlanan film, bir savaş alanındaki ölüleri teker teker gömmek işlevini yüklenen bir eski askerin savaşa bireysel karşı çıkışını lirik bir anlatımla ele alırken, savaşın dehşetini vurguluyordu. lchikawa, bu filmle venedik film festivali'nde san giorgio ödülü kazandı.

    enjo (kor, 1958). önemli bir edebiyat uyarlamasıdır. film, kyoto dolaylarında bir tapınaktaki bir rahip adayının, yaşamın ve insanların adiliğini, tapınağın kusursuz güzelliğiyle karşılaştırmasını konu edinir. rahip adayı tapınağı yaktıktan sonra intihar
    eder. yönetmenin, dostoyevski romanlarını çağrıştıran bir yapıtı, donuk bir anlatımın katkısıyla sinemayla bağdaştırdığı görülür.

    nabi ( 1959). savaş karşıtı filmlerin en önemli örneklerinden biridir. savaşın sonuna doğru filipinler' de gerillalar tarafından sıkıştırılan son japon askerleri arasında yer alan bir erin yaşadıkları, savaşın yol açtığı korku ve dehşeti aktarır. savaş insanı, insan eti yemeye varan bir çılgınlığa ulaştırır.

    kagi (anahtar, 1 959). yaşlanmayı kabullenmek istemeyen bir erkeğin öyküsünü anlatan film, erotizmi acımasız ve yok edici bir dürtü olarak değerlendirir. genç karısını doyurmak için cinselliği artırıcı ilaçlar kullanıp sonuç alamayan yaşlı bir erkek, kıskançlığın cinselliğini canlandıracağını düşünerek, kızının sevgilisinden karısıyla sevişmesini ister. anahtar, çağdaş toplumun çürümüşlüğüne değinirken, bu toplumun artık ortadan kalkma zamanının geldiğini de vurgular.

    - masaki kobayashi:

    kabe atsuki heya (kalın duvarlı oda, 1 953). yönetmenin ilk önemli filmidir. abd'nin tepkisinden çekinildiği için yıllarca gösterime giremeyen film, savaş suçluları konusunu gündeme getiriyor, ancak küçük suçluların yakalandığını büyük suçlulara ise dokunulamadığını vurgular.

    ningen no joken (lnsanlık durumu, 1 959-61). çin savaşına katılmış olan yazar
    jumpei gomikawa'nın yapıtından sinemaya aktarılan üçleme, savaş karşıtı destansı bir filmdir. toplam uzunluğu dokuz buçuk saati bulan film, savaşa katılan idealist kaji'nin (tutsuya nakadai) mançurya bozgununu yaşamasını, sovyetler'in eline tutsak düşmesini ve sibirya steplerinde can vermesini konu edinir. hem ezilen hem de ezen konumundaki kaji'nin yaşadıkları, militarizme ve yol açtığı cinayetlere ayna tutar. toplumun nasıl "insanlıkdışı" bir yapıya bürünebileceğini vurgulayan filmde, kaji'nin başkaldırısının tek sığınağı ölümdür. filmin ilk bölümü, non c'e amore piu grande / daha büyük aşk yok adı altında gösterildiği venedik film festivali'nde san giorgio ödülünü alır.

    seppuku (harakiri, 1963). samurayların "bushido" (samurayın el kitabı) ilkelerini eleştirir. brecht anlayışına uygun bir gelişme gösteren film, yoksul ve başına buyruk bir samuray topluluğundan yola çıkarak, otorite ve onur kavramlarını tartışır. film cannes film festivali'nde jüri özel ödülü alır.

    kwaidan (hayalet öyküsü, 1964). amerikalı yazar lafcadio hearn'den uyarlanan film, yazarın gerçeküstücü bir korku ortamında geçen dört öyküsünü aktardı. film cannes festivali'nde jüri özel ödülü alsa da, seyirciden hiç ilgi görmez.

    tokyo saiban (tokyo davası, 1 983 ). yönetmenin, yarı belgesel anlatımıyla
    büyük ilgi çeken filmidir.

    - tadashi lmai:

    yönetmenin toplumun ezilen katmanlarına, ucuza kaçmayan bir gerçekçilikle yaklaşması filmlerinin öne çıkan unsurudur.

    minshu no teki (halk düşmanı, 1 946). yönetmen bu ilk filmi ile japon militarizmini yerden yere vurur.

    yamabiko gakko (yankı okulu, 1959). yönetmenin en iyi filmlerinden biri olarak nitelenir.

    - shinsuke ogawa:

    japon sinemasında radikal belgeselci olarak gösterilen yönetmen, militan sinemanın en önemli temsilcisidir. öğrencilerin, köylülerin, kentlilerin sorunlarını inceleyerek, toplumsal baskılara karşı çıkan ve başka bir düzen öneren belgesel filmleriyle ilgi topladı.

    seinen no umi (gençlik deniti, 1966). çalıştıkları için mektupla öğrenim gören öğrencilerin sorunlarına eğilen film yönetmenin ilk önemli çalışması olup, japon komünist partisi'nin desteğiyle yapılmıştır.

    sanrisuka no natsu (sanrisuka'da yat, 1968). yeni bir hava alanı yapılması amacıyla toprakları kamulaştırılmak istenen köylülerin direnişini belgeleyen film, yönetmenin en önemli filmidir. direnişçi köylülerin arasında yaşayarak bu çekimi gerçekleştiren yönetmen, aynı konuyu incelemeyi sürdüren altı film daha çeker.

    - kaneto shindo :

    genbaku no ko (hiroşima çocukları). öğretmenler sendikası'nın desteğiyle yönettiği bu ilk filmi ile ülkesi dışında büyük ilgi görür. atom bombasının atılmasından yedi yıl sonra hiroşima'ya gelen bir kadın öğretmenin izlenimlerinin konu edildiği filmde sakat çocuklar, doğurganlıklarını yitirmiş kadınlar, radyasyondan etkilenmiş insanlar, alçak sesli şiirsel bir anlatımın eşliğinde atom bombasının dehşetine tanıklık ederler.

    hadaka no shima (çıplak ada, 1961). yönetmenin en başarılı filmidir. çıplak ada, bir köylü ailesinin kendilerinden her şeyi esirgeyen doğaya karşı yürüttüğü amansız mücadeleyi konu edinen şiirsel bir çalışmadır. robert flaherty'nin sinemasından esinlendiği izlenimini veren filmin özelliği, baştan sona konuşmasız olmasıdır. siyah beyaz sinemaskobun büyük bir ustalıkla kullanıldığı filmde, hikaru hayashi'nin müziğinin de desteğiyle görüntüler çarpıcı bir gerçekliğe dönüşür. yönetmen bu filmle çıplak ada, moskova film festivali'nde en iyi film ödülünü alır.

    - hideo sekigawa:

    atom bombasının yol açtığı yıkımı ele alan ve abd'yi eleştiren siyasal içerikli filmlerin en önemli temsilcilerinden biridir. yönetmen sinemaya belgeselci olarak giren ve ancak savaşın bitiminden sonra solcu dünya görüşüne uygun filmler çekmeye başlar.

    hiroshima (1954). atom bombasının atıldığı günün dehşetini olanca çarpıcılığıyla verir. bu filmin gerçekçi bakışı, filmi hiroşima çocuklan'nın yumuşak biçemiyle tam bir karşıtlık oluşturur. alain resnais, hiroşima sevgilim adlı yapıtında sekigawa'nın filminden alıntılara da yer verecektir.

    - shiro toyoda:

    yönetmen edebiyat uyarlamalarına ve oyuncu yönetimine verdiği önemle, japon sinemasında özel bir yere sahiptir. az oyunculu edebiyat uyarlamalarında, başarılı oyuncu yönetimiyle dikkat çeker.

    yuriguni (karlar ülkesi, 1957). kadının iç dünyasını yansıtmadaki ustalığıyla dikkati çeken film, yönetmenin en başarılı filmidir.

    meow zenzai (evlilik ilişkileri, 1955) ile shozo tufutari no onno (bir kedi, shozo ve iki
    kadın, 1957) güldürüye yakın bir havada japon toplumunun aksak yönlerine değinen filmlerdir.

    - takeshi kitano:

    zamanının genç kuşağının en ilginç yönetmenleri arasında yer alır. köşe yazarlığı, televizyon programcılığı, ressamlık, şarkıcılık, tiyatro ve sinema oyunculuğu gibi değişik alanlarda çalışmalar yapar. yönetmenin filmlerinin belirgin özelliği filmlerinde konuşma ve müziğe çok az yer vermiş olmasıdır. onun deyişiyle, 'sinema temelde sessiz olup, seyirci her şeyi yalnızca görüntüler aracılığıyla algılayabilmelidir.' insanların acımasızlıklarını keskin bir mizahla ama lirik bir anlatımla vurgulayan kitano, yine konuşmalar yerine görüntüye ağırlık verir. bu seçim, anlatıma büyük bir dramatik güç katar.

    sono otoku kyobu (vahşi polis, 1989). konuşmaların en aza indirildiği, alıcı hareketlerine yer vermeyen anlatımının ilk örneğini verdiği bu filmde, suskun ama sırası geldiğinde yumruklarını kullanmaktan çekinmeyen sevimli bir anti-kahraman yaratır.

    shizukana umi (bir deniz manzarası, 1991). kendi kendine sörf yapmayı öğrenmeye kalkışan sağır bir çöpçünün öyküsünü anlatır . bulduğu sörf tahtasını kullanmayı öğrenip, sörf yarışmasında birinci olmayı düşleyen sağır çöpçünün serüveninin ardında, hüzünlü bir aşk hikayesi yatar.

    hana bi (havai fişekler, 1997). yönetmene venedik film festivali'nde altın aslan kazandırır. dul bir kadına yardım edebilmek ve hasta karısını son bir kez fuji dağı'na götürebilmek için banka soyan eski bir polisi konu edinir. japon erkeğinin sorumluluk anlayışını vurgulayan film, geriye dönüşlerle ileriye gidişleri iç içe geçiren kurgusuyla da dikkati çeker.

    - hiroshi teshigahara:

    gerçeküstücü seiki no kai topluluğuna dahil olan yönetmen, kendi olanaklarıyla aralıklı olarak sürdürdüğü sinema çalışmalarında, dünyaya bu akımın ilkelerine uygun bir biçimde bakar.

    suna no onno (kum kadın, 1963). cannes film festivalinde jüri özel ödülüne layık görülen film, yönetmeni uluslar arası üne kavuşturur. tutsağı olduğu bir "kum kadınla" birlikte yaşayan bir böcek uzmanının varlığını tehdit eden çölle mücadelesini konu edinirken, bunuel filmlerini çağrıştıran bir ortamda toplumsal kimlik sorununa değinir.

    moetsukita chizu'nun (bozulan plan, 1968). polis hafiyesi ise gizemli siyasal çatışmaların yaşandığı bir kentte kaybolan bir adamı arar. polis hafiyesi bir çatışmada öldürülüp gömüldüğünde, aradığı adamla özdeşleştiğini kavrar. film çağdaş japonya'ya egemen kargaşayı ve korku havasını yine bunuel'i çağrıştıran bir anlatımla aktarır.

    - hashiguchi ryosuke:

    yeni kuşağın umut veren yönetmenleri arasında gösterilir.

    nagisa no sindbad (kum tanecikleri gibi, 1995 ) filmde ergenlik sorunlarını etkili bir dille ele alır.

    shinji soomai:

    ohikkoshi (aynlma, 1993) japon sinemasının el atmaktan çekindiği boşanma konusunu, annesiyle babası boşanmaya karar veren bir kız çocuğunun gözünden değerlendirir.

    - mitsuo yanagimachi:

    ai ni tsuite tokyo (aşk üstüne tokyo, 1992) tokyo'da çalışmaya gelen çinlilerin karşılaştıkları ırkçı davranışları konu edinir.

    sen no rikyu (rikyu'nun ölümü, 1989) kei kumai da, on altıncı yüzyıl japonya'sının ünlü çay ustası rikyu'nun yaşamını konu edinir. film venedik film festivalinde gümüş aslan ödülünü alır.

    umi to dokuyaku (deniz ve zehir, 1986) japon cerrahların amerikalı savaş tutsakları üzerinde yaptıkları deneyleri konu edinen film berlin film festivali'nde gümüş ayı ödülü alır.

    'kültür paylaşılmak içindir, benim filmlerimi internetten indirebilirsiniz' diyen godard'ın, kültürün paylaşımı yönündeki şiarıyla, içerik rekin teksoy'un sinema tarihi adlı kitabından alıntıların düzenlenmiştir.