şükela:  tümü | bugün
  • ikinci roma krali, romulus'tan sonra basa gecmis, daha cok sehrin imarı, kanunlar vs. ile ilgilenmistir.
  • en eski dini torenlerin kurucusu.
  • (bkz: #10559465)
  • yunancasıyla nomas pompilios, latincesiyle numa pompilius, roma 'nın romulus'u saymazsak ilk kralıdır. smith'in `dictionary of greek and roman biography and mythology` adlı eserinde ise ilgili maddede "ikinci kral" diye geçer. genel itibariyle bakıldığında hakkında bilgi içeren en mühim kaynaklardan biri plutarkhos'un paralel yaşamlar'ında spartalı lykurgos'la karşılaştırılması, titus livius'un roma tarihi (http://www.thelatinlibrary.com/liv.html ; http://www.thelatinlibrary.com/livy/liv.1.shtml [18] ) diğeri de niebuhr'un eseridir. (history of rome, vol. i. p. 237, &c. : http://www.litencyc.com/…orks.php?rec=true&uid=3283)

    geleneğe göre; bilgili biri ve pythagoras 'un ahbabı olarak kabul edilir. plutarkhos'a göre; onun pythagoras'la ahbablığı meselesinde bir başka görüş de şudur; bu filozof, numa'nın çağdaşı olmayıp ondan en az beş kuşak sonra yaşamıştır. bu görüşe göre; başka bir pythagoras numa'nın dostudur. o ki, sparta'nın bir yerlisi olup, xvi. olimpiyatın numa'nın kral yapıldığı üçüncü yılında olimpik yarışta bir ödül kazanmıştır. bu ikinci pythagoras'ın, numa ile tanıştıktan sonra ona krallık yasalarını yapmada yardım ettiği de söylenmektedir. işte bu yolla; sparta yasalarıyla, roma yasaları arasındaki benzerliklerin menşei açıklanmış oluyor. belki de plutarkhos'un paralel yaşamlar 'ında numa'ya karşılık spartalı lykurgos'u incelemiş olmasının da sebebini öğrenmiş bulunuyoruz. plutarkhos'un bu ikinci görüşe yatkın olduğunu da söyleyebiliriz. zaten plutarkhos'un da kabul ettiği gibi; numa, kendilerinin bir sparta kolonisi olduklarını ileri süren sabinlerin soyundan gelmekteydi.

    roma'nın kurucusu romulus'un ölümünün ardından oluşan yeni kralın seçilmesi hususunda kocaman bir problem söz konusuydu. çünkü kente yeni yerleşmiş olanlar henüz asıl romalılarla tam manasıyla karışmış değillerdi. ayrıca senatorler arasında değişik kavimlerden geldiklerinden ötürü çekişmeler ve kıskançlıklar vardı. bu da yeni kralın kimlerden seçileceği hususunda bir tartışmaya sebep oluyordu. (plutarkhos, a.g.e.) yine o dönem senatörlerin interrex'den yani ara dönemden memnun oldukları ve bu süreyi uzatmak istedikleri de söyleniyordu. (niebuhr, a.g.e.) interregnum denilen iki kralın arasındaki kralsız, iki senatorun dönüşümlü yönetimine geçilmesi fikri ortaya atıldı. ancak bu yönetim biçimi de oligarşi kokmuyor değildi. halk arasında , senatorlerin aslında kendi yönetimlerini kralın mutlakiyetinden bile daha kuvvetli bir şekilde sağladıkları kuşkusu vardı. zaten romalılar ile sabinler arasındaki menşei tartışmaları da yeteri kadar ayrı'lık sebebiydi. bunun üzerine en sonunda her bir yanın kralı öteki yandan seçmesi gibi bir çözüm üzerinde anlaşma sağlandı. romalılar bir sabin'i, sabinler de bir romalıyı seçeceklerdi. bu, tüm parti çekişmelerine bir son vermek için en uygun yol sayıldı. sabinler ilk seçimi romalılara bıraktı. her iki tarafın da ortak kararı olarak sabinlerden numa pompilius'a krallık teklifi götürüldü.

    numa, sabinlerin cures adı verilen ünlü bir kentlerinde yaşıyordu. babası pomponius, ilk karısı da arkadaşı tatius'un tek kızı tatia idi. (http://www.reference.com/search?q=numa pompilius) ama bu evliliği gidip kayınbabası ile roma'da oturmayı kabul edecek denli ciddi değildi. tersine, sabinleri ile birlikte yaşamayı ve ileri yaşlarında olan babasını bağrına basmayı seçti. söylenenlere göre; tatias, evliliğinin onüçüncü yılında öldü. bundan sonra numa kent işleri ile ilgilenmeyi bırakarak kırsal yaşama çekildi.

    numa'ya krallık teklifi geldiğinde kırklı yaşlardaydı. ona gelen elçiler proculus ve velesus'tu. numa gelen teklifi şu sözlerle reddetti:

    "bir insanın yaşamındaki her değişim onun için tehlikelidir. ama hiçbir gereksinimi olmayan ve herşeyden doyum bulan birini alıştığı yaşamı bırakmaya ancak delilik götürebilir, çünkü böyle bir yaşam nede eksik olursa olsun, her durumda bütünüyle kuşkulu olanın ve bilinmeyenin üzerinde güvenliğin ve pekinliğin üstünlüğünü taşır. ama kralınız olacak olan kişinin yazgısının belirsiz olduğu bile söylenemez. onu ilk üstlenen romulus meslektaşı tatius'un yaşamına karşı aşağılık bir komplo kurmakla suçlandı. ne de senato benzer olarak romulus'u öldürme gibi bir ihanette bulunma suçlamasından kurtulabildi. gene de romulus'a o suçlamaları yöneltenler onun tanrısal olarak doğmuş ve tansıksal bir yolda kollanarak büyütülmüş olduğunu çok iyi biliyorlardı, ve bu onun için bir üstünlüktü. ben ise bir ölümlü olarak doğdum ve sizin tanıdığınız insanlar tarafından büyütülüp eğitildim. dahası, tam olarak karakterimin en övülen noktalarının gösterdiği şey bir yönetici olmaya uygun biri olmadığımdır — yalnız başıma olmayı ve insanların her zamanki etkinlikleri ile pek ilgisi olmayan incelemeler yapmayı severim. bu öyle bir tutkudur ki, bende barış için, savaşçı olmayan uğraşlar için bir alışkanlığa dönüşmüştür. yalnızca tapınmak ve uygarca ilişkilerde bulunmak üzere biraraya gelen ve bunun dışında yaşamları genel olarak çiftliklerinde ve yeşillikler arasında geçen insanların toplumu olmaksızın yapamaz oldum. oysa sizlere, romalılar, isteseniz de istemeseniz de, romulus kalıt olarak sayısız savaş bıraktı, ve bununla başa çıkabilmek için kentin bir savaşçının deneyimi ve gücü ile donatılı bir krala gereksinimi olacaktır. dahası, halk savaşa çok alıştı ve getirdiği başarılardan ötürü onun beklentisi içinde ve hiç kimse fetih yoluyla büyüme için duydukları isteğe karşı kör değil. bu yüzden eğer gereksinimi bir kraldan çok bir komutan olan bir kente giderek orada insanlara tanrılara tapınmayı aşılamaya çalışacak olursam, ve eğer onlara türe sevgisi ve savaştan ve şiddetten tiksinme konusunda dersler verecek olursam, sanırım yalnızca alay konusu olurum." (plutarkhos, a.g.e.)

    hem sabinlerin hem de romalıların üzerinde anlaşabileceği tek isim numa olduğundan, üzerindeki kral olması hususundaki baskılar daha da arttı, her ne kadar teklifi reddetmişse de. babası ve marcius ‘un da baskılarına dayanamayaınca krallığı kabul etti. tanrılara adaklar adar ve roma ‘ya doğru yol aldı. halkın ve senatus’un yoğun tezahuratları eşliğinde karşılanır roma’da. tapınaklarda onun için adaklar sunulur, sevinç ve umut roma’yı sardı. ilginçtir; roma’nın bilirsiniz ritüelleri meşhurdur. hatta “romalı tören düzenlemeden çişe bile gitmez” bile denir. numa’nın kral seçilmesi için de bazı ritüeller yerine getirilmelidir. evvela herkes forum’a indiğinde, o zamanlar interrex olma sırası kendinde olan spurius vettius, yurttaşları oylamaya çağırır ve tüm oyların numa’ya gitmesini sağladı. ancak numa kraliyet üniformasını giymeden, amblemleri takmadan önce tanrılardan da icazet almalıdır. bunun için rahiplerin ve bilicilerin eşliğinde romalıların o zamanlar tarpeius tepesi dedikleri capitol’e çıkar. orada bilicilerin şefi, numa’nın örtülü başını güneye doğru çevirerek, kendisi arkada durarak ve sağ elini onun başının üzerine koyarak yüksek sesle duaya başladı. beri yandan da tanrılar tarafından gönderilecek işaret niyetine kuşları gözlemler. bu arada forumdakiler gelecek sonucu merakla beklerler. sonunda tanrıların işareti olan kuşlar görünür ve sağ taraftan yaklaşmaya başladılar. numa o vakit kıyafetini giyer ve halkın arasına döner, halk onu sevgi ve hürmetle kucakladı. numa’nın kral olarak ilk icraatinin romulus’un korumaları olan ve onun tarafından celeres olarak adlandırılan üç yüz adamlık birliği dağıtmak oldu. ikinci icraati ise iuppiter ve mars rahiplerine bir de flamen quirinalis denilen romulus rahibini eklemekti. ardından numa, çatışmalar ve çarpışmalarla dolu roma’ya barış ve huzur getirmek için tanrılardan yardım istedi, adaklar sundu, dini törenler düzenledi. bu törenlerde ağırbaşlılığı, uysallığı öğütledi. ilginçtir plutarkhos’a göre; numa, insanlarının ruhlarını doğaüstü (tanrısal) korkularla yatıştırıp yumuşatarak ülkeye huzur getirdi. hatta bu huzuru sağlarken, kimi zaman halkın arasında bazı tekinsiz varlıkların dolaştığına dair söylentiler de yaydı. yani günümüzde din üzerine tartışmalarda sık sık ortaya konan ve benim din/@jimi the kewl entirimde bahsettiğim bir durum söz konusu. evet din ve tanrı imgeleri kente huzur getirmiştir. ancak bu tümüyle korkutma yoluyla olmuştur. hatta numa’nın bilgeliğini bu eylemlerinden ötürü pythagoras ile yakınlığına yoranlar da vardır. zira pythagoras ‘un felsefesi ile numa’nın politik önlemleri hep tanrısal imgelerle doludur. her ne kadar fliasios’lu timon, pythagoras’ı hilelerle dolu bir hokkabaz olarak görse de, onun tuhaf ve inanılmaz bazı doğaüstü hareketleri olduğuna inanılırmış. tekrar numa’ya dönersek; latin dilinde “sessizlik” manasına gelen tacita ismini verdiği bir ilham perisinin (mousa) kentte onurlandırılmasını,bu sayede, pythagoras’ın “sessizlik” ilkesini kentte yaşamasını, baskın olmasını sağladı. (plutarkhos, a.g.e.)

    pythagoras ile numa’nın görüşleri arasındaki uyumun bir göstergesi de, pythagoras’ın varlığın ilk ilkesinin duyu ve duyguyu aştığını, görülmez ve bozulmaz olduğunu ortaya koyan düşüncesine paralel olarak, numa’nın da roma’da tanrının insan ya da hayvan biçimini taşıyan imgelerine tapınmayı yasaklamasıdır. bu da ilginç bir sonuzu doğurmuştur roma’da. bu yasak sayesinde, tanrının daha aşağı bir imgeyle tasvir edilemeyeceğine dair islam inancındaki sınırlamaya benzer bir durum ortaya çıkmıştır. tanrısallığın sadece saf akıl yoluyla kavranacağı düşünülmüştür. romalılar bu dönemde tanrının herhangi bir resimli ya da oyma imgesini kabul etmemişlerdir. adakları da pythagorasçı tapınma biçimine uygundu. çünkü çoğu kan akıtmaksızın ve un, şarap ve en az pahalı sunular aracılığıyla yerine getiriliyordu. (plutarkhos, a.g.e.)

    pythagoras ile numa ilişkisini ortaya koyan başka kanıtlar da vardır. örneğin; pythagoras’ın roma vatandaşı yapılması, numa’nın dört oğlundan birine pythagoras’ın oğluna ait olan mamerkus isminin verilmesi, bir bilicinin foruma alkibiades ile birlikte pythagoras’ın da bir yontusunun yerleştirilmesini emretmesi gibi.

    numa, pontifices denilen üst rahipler düzenini de kuran kişidir, hatta ilk pontifex kendisidir. (plutarkhos) vesta bakirelerinin kurumsallaşmasını da o sağlamıştır. ona göre; ateş arı ve bozulmaz bir şeydi. o halde bu onuru taşımak bakire olan kızlara bırakılmıştı. yine numa’nın kutsal ateşin saklandığı bir daire biçiminde olan vesta tapınağını yaptırdığı da söylenir.

    yas dönemlerini yaşlara göre düzenledi, çeşitli rahiplik kurumlarını oluşturdu (salii, fitiales..), o rahipleri eğitti, vesta tapınağının yakınında regia denilen kral evini kurdu. dinde böyle eğitim ve öğretim yoluyla, kent tümüyle uysallaştı. numa’ya hep saygı ve huşu içinde yaklaştılar, hatta ona çeşitli efsaneler,masallar bile uydurdular. kutsal ve doğa üstü öğeler zemininde inanç ve terminus (pisteos kai termonos) tapınaklarını ilk yaptıran, romalılara daha sonra da uygulamayı sürdürdükleri inanç adına yemin etmeyi öğreten yine numa’ydı. insanlarını yoksulluktan kurtararak, çiftliklerine dönmelerini (edinmelerini) sağladı. bu yolla, insanlar çiftlikleriyle uğraşarak daha da uysallaşacaklar, forumda veya çeşitli bölgelerde birbirleriyle çatışmaktan uzak duracaklardı. görüldüğü gibi roma(lı)’nın agricola virtus yani çiftçi karakterinin kökenlerini numa’da rahatlıkla bulabiliriz. plutarkhos’un şu ifadesi de bu icraatinin bir savunması gibidir: “..başka hiçbir uğraş barışa yatkınlığı bir çiftçinin yaşamından daha etkili ve daha hızlı bir yolda kazandıramaz. bunda insanları kendilerini savunmak için dövüşmeye yönelten yürekliliğinin çoğu saklanırken, aynı zamanda savaşçının kendini yağmacılığa ve haksızlığa kaptırma eğilimi de törpülenir.” (a.g.e.)

    numa, tüm halkı iş ve sanatlarına göre kümelere ayırmıştı. halkın sabinler ve romalılar seklinde kabileler bazında ikiye ayrılarak aralarındaki çatışmaların devam etmesine sebep olacağını bildiğinden, onları müzisyenler, nalbantlar, marangozlar, boyacılar, ayakkabıcılar, dericiler, metalciler ve çömlekçiler olarak kümelere ayırdı. bu müthiş bir icraattir. zira genesisden ziyade mesleğe dayalı kümelendirme, bugün bile ırk ırk, kavim kavim bölünmelerden ötürü doğan anlaşmazlıklar ve acıların önlenmesini sağladı. toplumda birlik sağladı. meslek milliyetçiliğinin bu müthiş örneği sayesinde, kentten kimi yurttaşlardan sabinler ve başkalarından romalılar olarak, ya da kimilerinden tatius’un ve başkalarından ise romulus’un yurttaşları olarak söz etme davranışını uzakklaştırmayı başardı. kavimlere dayalı bölünme yerine, mesleklere göre kümelenme iç çatışmaların önünü kesti. herhalde aşırı milliyetçiliğin ayrışma ve ötekileştirmesine tarihteki en etkili darbe numa’nınki olmalı.

    numa daha başka bir çok çalışması sayesinde büyük bir saygı ve sevgiyle anılmıştır. platon’un “insan kötülüklerin sona ermesi için biricik umut bir kralın gücünü ve bir felsefecinin bilgeliğini tek bir insanda birleştirecek ve böylece erdemi erdemsizlik üzerinde egemen ve efendi kılacak belli bir tanrısal kayrada yatıyordu” (devlet, 487e) dediği gibi numa platon’un “bilge kral” tipine tümüyle uygundu. kalabalığa zorla bir erdemi kanıksattırmaya girişmedi, erdemin örneklerini kendi davranışlarında gösterdi. numa’nın , ardında kötü bir şöhret, kendisine karşı girişilen bir hükümet darbesi dedikodusu, çekişme, savaş bırakmadığını biliyoruz. o, halkına huzuru kimi zaman dini öğelerin korkutuculuğuyla, kimi zaman onları meslekleriyle vatana hizmet etmeye yönlendirerek, kimi zaman da kavme dayalı bölünmelerin önüne geçerek verdi. bu açıdan bakıldığında; günümüz yönetim anlayışlarına örnek teşkile tmesi bakımından daha ayrıntılı incelemeye değer diye düşünüyorum.

hesabın var mı? giriş yap