şükela:  tümü | bugün
  • çoğunlukla öğrenciyken yaşanmış fakirlik anılarıdır.
    ailenizden ayrı okuyorsanız daha bir sakata binebiliyor olay.

    çoğu öğrenci gibi benim de çok fakir öğrencilik hayatım oldu lakin bir gün fakirliğin en dibini gördüm.
    hayatım boyunca unutamam o günü.
    bir hafta sonu.
    evde tekim.
    cebimde 5 kuruşum yok ve fena acıktım.
    açlıktan bayılıp geberecem az kaldı koltukları kemirecem.
    evde yiyecek namına hiç bir şey yok a.q
    şekerli çay içerek bastırmaya çalışıyorum açlığımı. çay dediğim 2 günlük çay.
    ısıtıp ısıtıp içiyorum çünkü çay'da yok, çay tamamen biterse şeker yiyecem. özetle şeker komasına girmeye çok müsaitim.

    baklava çalan bebeler vardı hani hapse atıldılar. onları hapse atan hakim ve savcıları bir hafta sadece suyla besleyin sonra salın halkın arsına. daha beterini yapmazlarsa gelin beni sikin, açlık insana her şeyi yaptırır aga. üstelik çok acıkınca çalmanın dinde bile yeri var. artık onların da başlarına ne geldiyse ayet inmiş a.q. çalın diye.
    yaradan kimseyi açlıkla sınamasın.

    neyse ben para bulmanın peşine düştüm fakat ailenin tek zengini olarak işaretlediğim babam yırt dışında.
    annemden de para istemeye yüzüm yok.

    yaşadığını bildiğim bütün tanıdıklarıma ödemeli arama gönderiyorum. ödemeli aramanın yaygın olduğu dönemlerdi, hâla var mı bilmiyorum.
    spam gibiyim a.q deli gibi arama gönderiyorum, benim gibi kontör fakirleri geri dönemeyince onlar da bana ödemeli atıyor.
    bir yandan da evde para bulma ümidiyle evi savaş halanına çeviriyorum.
    annemin ziyaret amaçlı geldiğinde kaldığı odaya daldım sonunda ki girmem o odaya pek ama açlıktan neredeyse ağlayacam artık a.q.
    annemin çanta duruyo dolabın içinde açtım hemen.
    içinde biraz para var lakin ben hazine bulmuş gibiyim.
    bide not eklemiş: idareli harca bitince beni ara gözlerim doldu a.q.
    o gün yaşadığım açlılıkla mutluluğun tarifi yok ve kilometrelerce uzakta olmasına rağmen anam yetişti imdadıma.
    bu anaların kimyası çok başka değişik.
  • mürsel amca, üniversite okurken oturduğumuz evdeki karşı komşumuzdu.
    kurban bayramında kurbanlıklarını kestiler ve dolaplarında yer olmadığı için bizim buzluk kısmını kullanabilir miyiz diye sordular.(nasıl olsa boştur dediler herhalde ak) tabi ki dedik neyse baya tıka basa doldurdular.dolaplarında yer açılmış olacak ki bir süre sonra gelip etlerini geri aldılar.

    adettendir diyerek bize de bir parça verir herhalde diye düşünüyoruz tabi o zaman.hele dolabını kullandığın öğrenci kardeşlerine kesin verir falan diyoruz.vermedi orospu çocuğu.bu da böyle bir anımdır.
  • bu hikaye tüm anadolu çocuklarının hikayesidir. hepimiz aynı şeyleri yaşadık. yoksulluğu o kadar çok yaşadık ve o kadar bedel ödedik ki şu halimize gelene kadar, şimdi ne bırakıp gidebiliyoruz bu memleketi, ne de bu fakirliğin tozunu üzerimizden atabiliyoruz. öylece kalmışız.

    sene 2010, çapa 'da öğrenciyim. okul diğer fakültelere göre erken açılıyor bu yüzden burslar da başlamamış. kyk da yok zaten.
    o sene klinik için pahalı bir alet istemişlerdi. fiyatı 300€ idi. dinozor kafalı beyaz türk profesörler garibanlık nedir bilmezdi. ucuz alet alanları klinikten atardı, çok ah alıyorlardı.

    yazın ortasında gelmişim okula. babamın verdiği 100 tl bir haftada bitmiş. cepte kuruş yok. geldi çattı klinik staj haftası. aradım babamı, bir iki gün müsaade et dedi. biliyorum para yok babamda. tam da iflas ettiği seneydi. allah kahretsin, bir kere ters gitti mi hep ters gider derler ya öyle işte. 2 gün geçti babam aradı, 350 tl gönderdim dedi. hayda.. 250 eksik. nereden bulurum ? akraba desen hepsi karaktersiz. bir gün bir iftara çağırmaz mı ulan biri ? bir gün allah için demez mi, yahu sen ne yapıyorsun bu şehirde ? teyze,hala,amca, dayı ve çocukları. 50 küsur insan. biri sormaz mı ? yok. vallahi billahi yok. bir iki tanesi hep arar sorardı. zaten onlar da garibandı. fakir kısmı zengin olunca afedersiniz o.ç. oluyor sayın okur. belki de bu yüzden allah vermiyor. kim bilir ?

    neyse efendim, düşün düşün düşün ne yaparım, nasıl bulurum bu parayı. şehremini 'nin çapraz sokaklarında volta atıyorum düşünürken ve buldum ! aklıma bir fikir geldi.

    sabah kalktım gittim kütüphananenin bilgisayarından oryantalist ressamların resimlerini indirdim. attım fotoları usb 'ye. usb 'yi de cebe. yürüyerek topkapı matbaacılar sitesine gittim. sora sora buldum bir matbaa. fotoları bastırdım. 20 tl verdim. akşama işporta var.

    akşam çapa'daki iş bankasının önüne açtım tezgahı. tanesi 3 tl, 2 tanesi 5 tl derken bayağı satıldı resimler. millet soruyor bunları nerden buldun diye. hiç unutmuyorum tam 180 tl lik satış yaptım gece 12 ye kadar.
    hala eksik. 90 tl daha lazım.

    sabah oldu, pazartesi günlerden. gittim malzemeciye. dedim 90 tl borcum olsun ver. allah razı olsun verdi. gittim derse girdim. ders bitti. ders bitti ama cepte kuruş para yok. 1 tl bile yok sayın okur. okul yemekhanesinden arkadaşların kartıyla yiyorum, ekmeklerden iki üç tanr cebe atıp gece de onları kemiriyorum çayla. neyse, ders bitti. bilen bilir, çapadan şehreminiye dönen köşede vakıfbank var. dur lan dedim şu vakıfa bi bakayım ne olur ne olmaz. bismillah dedim, kartı soktum bir de baktım o da ne ! para var. 90 tl.

    90 tl arkadaşlar. aqmun yerinde 89 değil, 91 değil. tam 90 tl. ilahi bir mesaj mı bu ? o an vallahi billahi o atm 'nin önünde oturup ağladım.

    yıllar sonra öylesine bir sohbette babam anlattı. o hafta parası yokmuş. birinden borç almış. kahvaltıda durumu anneme anlatmış. tam evden çıkacakken kardeşim babama "bunlar biriktirdiğim paralar. abime gönderirsin." diyerek kumbarasındaki paraları vermiş. onunla tamamlanmış o mkmun 350 tl si. allah kahretsin ! babam, çarşıya kadar boğazımda bir yumrukla yürüdüm, diyor. ne için ? beni, bizi okutmak için.

    not: o akrabaların ben mk. geçen bayram bir tanesi 2000 tl borç istedi. benden 20 yaş büyük adam. verdim ne yapayım. vermek istemedim ama verdim. geri verdi mi ? elbette hayır. oysa, cebinde parası altında mersosu varken akraba ziyaretlerinde bana onlarca insanın içinde, kominist yeğenim dikkat et atmasınlar hapse diye dalga geçerdi. bunu bir kere değil belki 10 kere yaptı. hatta bir kere düğünde de yapmıştı. kominist yeğen s*ksin seni demiştim de bayağı kızmışlardı. niye komünist diyordu biliyor musunuz ? bir kere elimde kitapla gördüğü için. işte böyle vizyonsuz, böyle karaktersiz, böyle o.çocuğudur anadolu 'nun sonradan görme çomarları. şimdi iflat etti ve benden borç istedi. verdim ki belki utanır.

    en başta dediğim gibi, bu fukaralık tozu bizim üstümüzden gitmez arkadaşlar. doktor olsan da, yönetici olsan da, bmw 'ye binsen de hep toplu fotoğraflardaki gariban sen olursun. o beyaz gömlek sana o kadar yakışmaz bir başkasına yakıştığı kadar.
    aman.. olsun be ! biz de bu ülkeyi memleketi gerçekten seven, memleket gerçeklerini bilen, çalışan anadolunun taş gibi evlatlarıyız !

    son cümle de biraz fakir avuntusu oldu sanki.

    başınızı ağrıttım özür dilerim,
    babamın bir lafıyla sözlerimi tamamlıyorum;
    "fakirliğin ta mk! "
  • ev kerbela gibi, makarna bile yok. muhtemelen ertesi gun ziraatten paralar yatacak. evde derin bir sessizlik hakim. herkes odasindan beli araliklarla cikip buzdolabinin kapagini bir umutla aciyor sonra sinirle kapatiyor. sonra gotune baka baka odasina gidiyor.

    derken bir sure sonra kapi caldi, benim oda yakin oldugu icin ben acardim, kapiyi acinca bizim katta oturan komsu teyzeyi karsimda gordum, elinde bir tepsi ve uzerinde 3 koca tabak dumani ustunde asure getirmis. evde 3 kisi oldugumuzu dusunup getirmis diye dusundum, bende tepsiyi tutup tesekkur edip kendime dogru cektim, o nur yuzlu seytan ise tepsiyi geri cekip bunlardan sadece bir tanesi sizin dedi.

    bir an icin birakamadim tepsiyi. gozume en buyuk olan tabagi kestirip aldim. tekrar tesekkur ettim, yari sevinc yari huzun iceri gececekken, tabagi getirin bekliyorum dedi. bi sn dedim, annemin borek yolladigi carte dor kabina doktum, yikamadan verdim. ulan ne olurdu 3 unu de verseydi de bende ev arkadaslarimdan gizli koca bir tabak asureyi gomup vicdan azabi cekmeseydim.
  • sene 2010 ankara'da öğrenciliğimin 3. yılı, pederle aramız açık uzun zamandır para göndermiyor, öğrenim kredisi ve geçici işlerle geçinmeye çalışıyorum. arkadaşla evi taşıdık daha doğrusu ben taşıdım o şehir dışında yazlık bir işte çalıştığı için gelemedi. deli gibi parasız kaldım yeni evde, ekmek alacak para yok anasını satayım. para isteyecek kimsem de neredeyse yok, sorduklarım da yok diyor. o parasızlığın ilk günü akşam sokağa çıktım çevrede meyve ağaçları vardı ama tek bulabildiğim biraz dut oldu onu yedim. utandığım için kimse görmesin diye akşam çıkmıştım avcı toplayıcılığa. sonrasında ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum, açlık ve parasızlık sık sık tekrar etti ama o hafta yaşadığım açlık en az 2-3 gün sürmüştü, demek ki bilinçaltım bile hatırlamak istemiyor detayları. allah kimseyi açlıkla sınamasın.
  • lisede yaşamış olduğumuzdur
    cuma namazına izin veriyorlardı ben ve kâfir arkadaşım sigara içmek için bu izinleri kullanıyorduk paramız yoktu köpekler gibi açtık iki adamdan çıkan para toplam 1tl gittik o paraya bir cafe unlu mamülleri tarzı bir yere 1 ekmek istedik kadın bize bakıp poşete koyarken burada yiyeceğiz dedik ısıtayım mı diye acıyarak sordu iyi olur dedik ve kafede bir ekmeği ikiye bölerek aç köpekler gibi yedik
  • kadıköy beşiktaş vapurunda güvertede kara kara düşünüyodum. adamın biri yanaştı yanıma elinde simit dolusu poşet. başladı martılara atmaya. sende atmak ister misin diye sorunca olur atarım dedim. aradan bi kaç dakika geçti adam elinde ki poşeti elime tutuşturup benim gitmem lazım dedi işim var. herif gittikten sonra bayatlamış simitlerden birkaçını gömdüm geri kalanını da eve götürdüm.
  • bir gün doğalgaz kesilmişti ama ne kesilme 10 gündür falan doğalgaz yok. ödeyemiyoruz. bi yandan eskişehir'in ayazı ciğerlerimize ok gibi saplanıyor, diğer yandan açlıktan midemiz sırtımıza yapışmış halde. ev arkadaşım para bulmak için evden çıkalı 3 saat olmuş ama ses seda yok. muhtemelen biyerlerde yere yığıldı ve çevredekiler hastaneye kaldırdı ya da biri haline acıdı yemek ısmarladı (bkz: şanslı piç)
    bakın aç kalan insan kiremiti havada kapar derdi bi arkadaşım ona da dedesi demiş bunu. büyük adammış hakkaten çok doğru söz. her neyse karnımı doyurmam lazım ketıla baktım çalışmıyor kablosunu falan söksem elektrikle falan bişiler yaparım diye düşünüyom ama elektrik çarpsa kesin ölürüm zaten ayakta durmaya mecalim yok. dedim ki büyük bir tencerenin içine bir topan gazete kağıdı koyup ateş yakayım. aspiratörü de açarım hem ısınırım hemde yumurta pişiririm. aga ben gazeteyi bastım büyük tencerenin içine, üstüne de kolonya döktüm. tencerenin içine de küçük tavayı oturttum. önce yumurtaları kırdım zaman kaybı olmasın diye. ama nasıl heyecanlıyım mak gayvır gibi hissediyom. bi yandan da ev arkadaşım gelsin de görsün ne kadar zeki olduğumu hemde aç karnı doysun fakirin derdindeyim. neyse çakmağı bi çaktım gazetenin ucundan aman allahım fooorrrrr dedi alev aldı gazeteler. yumurtalar pişmeye başladı ama ateş de bi yandan gittikçe büyüyor. mutlulukltan ateşin etrafında kabile dansı yapasım geliyor ama korkuyorum da bir yandan. (bkz: içgüdüsel bi durum bu yaşadım) su döksem yumurtaların anası sikilcek, dökmesem ev yanacak.
    dökmedim agalar suyu, dökmedim amk. yanarsak yanalım dedim. üstüne tepsi kapattım ateş sönsün hemde içindeki ısıyla yumurta pişsin diye. tandır yumurta yaptım lan.
  • üniversite yıllarımda 3 gün aç yatmıştım. gerçekten açlıktan yataktan çıkamamış okula gidememiştim. üçüncü günün akşamında sevgilim durumu anlayıp evinde yemek yedirmişti. nasıl utanmıştım. buradan şırnaklı güzel kıza selam olsun. hep aklımda kalacaksın.
  • insan ailesini seçemez, ama ev arkadaşını hataylı seçebilir.

    eğer ki öğrenciliğinizde hataylı ev ya da yurt arkadaşı seçmediyseniz, kusura bakmayın aç kalmayı hak etmişsinizdir.

    arkadaşınızla otogara gidiş, saatlerce yolculuk yapmış has turizm'in yaklaşması, bagajların açılması, aman tanrım bu ne mutluluk.

    yav has turizm'in kuruluş amacı bu. kutu ile öğrencilere yemek taşımak. ülkenin bolluk topraklarından gelen ürünleri fakir fukaraya dağıtmak. otogarda aç kurt gibi bekleyen bir genç kalabalık varsa orası has turizm ofisidir zaten. gidin bakın travegoları bile küçüktür bu firmanın, 40 koltukludur. bagajı geniş olsun diye, üst tarafını küçük yapmışlar.

    kutuyu gönderen aileler, hava boşluğu kalmasın diye tampon olarak portakalla mandalina arası garip bir meyve koyuyorlar. düşünün bolluğu işte. arap oldukları için yiyemeyip, ekstradan bir yerlerine süremediklerini de bu şekilde değerlendiriyorlar sanırım.

    başlığı bile var (bkz: bir hataylı ile aynı evde yaşamak)

    edit : sorup durmayın bulması kolay. kavruk oluyorlar. genelde kıvırcık saçlılar. bir de r leri bastırarak konuşuyorlar.