şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
sponsorlu
  • amerika'daki öğrenci yurtlarının isimlerine neden yunan harfleri veriliyor?

    amerika'daki üniversite yaşamının temelini oluşturan bu öğrenci kardeşlikleri her zaman hollywood filmlerinde gördüğüm ve itinayla merak ettiğim kuruluşlardır. yaşantılarını da ayrıca merak ederim fakat asıl dikkatimi celbeden şey, isimlerini neden yunan harflerinden aldığıdır. sizde karşılaşmış olabilirsiniz, amarika'daki kız ve erkek öğrenci yurtlarının tamamı zeta phi omega minvalinde isimlere sahiptir. peki ama neden yunan harfleri?

    erkek öğrencilerinkine fraternity kız öğrencilerinkine de sorority deniliyor ve ing: kardeşlik, birlik, dernek anlamlarına gelmektedir. şimdi bu öğrenci kardeşliklerinin tarihsel kökenine inelim.

    18. yüzyıl ve 19. yüzyıl başlarında amerika birleşik devletleri'ndeki yüksek öğrenimde neredeyse tamamen latince ve antik yunanca çalışmaları hakimdi. aday öğrencilerin çoğu üniversitede lisans eğitimi alabilmek için zaten latince bilmeleri gerekiyordu. bu arada eski yunanca latince'den daha prestijli bir dil olarak görülüyordu. çünkü latince eğitimi üniversite öncesinde de verildiği için yunanca öğrenmek istiyorsan mutlaka üniversiteye gitmen şarttı. yunanca bilmek; kültürlü, iyi yetişmiş bir beyefendi olduğunuz anlamına geliyordu.

    eski yunanca'dan daha prestijli tek dil, yalnızca hem latince hem de yunanca konularında uzmanlaşan üniversite öğrencilerine öğretilen ibranice idi. bu nedenle 1702 yılında kurulan yale üniversitesi'nin resmi sloganı ibranice'dir. üniversitenin logosuna bakacak olursanız üstte kitabın sayfalarında sloganın ibranice'si yazar ve altında ibranice bilmeyenler için latince çevirisi (lux et veritas) yazmaktadır. türkçesi "ışık ve gerçek" anlamına gelmektedir.

    phi beta kappa topluluğu yunan harfleriyle kurulan ilk cemiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. aslında bu ismini sonradan kazanıyor onu birazdan anlatacağım. tam olarak 5 aralık 1776'da william ve mary koleji'nde kurulan ve seçkin bir akademik onur topluluğu olan phi beta kappa kardeşliğine başlangıçta latince (societas philosophae) yani "filozoflar topluluğu" denmekteydi. topluluğun kurulmasından çok önce, yine college of william & mary'de ismini latin harflerinden alan bazı kuruluşlar vardı. bu uzun süredir devam eden bir gelenekti. kaydedilen en eski latin harfli topluluk 1750'de kurulan fhc'dir. adı (flat hat club) anlamına gelir. eski abd başkanlarından thomas jefferson'da bu kulübün üyesiydi ve 1764 yılında william ve mary kolejinden mezun oldu. başka bir latin harfli topluluk "pda" kısaltmasıyla (please don’t ask) yani "lütfen sormayın" anlamına gelen ismiyle 1773 mart'ında kurulmuştu. ancak phi beta kappa topluluğu gerçekten prestijli ve akademik görünmek istedi ve diğer örgütler gibi latin harfli isim kullanmak yerine antik yunanca'yı tercih etti. kendilerine (philosophía bíou kybernetes) yani, "felsefe hayatın rehberidir" anlamına gelen yunanca bir slogan seçtiler. sonra bu sloganın kısaltması birliğin resmi adı oldu.

    phi beta kappa topluluğu kendine bir yunanca sloganın kısaltmasının adını koyar koymaz diğer topluluklarda onları taklit etmeye başladı. ilk amerikan öğrenci topluluklarından bazılarının ismi şöyledir; chi phi, kappa alpha, sigma phi, delta phi, alpha delta phi ve psi upsilon. 19. yüzyıl başlarında kurulan bu kardeşlikler daha sonra gelen kardeşliklerin temelini oluşturdular ve yaklaşık 200 yıl sonra hala aktifler. tabi ki o ilk kuruluşlara sadece seçkin öğrenciler kabul edilirdi ve daha gizli çalışırlardı. ön planda değildiler. 19. yüzyıl sonlarına geldiğimizde kardeşlikler oldukça popülerleşmeye başladılar ve daha ön plana çıkmaya başladılar. aynı zamanda klasik yunanca'nın ve latince'nin etkisi azaldı. çoğu yunan harfli kuruluş, yunanca sloganlara sahip olmayı bıraktı ancak isimlerinde yunan harfleri kullanmaya devam ettiler. isimlerini değiştirmediler ve sonrasında bu gelenek haline geldi.

    kız öğrenci yurdunun ortaya çıkışı da şöyle olmuştur. üniversiteli kadınlara yönelik ilk sosyal kuruluş 1851'de georgia'nın merkezindeki küçük, özel bir kadın koleji olan wesleyan college'da kurulan "adelphean" topluluğudur. bu topluluğun orijinal adı "kardeş" anlamına gelen ve bir erkek veya kız kardeşe atıfta bulunmak için kullanılabilen yunanca (adelphós) kelimesinden gelmektedir.

    başlangıçta kadınlara yönelik bu kuruluşlara "kız öğrenci yurdu" değil, "kadın kardeşlikleri" deniliyordu. ancak syracuse üniversitesi'nden dr. frank smalley adlı bir latince profesörü frater'in latince'de kardeş anlamına geldiğini belirterek bu kelimeye itiraz etti. aslında "female brotherhood" gibi gülünç bir kelime ortaya çıkıyordu. bu nedenle saygın dr. smalley haklı olarak onlara latince soror'dan kız kardeş anlamına gelen "sorority" denmesi gerektiğinde ısrar etti. böylelikle kız öğrenci yurtlarının adı sorority olarak kaldı. daha sonradan gamma phi beta adında 1874 yılında syracuse üniversitesi'nde başka bir kız topluluğu kuruldu.

    günümüzde de erkek olsun kız olsun çoğu kuruluş öğrenci kabul ederken kendine göre testlere tabi tutuyor olsa da bunlar asıllarının muadilidir. nerede o eski kardeşlikler! çoğunun ismi bile hiçbir anlam ifade etmeyen yunan harflerinin rastgele dizilişinden oluşmaktadır. açıkçası neden yunan harfleriyle kendilerine isim verdiklerini unutmuş durumdalar.
  • bizden 55 milyon ışık yılı uzakta bir galaksinin, m87 galaksisinin merkezinde bulunan devasa bir kara deliğin fotoğrafına.

    görsel
    görsel

    insanlık tarihinin en büyük başarılarından birine, kafasını kaldırıp kendini, yaşamı, insanı ve evreni anlamlandırmaya ant içmiş insanların başarısına.

    özellikle bir kişinin hayatını adadığı ve hepimizden önce tahmin ettiği, teori haline getirdiği bir olayın kanıtına bakıyorsunuz.

    bu gerçek, çünkü bu zamana kadar gördüğümüz tüm kara delik resimleri birer modeldi, çizimdi, illüstrasyondu. kara deliklerin var olduğunu biliyorduk ama kanıtımız yoktu. ama artık kanıtımız var.

    10 nisan 2019 tarihinde türkiye saati ile 16:00'da bilim adamlarının dünyanın farklı noktalarında aynı anda gerçekleştirdiği bir basın toplantısı ile duyuruldu bu fotoğraf.

    burada size iki isimden bahsetmek istiyorum. bu mükemmel başarıyı mümkün kılan iki tane kadından.

    biri katherine baumann isimli 29 yaşında bir astrofizik profesörü.

    bu fotoğrafın elde edilmesi için petabytlar boyutunda verilerin analiz edilmesi gerekiyor. işte katherine bu analizi yapan algoritmayı yapan kişi.

    ikinci isim ise feryal özel.

    bu fotoğrafın ortaya çıkmasında görev alan en önemli isimlerden birisi. ekibin bir parçası.

    üsküdar amerikan mezunu feryal özel stephen hawking ile de çalışmalar yapmış, nasa'nın hubble ekibinde de görev almış ve son olarak da işte bu muhteşem başarının mimarlarından biri olmuş bir türk.

    isminin çok ama çok az bilinmesi ise sanırım ülkece ayıbımızdır.

    neyse.

    kara deliğe dönersek.

    neden bu kadar önemli demiştik?

    en önemli özelliği de şudur. bu kara delik neredeyse 100 yıl önce einstein'ın geliştirdiği genel izafiyet teorisinin de bir kanıtı niteliğindedir.

    teorisinde şunu diyordu einstein. yeterli kütleye ve yoğunluğa sahip bir madde kütleçekim alanı içine ışığı bile çekerek hapsedebilir. yani kara deliğin içine çekilen bir şey içinden çıkabilmek için ışıktan daha hızlı hareket etmek zorundadır. fizik kurallarına göre de hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemeyeceğine göre kara deliklerden çıkış yok diyebiliriz.

    yine aynı teoride kara delikleri tanımlarken einstein event horizon yani olay ufku denen bir daire içinde ki burada kızıl renkte gördüğünüz bölümün iç çeperinden bahsediyoruz görülmesi imkansız bir kısmın olduğundan bahseder. ve bu görülmeyen kısmın merkezinde de singularity yani tekillik diyebileceğimiz bir nokta olduğundan bahseder. işte bu nokta da bizim bildiğimiz fizik kurallarının geçerliliğini kaybettiği yerdir.

    hiçbir şey, ne zaman, ne ışık, ne hız, ne kütle… hiçbir şey bizim bildiğimiz haliyle var olmaz o noktada…

    burada ınterstellar'a da bir parantez açmak lazım aslında.

    filmde gösterilen kara delik de bugün elde edilen kanıtlara göre çok ama çok doğru bir ifadeymiş. filmi izlemeyenler için de bir tavsiye olsun…

    edit kaynaklar :

    https://www.fromthegrapevine.com/…horizon-telescope

    https://www.fromthegrapevine.com/…theory-relativity
  • yazacak en uygun başlık bu sanırım.

    şimdi sosyal medya da gezerken herkes rastlamıştır. adamın 10k takipçisi var ve pek bilinen bir ismi yok ama mavi tık almış. peki bu mavi tiki nasıl alıyorlar? işte biraz size bundan bahsedeyim.

    1. yöntem: dostlar bunlar gidiyor, bionluk ve benzeri sitelerden insanlara müzik, remix, sound vs yaptırıyorlar, daha sonra bunları spotify, apple music, deezer gibi yerlerde paylaşıyorlar , sonra mavi tik başvursunda sanatçıyım çart çurt diyip bu yöntemle mavi tik almış oluyorlar.

    2.yöntem: imdb'de oyuncu profili oluşturuyorlar, sonra vikipedia'da ücretli konu başlığı açtırıyorlar. böylelikle mavi tik alıyorlar.

    3.yönetim: ulusal haber sitelerine kendilerinden bahsedilen yazılar yazdırıyorlar. (sözcü,milliyet,habertürk,sabah vs vs) yaklaşık 30.000 tl tutuyor bu arada.

    4. yönetim: yayın eviyle anlaşıp kitap bastırıyorlar, bu piyasada çıkan özlü söz kitapları aslında bundan dolayı çıkıyor.

    2.yöntemde anlattığım imbd yöntemi eskiden tutuyordu fakat son yıllarda sosyal medya şirketleri suistimal edildiği için pek önemsemiyor. vikipedia sayfası olması artık tek başına onay almak için geçerli değil.
  • beynin işleyişi bedeni etkilediği gibi, tam tersi de söz konusu. sırtınız biraz kambur, omuzlarınız içeri çökük durduğunuzda -mutsuz olmasanız bile, mesela yoga yaparken öne katlanmış olun- beyniniz mutsuz olduğunuzu sanabilir, çünkü o beden formu mutsuzlukla eşleşmiştir. aynı şekilde, güneşe çıktığınızda kaşlarınızı çattığınızda da, sinirli olduğunuz yönünde yanlış bir sinyal gidebiliyor beyne. öfke kontrolüyle ilgili sorun yaşayanların alın bölgesine botoks yaparak tedavi sürecine destek olunabiliyormuş.
  • sesler ve kelimeler beyinde ayrı ayrı ve aynı anda işleniyor.

    sinirbilimciler, yıllar süren araştırmalardan sonra insan beyninde dil seslerini işleyen yeni bir yol keşfettiler. 18 ağustos'ta cell dergisinde yayınlanan bulgular, işitsel ve konuşma işlemenin paralel olarak gerçekleştiğini ve bunun beynin akustik bilgiyi işleyip onu dilsel bilgiye dönüştürdüğüne dair uzun süredir devam eden bir teoriyle çeliştiğini buldular.

    ses kulağa ulaştıktan sonra kulak salyangozu tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülür ve temporal lobdaki işitsel korteks adı verilen beyin bölgesine gönderilir. bilim adamları onlarca yıldır işitsel korteksteki konuşma işlemenin bir fabrikadaki montaj hattına benzer bir seri yol izlediğini düşündüler. ilk olarak, birincil işitsel korteksin, ses frekansları gibi basit akustik bilgileri işlediği düşünüldü. ardından, superior temporal girus (stg) adı verilen bitişik bir bölgede, ünsüzler ve ünlüler gibi konuşma için daha önemli olan özelliklerin ayrıştırıldığı ve seslerin anlamlı kelimelere dönüştürüldüğü düşünüldü.

    ancak bu teori için doğrudan kanıt, tüm işitsel korteksten yüksek uzaysal-zamansal çözünürlüğe sahip çok ayrıntılı nörofizyolojik kayıtlar gerektirdiğinden eksik kaldı. çünkü birincil işitsel korteks, insan beyninin ön ve temporal loblarını ayıran yarığın derinliklerinde bulunur.

    bu nedenle, seslerin düşük düzeyde temsilinin kelimelerin yüksek düzeyde temsiline dönüşümüne kanıt bulmak için california üniversitesi'nden sinirbilimci ve beyin cerrahı edward chang ve ekibi 18 ağustos'ta cell dergisinde yayınlanan bir araştırma yaptılar.

    yedi yıl boyunca, chang ve ekibi, tümör çıkarılması veya beyindeki nöbet geçiren yerin bulunması gibi tıbbi nedenlerle beyin ameliyatları geçirmek zorunda kalan dokuz katılımcı üzerinde çalıştı. bu araştırma kapsamında, dil ve nöbet yeri haritalaması yapabilmek için katılımcıların tüm işitsel kortekslerini kaplayacak şekilde küçük elektrot dizileri yerleştirilerek nöral sinyaller toplandı. katılımcılar ayrıca, işitsel korteksin konuşma seslerini nasıl işlediğini anlamak için kayıtları analiz ettirmek için gönüllü oldular.

    chang’e göre, "bu çalışma, beynin ilgili tüm alanlarını aynı anda ve doğrudan çalışabilme ve seslerin kelimelere dönüşümünü inceleyebilme açısından ilk çalışmadır".

    bölgenin faaliyetlerini incelemeye yönelik önceki girişimler, büyük ölçüde bölgeye bir tel yerleştirme şeklindeydi, bu da sinyalleri yalnızca sınırlı sayıda noktada gösterebiliyordu.

    araştırma kapsamında, katılımcılara kısa ifadeler ve cümleler dinletildi. araştırmacılar, geleneksel modelin önerdiği gibi, birincil işitsel korteksten bitişik stg'ye bir bilgi akışı bulmayı bekliyorlardı. bu durumda, iki alan birbiri ardına etkinleşmeliydi.

    şaşırtıcı bir şekilde, araştırmacılar, stg'de bulunan bazı bölgelerin, cümleler çalındığında birincil işitsel korteks kadar hızlı tepki verdiğini ve bu durumda her iki alanın da aynı anda akustik bilgiyi işlemeye başlamış olabileceğini buldular.

    ayrıca, haritalama çalışmasının bir parçası olarak, araştırmacılar, katılımcıların birincil işitsel korteksini küçük elektrik akımlarıyla uyardılar. konuşma işleme, geleneksel modelin önerdiği gibi sıralı bir yol izleseydi, uyaranlar muhtemelen hastaların konuşma algısını bozacaktı. aksine, katılımcılar uyaranların neden olduğu işitsel halüsinasyonları yaşarken, kendilerine söylenen kelimeleri hala net bir şekilde duyabiliyor ve tekrarlayabiliyorlardı. bununla birlikte, stg uyarıldığında, katılımcılar insanların konuştuğunu duyabildiklerini ancak "kelimeleri çıkaramadıklarını" bildirdiler.

    en son bulgular, konuşma işlemenin geleneksel hiyerarşi modelinin aşırı basitleştirilmiş ve muhtemelen yanlış olduğunu gösteriyor. araştırmacılar, stg'nin birincil işitsel korteksteki işlemenin bir sonraki adımı yerine bağımsız olarak işlev görebileceğini düşünüyorlar.

    konuşma işlemenin paralel doğası, doktorlara, çocukların konuşma seslerini ayırt etmekte zorlandıkları disleksi gibi durumların nasıl tedavi edileceğine dair yeni fikirler verebilir.

    chang’e göre, "bu araştırma ileriye doğru atılan önemli bir adım olsa da bu paralel işitsel sistemi henüz çok iyi anlamış değiliz. bulgular, ses bilgilerinin yönlendirilmesinin hayal ettiğimizden çok farklı olabileceğini gösteriyor”.
    kaynak
    makale
  • suyun altında sesleri çok daha iyi duyarız. çok uzaklardaki bir tıkırtıyı bile duyarız ama sesin yönünü tahmin ya da tespit edemeyiz. peki nasıl oluyor da sesi duymamıza rağmen yönünü kestiremiyoruz.

    önce normal yaşamımızda seslerin yönünü nasıl tahmin ettiğimize bakalım. bir kişinin gözlerini kapatın. sağ tarafında parmağınızı şıklatın şaklatsanız da olur. oluşan ses dalgası önce sağ kulağınıza ulaşır sonra sol kulağınıza. beynimiz bunu fark eder ve yönü rahatlıkla bilir. ama tam karşıdan yani iki kulağa eşit mesafeden bir ses çıkarınca tahmin edemez. ya da tam kafasının üzerinden veya arkasından. çünkü iki kulak zarına da ses aynı anda gelir.

    peki suyun altında ne değişir. ses suda çok daha hızlı ilerler. sesin hızı yayılma ortamına bağlı. örneğin 0 derece havada ses 331 m/s hızda yayılır. aynı sıcaklıkta deniz suyunda bu hız 1550 m/s'dir. tüm bunların sonucunda sesin hızının suda havaya oranla beş kat daha hızlı yayıldığı söylenebilir. bu hızlı yayılım dalgıçların çok küçük frekanslı sesleri bile çok uzaklardan duyabilmelerini sağlar. ancak, çok hızlı ses dalgası su altındayken, her iki kulakta aynı anda hissedilir. aradaki farkı algılayamayız. beyin tarafından aynı anda ve şiddette hissedildiğinden, ses her yönden geliyormuş gibi algılanır.
  • insanların, uzay kıyafetleri olmaksızın dünya yörüngesindeki istasyonların bulunduğu uzay içerisinde 2 dakikaya kadar hayatta kalabilecekleri düşünülmektedir.
    elbette bu, koruyucu kıyafetler olmadan uzayda 2 dakika güllük gülistanlık yaşayabilirsiniz demek değil. sadece ölümünüz 2 dakikayı bulur demektir. ayrıca bunun anlamı, genelde popüler kültürde bahsedilen "astronot kıyafeti açılacak olursa anında donmaya başlarsınız ve ölürsünüz." iddiasının genel bir yanılgı olduğunu göstermektedir. yani iddianın aksine, astronot kıyafetiniz olmadan uzayda durmaya çalışırsanız, patlamazsınız, sağınız solunuz abartılı biçimde şişmez, anında donuvermezsiniz ancak mutlu mesut da yaşayamazsınız.
    kıyafetsiz olarak uzayda gezinmenin (evet, hep yaparız) iki büyük sorunu vardır: sıcaklık ve basınç. bunun haricinde birinci derecede kritik pek sorun bulunmaz.

    yaygın kanının aksine, uzayın her yeri mutlak sıfıra yakın bir sıcaklık olarak -273 derece civarında değildir. uzaydaki sıcaklık, güneş'e yakınlığınıza göre değişir. dünya'nın yörüngesindeki sıcaklıklar -100 dereceden (gölgede), 120 dereceye (güneş ışığı altında) kadar değişebilmektedir. zaten bu yüzden uzay araçları koruyucu katmanlarla bu aşırı sıcaklık değişimlerine karşı korunmaya çalışılır. ayrıca astronot kıyafetleri bu aşırı sıcaklara karşı dayanıklıdır.

    eğer kıyafetinizi çıkardığınız sırada gezegenin yanlış tarafındaysanız ve doğrudan güneş'e bakıyorsanız, sanılanın aksine donmak yerine, deriniz haşlanmaya başlar ve vücudunuzda ciddi yanıklar oluşur. burada ufak bir bilgi vermekte fayda var: uzayda çok az sayıda atom olduğu için, ısı transferi kondüksiyon (dokunma) veya konveksiyon (akışkanlar) yoluyla değil, sadece radyasyon (ışıma) yoluyla aktarılmaktadır. bu yöntem, üçü arasındaki en yavaş ısı transferi yöntemidir. bu nedenle güneş'e bakan tarafınız yanacak olsa da, bu hemen olmaz, bir miktar zaman alır.
    bu nedenle, kıyafetsiz bir şekilde uzaya maruz kaldığınızda asıl endişelenmeniz gereken sıcaklık veya soğukluktan ziyade, basınçtır. basıncın düşük olmasından ötürü derinizin altındaki kabarcıklar şişmeye başlar. yaklaşık 40 saniye sonra, muhtemelen panik ve oksijen yokluğundan ötürü bayılırsınız. vücudunuzdaki yaralar birikmeyi sürdürür ve yaklaşık 2 dakika içerisinde ölürsünüz.
    eğer güneş görmeyen, soğuk taraftaysanız da, ölümümüz aşırı hızlı olmayacak ve 1.5-2 dakika arası sürebilecektir. bu sefer aşırı soğuktan ötürü vücut sıvılarınız donmaya başlayacaktır. ancak bu hemen olmaz, çünkü sıcakkanlı bir hayvan türü olarak vücudunuz bir süre bu aşırı soğukla mücadele edebilir. sonrasında yenilecektir ve vücudunuz yavaş yavaş donacaktır. bu sırada bilincinizi yitirirsiniz ve yine yaklaşık 2 dakika içerisinde ölürsünüz.

    1965 senesinde nasa'nın yaptığı astronot eğitimleri sırasında oluşan bir hatadan dolayı bir astronot bu tip bir vakum ile 15 saniye boyunca baş etmek zorunda kalmıştır. gerçek-benzeri bir simülasyon sırasında kıyafetinde hasar oluşmuştur ve hem aşırı sıcağa, ondan önemlisi vakum basıncına maruz kalmıştır. 14. saniyede bilincini yitirirken hatırladığı son şey, ağzındaki tükürüğün buharlaştığını hissetmek olmuştur. neyse ki astronot sağ olarak kurtarılmış ve tedavi edilmiştir.
    vakumlu ortamda akla gelen ilk şey akciğer şişmesi ve patlaması olsa da, uzmanlar bu olasılığın çok düşük olduğunu belirtmektedirler. vakum halinde akciğerler gerekenden fazla şişecektir, bu doğru. ancak "akciğer patlaması" durumu aşırı düşük bir olasılık olarak görülmektedir. eğer ki uzay boşluğunda nefesinizi içinizde tutmaya çalışırsanız, o durumda bir patlama söz konusu olabilir, çünkü vakumlu ortamda dışarı kaçmak isteyen havaya engel olmuş olursunuz, bu da gazın içinizde genişlemesine neden olur. belki en mantıklısı, hafifçe havayı dışarı vermek ve nefessiz olarak nefesinizi tutmaya çalışmaktır. bu durumda, 1-2 dakika içerisinde havasızlıktan zaten öleceksinizdir; ancak o süre zarfında kurtulma durumunuz olabilir.

    tabii ki uzayda astronot kıyafetiniz olmadan gezinmeye çalışmanın bazı diğer sorunları da vardır. örneğin, uzayda oksijen yoktur. bu sebeple nefes alamazsınız. ancak bu durum, yukarıda anlattığımız gibi, nefesinizi tutarak bir süre dayanabileceğiniz bir oksijensizlik değildir. dolayısıyla küçükken yaptığınız nefes tutma yarışlarını unutun.
    bir diğer sorun da kozmik radyasyon olacaktır. atmosfer veya uzay kıyafeti gibi koruyucu etmenler olmadan uzaydan gelen radyasyona maruz kalmak, ciddi hızlarda mutasyonlara neden olabilir ve birçok hastalığı tetikleyebilir.
    kaynak
  • akılcı ve bilimsel doğruluklar eşliğinde bu başlığa bir katkı sunmak istiyorum.

    dünya sağlık örgütü’nün resmi veriler ışığında yayımladığı bilgilere göre, ilaçların % 50'sinden fazlası uygun olmayan şekilde; reçetelenmekte, temin edilmekte veya satılmaktadır. tüm hastaların yarısı da ilaçlarını doğru şekilde kullanamamaktadır.

    tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yanlış ve gereksiz ilaç kullanımı halk sağlığını etkileyen ciddi bir sorundur.
    (bkz: halk sağlığı/#127613410)

    akılcı olmayan ilaç kullanımı hastaların tedaviye uyuncunun azalmasına, ilaç etkileşimlerine, bazı ilaçlara karşı direnç gelişmesine, hastalıkların tekrarlamasına ya da uzamasına, advers olay görülme sıklığının artmasına ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır.

    bu sebeple, “akılcı ilaç kullanımı” ile ilgili “hem sorgulanması hem de öğrenilmesi” gerekenleri yazdım. sizlerin de sevdiklerinizle paylaşmanızı diliyorum.

    soru 1) akılcı ilaç kullanımı (aik) nedir?

    akılcı ilaç kullanımı, dünya sağlık örgütü’nün 1985 yılında nairobi’de tanımlamış olduğu şekliyle “kişilerin klinik bulgularına ve bireysel özelliklerine göre uygun ilacı, uygun süre ve dozda, en uygun maliyetle ve kolayca sağlayabilmeleridir.”

    bir endikasyon için uygun ilaç, etkililik, güvenlik ve maliyet kriterleri dikkate alınmışsa, akılcı olarak seçilebilir.

    soru 2) akılcı ilaç kullanımı neden gereklidir?

    akılcı ilaç kullanımı, öncelikli olarak halkın sağlığını ve toplumun çıkarını gözetir.

    tüm dünyada yanlış şekilde, gereksiz yere, etkisiz ve yüksek maliyetli ilaç kullanımı gibi nedenlerle ilişkili olarak çok çeşitli sorunlar yaşanmaktadır.
    tespit edilen bu sorunlar arasında, temel ilaç listelerine veya güncel rehberlere uygun olmayan ilaçların reçetelere yazılması; özel hasta gruplarına uygunsuz ilaç yazılması/kullanılması; gereksiz yere pahalı ilaçların yazılması/ kullanılması, gereksiz yere antibiyotik yazılması/ kullanılması ya da gereksiz yere enjeksiyon preparatı yazılması/ kullanılması; hekimlerin tedavileri konusunda hastalarına yeterli bilgileri vermemesi; yazılan reçetelerin gereken tüm doğru bilgileri içermesine özen gösterilmemesi; eczacıların reçete karşılama, ilaç verme ve hastayı bilgilendirme konusunda yeterli davranış sergilememesi; sağlık personelinin ilaç uygulama hatası yapması; yanlış ilaç kullanımını kolaylaştıran ilaç üretimi ve dağıtımı kaynaklı çeşitli altyapı sorunlarının bulunması aik gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

    soru 3) akılcı ilaç kullanımında nelere dikkat edilmelidir?

    öncelikle hastanın probleminin tanımlanması, yani hekim tarafından doğru teşhisin konulması gerekir. buna paralel olarak, ilaçlı veya ilaçsız, etkili tedavinin tanımlanması, eğer ilaçlı tedavi uygulanacaksa, uygun ilacın seçimi, her bir ilaç için uygun dozun ve uygulama süresinin belirlenmesi ve uygun reçete yazılması basamakları izlenmelidir.
    bu aşamada onaylanmış, güncel tanı ve tedavi kılavuzları esas alınmalıdır.

    hekim; hastanın en son kullandığı veya kullanmakta olduğu ilaçları sorgulamalıdır.

    hasta/hasta yakını; ilacın olası yan etkileri, besin ve ilaç etkileşimleri konusunda bilgilendirilmelidir.

    hamilelik ve emzirme dönemindeki kadınlar, çocuklar, yaşlılar, böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlar, ilaç alerji öyküsü olan hastalar, ilaç kullanımı konusunda daha dikkatli davranmalıdır.

    ilaçlar çocukların göremeyeceği, ulaşamayacağı yerlerde ve ambalajında saklanmalıdır.

    kesilmiş ve açılmış ambalajlar satın alınmamalıdır, son kullanma tarihi geçmiş olan ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır.

    soru 4) akılcı olmayan ilaç kullanımı (aoik) neleri kapsar?

    akılcı olmayan ilaç kullanımında; ilaçların gereksiz ve aşırı kullanımı, klinik rehberlere uyumsuz tedavi seçimi, piyasaya yeni çıkan ilaçların uygunsuz tercihi, ilaç kullanımında özensiz davranılması (uygulama yolu, süre, doz…), uygunsuz kişisel tedavilere başvurulması, gereksiz yere antibiyotik tüketimi, gereksiz yere enjeksiyon önerilmesi, gereksiz ve uygunsuz vitamin kullanımı, bilinçsiz gıda takviyesi ve bitkisel ürünlerin kullanımı, ilaç-ilaç etkileşimleri ve besin-ilaç etkileşimlerinin ihmal edilmesi yer almaktadır.
    akılcı olmayan ilaç kullanımı; hastaların tedaviye uyuncunun azalmasına, ilaç etkileşimlerine, bazı ilaçlara karşı direnç gelişmesine, hastalıkların tekrarlamasına ya da uzamasına, advers olay görülme sıklığının artmasına, tedavi maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır.

    soru 5) akılcı ilaç kullanımının uygulanmasındaki hatalar nelerdir?

    akılcı ilaç kullanımının uygulanmasındaki hatalar aşağıdaki gibidir:

    • hastanın probleminin tanımlanmasının hatalı veya eksik yapılması,
    • teşhisin doğru yapılmaması,
    • uygun olmayan tedavi ve ilaç seçimi,
    • ilaçlı tedavi planlanıyorsa reçetenin eksik düzenlenmesi veya doğru düzenlenmemesi,
    • ilaçların, doz ayarlamasının uygun olmayan şekilde planlanması,
    • hastaya doğru ilacın sunulmaması,
    • ilaç kutularında yapılan işaretleme, bilgilendirme ve etiketlemelerin hatalı veya eksik yapılması,
    • hasta ile olan iletişim eksikliği,
    • hastalık, tedavi süreci, ilaç kullanımı, uygulama ve saklama koşulları, yan etkiler ile ilgili yeterli bilgilendirmenin hastaya yapılmaması veya eksik yapılması,
    • hasta uyuncunun eksikliği

    soru 6) ülkemizde akılcı ilaç kullanımı (aik) ile ilgili hangi faaliyetler yapılmaktadır?

    akılcı ilaç kullanımı(aik) , ilacın üretiminden tüketimine, dağıtımından imhasına kadar birçok süreçleri kapsamaktadır.
    türkiye ilaç ve tıbbi cihaz kurumu akılcı ilaç kullanımı dairesi, bu amaçla ülke çapında aik faaliyetlerini yürütürken illerde koordinasyonu sağlamak amacıyla 81 ilde aik il koordinatörlükleri’nin kurulmasını sağlamıştır.
    ayrıca hastane hizmet kalite standartları gereğince, hastanelerde planlama yapmak ve faaliyetlerde bulunmak amacıyla da aik ekipleri oluşturulmuştur.

    türkiye ilaç ve tıbbi cihaz kurumu tarafından; sağlık personellerinin ve halkın farkındalığının arttırılması için ve olumlu davranış değişikliği oluşturulması için çeşitli faaliyetler düzenlenmektedir.
    bu faaliyetler; tanıtım, eğitim, izleme değerlendirme ve idari düzenlemeler başlıkları altında yürütülmektedir.

    soru 7) akılcı ilaç kullanımının sağlanmasında sorumluluk sahibi taraflar kimlerdir?

    • hangi ilacın kullanılacağına karar veren hekim,
    • ilacı uygun şartlarda sağlayan ve danışmanlığını yapan eczacı,
    • ilacı uygulayan hemşire,
    • diğer sağlık personeli,
    • hasta/hasta yakını,
    • ilaç sektörü,
    • düzenleyici otorite,
    • meslek örgütleri,
    • diğer (medya, akademi)
    • akılcı ilaç kullanımının sağlanmasında sorumluluk sahibi taraflardır.

    soru 8) akılcı ilaç kullanımı ilkeleri açısından eczacı kimdir?

    akılcı ilaç kullanımı, bir hastalığın önlenmesi, kontrol altına alınması veya tedavi edilmesi vb. gibi amaçlar için, doğru ilacın, doğru zamanlamayla, doğru miktarda, doğru uygulama yoluyla, yeterli bilgilendirme yapılarak ve uygun maliyetle kullanılmasına dair ilkeler bütünüdür.
    akılcı ilaç kullanımı ilkeleri doğrultusunda eczacı; özel bir eğitim almış, ilacı hazırlama sanatını bilen ve ilaçları hastalar için sağlayan kişidir.

    soru 9) eczacıların akılcı ilaç kullanımına önem vermesi tedavide etkili midir?

    çoğu kez, hastanın ilacını kullanmadan önce, son karşılaştığı sağlık mesleği mensubu eczacılardır.
    dolayısıyla eczacının hastaya vereceği bilgilerin önemi büyüktür. bilhassa reçetenin karşılanma sürecinin eczacı tarafından gereği gibi yapılması, reçetede yazılı talimatlar ve ilaç kısa ürün bilgisi doğrultusunda yeterli bilgilendirme ve işaretlemeler sonrası ilacın hastaya sunulması önem taşır.
    hastanın hastalığının niteliğini anlaması, ilaçlarının ne için verildiğini, ne şekilde kullanması gerektiğini anlaması, tedaviye uyuncunu arttıran en önemli faktördür.
    ilacın reçetelendirilmesinden, hastanın kullanımı ve tedavi aşamasının sonuçlanmasına kadar olan süreç içinde akılcı kullanımın ve hasta uyuncunun arttırılabileceği en önemli ve en kolay basamak eczanelerdir.

    soru 10) eczacı hastayı hangi konularda bilgilendirmelidir?

    – ilaçlarla ilgili:

    • ilaç neden gereklidir?
    • ilacın etkisi ne zaman başlayacak?
    • ilaç alınmazsa ya da düzensiz alınırsa ne olması beklenir?
    • hangi şikayetler geçer, hangileri geçmez?

    – kullanım talimatları ile ilgili:

    • ilaç nasıl alınmalı?
    • ilaç ne zaman alınmalı?
    • tedavi ne kadar devam etmeli?
    • ilaç nasıl saklanmalı?
    • kalan ilaçlar ne yapılmalı?

    – yan etkiler ile ilgili:

    • hangi yan etkiler oluşabilir?
    • hasta bunları nasıl fark eder?
    • bu yan etkiler ne kadar sürer?
    • ne kadar ciddidir?
    • bunlar için neler yapılabilir?

    – uyarılar ile ilgili:

    kontrendikasyonlar
    • hangi besinlerle/ ilaçlarla etkileşebilir?
    • maksimum doz nedir?
    • tedavinin tümünün uygulanması neden gereklidir?
    • hasta hekimine (tekrar)ne zaman gitmelidir? hangi durumlarda daha önce gitmelidir?

    – doğrulama ile ilgili:

    • hasta anlatılan her şeyi anladı mı?
    • hasta, anlatılanları doğru şekilde tekrarladı mı?
    • hastanın başka sorusu var mı?

    soru 11) hastalara ilaç kullanımındaki öneriler nelerdir?

    hastalar:

    • ilacı doğru yoldan, doğru zaman aralıklarında, doğru dozda ve belirtilen süre boyunca kesintisiz kullanmalılardır.
    • kendini iyi hissettiğinde ilacı kendiliğinden kesmemelilerdir.
    • ilaçtan yarar görmüyorsa doktorunu haberdar etmelilerdir.
    • dalgınlıkla ilacı unutabileceğini düşünüp hatırlatıcı düzenlemeler yapmalılardır.
    • komşusuna iyi gelen ilacın kendisine zarar verebileceğini unutmamalılardır.

    soru 12) ilaçlar nerede muhafaza edilmelidir?

    • ilaçlar kullanma talimatlarında belirtildiği şekilde muhafaza edilmelidir.
    • aksi belirtilmedikçe doğrudan güneş ışığı almayan, serin ve kuru yerlerde saklanması önerilmektedir.
    • bazı ilaçların ise, +4 oc’de buzdolabında muhafaza edilmesi gerekmektedir. • buzdolabında saklanması gereken ilaçlar kesinlikle buzlukta saklanmamalı ve dondurulmamalıdır.

    soru 13) evlerde yarım kalan ilaçların, başka hastalarda kullanılmak üzere toplanması doğru olur mu?

    • ilaçların hastane ve eczane ortamından çıktıktan sonra saklama koşulları bilinmediğinden ilaçların etkinliği azalabilir, stabilitesi bozulabilir, hatta toksik etkileri ortaya çıkabilir. bu nedenle halk sağlığını korumak amaçlı, ilaçların tekrar kullanılması uygun değildir.

    soru 14) nezle ve gripte ilaç kullanılmalı mıdır?

    • nezle ve gribin etkeni virüsler olduğundan antibiyotikler tedavide kullanılmaz.
    hastalığın ilerlememesi, enfeksiyon etkeninin topluma yayılmaması için yatak istirahati ve bol sıvı alımı en etkin tedavi yöntemidir.

    soru 15) antibiyotik kullanırken nelere dikkat edilmelidir?

    antibiyotikler, bazı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılarak bakterileri öldüren, üremesini durduran ilaçlardır.
    ayrıca, enfeksiyonlardan oluşan ateşli durumu ve merkezi sistemik etkilerin düzelmesini sağlayan ilaçlardır.

    grip gibi hastalıklarda antibiyotiğin yeri yoktur, hatta kullanılırsa yan etki olarak ağız ve bağırsak florası bozulabilir.

    antibiyotiklere direnç gelişip gelişmediği izlenmeli ve mikrobiyolojik sonuçlar zamanında uzman kişilere bildirilmelidir.

    gebelikte ve emziren annelerde, hekimin önerileri doğrultusunda antibiyotik kullanılmalıdır.

    soru 16) vitamin alırken nelere dikkat etmek gerekir?

    • vitaminler birçok fizyolojik olayda anahtar rol üstlenen moleküllerdir.
    bu sebeple bazı vitaminler insan vücudu tarafından sentezlenemedikleri için besinlerden sağlanması gerekmektedir.
    • sağlıklı bireyin gıdalara ek olarak vitamin almasına gerek yoktur ancak vitamin ihtiyacını arttıracak durumlar veya eksikliğinin saptandığı olgularda vitamin verilmesi gerekebilir.
    • vitaminlerin hekim önerisine göre kullanılması gerekir. kişinin hekime ve/veya eczacıya danışmadan vitamin alması kesinlikle doğru değildir. • gerekmedikçe vitamin kullanmak vücuda yarar yerine zarar getirebilir. vitaminlerin bilinçli ve doğru kullanılması şarttır.

    soru 17) ilaç kullanmaya başlamadan önce, hekim ve/veya eczacıya neler sorulmalıdır?

    • ilacı nasıl hazırlayacağım? (sulandırma, suya atma, çalkalama gibi)
    • ilacı nasıl kullanacağım?
    • ilacı günün hangi saatlerinde/kaç kez kullanacağım?
    • ilaç tedavim kaç gün sürecek?
    • ilacı kullanırken kaçınmam gereken yiyecek ve içecekler var mı?
    • tedavim sırasında istenmeyen bir etkiyle • karşılaşırsam ne yapmalıyım?
    • ilacımı nasıl (hangi şartlarda) saklamam gerekiyor?

    bu yazıda öğrenilen bilgilerin, günlük hayatlarımızda uygulanması hayati derecede önemlidir.
    göz ardı edilmesi halinde sağlığınızın olumsuz seyirli bir hal alacağını unutmayınız, ilaç kullanmanız gerektiğinde lütfen doğru ve akılcı bir şekilde ilaç kullanınız.

    sağlıklı günler dilerim.
  • (bkz: kagome kagome)
    sadece bir oyun mu yoksa cinayetleri bulunduran kan dondurucu bir olay mı?..

    kagome, birçok efsaneyi içerisinde barındıran tüyler ürpertici eski bir japon oyunudur. oyun bir çocuk çemberinin içerisinde gözü bağlı bir ebenin olmasıyla şekillenir. gözü bağlı olan çoğunun etrafında dönen çocuklar oyunun şarkısını söylerler:
    kagome kagome
    kafesteki kuş
    ne zaman, ne zaman çıkacaksın?
    şafak vakti gecelerinde
    bir vinç ve kaplumbağa kaymış
    arkandaki kişi kim?..
    şarkı durduğunda gözü bağlı olan çocuk, arkasında bulunan çocuğun kim olduğunu tahmin etmeye çalışır. doğru tahmin ettiği zaman ebe olmaktan kurtulur ve yerine bildiği çocuk geçer. bilemezse çocuklar ebeyi bir yere kapatır ve çıkmasını beklerler.

    oyunun efsaneleşmiş halinde ise çember oluşturmuş çocuklar canavar veya şeytan "oni" çocuklarmış. bu çocuklar gözü bağlı olan çocuğun tahmini doğru çıkmayınca bir yere hapseder ve büyük şeytana, canavara sunarlarmış. yani onu orada ölüme terk ederlermiş...
    oyunun altında yatan gizli bir şeyler olduğu aslında çok açık... eski zamanlarda geçim sıkıntısı yaşayan japon aileler, çocuklarını ya satarlar ya da ölüme terk ederlermiş. bu oyunu da çocuk seçimlerine alet ederlermiş. aileden gönderilecek çocuk veya çocuklar çembere dahil edilir ve kagome şarkısı bittiğinde ebenin arkasındaki çocuk bir ormana ölüme bırakılırmış...

    bir diğer efsaneye göre de bu oyunda ölen çocuklarla ilgilidir. anlatılanlara göre oyunda ölen çocuklar öldükten sonra da oynamaya devam ederlermiş. bu çembere, yaşayan insanları da katmak için onların etraflarında dönüp "bizimle gel, bizimle gel..." diyerek şarkılarına eşlik ettirirlermiş. daha sonra bu insanlar onları takip ederek ölüme giderlermiş. japonya'da bu olaya şahit olan bir adam, çocukların, arabadayken ona yaklaştıklarını, ona "bizimle gel" demelerinin ardından adamın "gitmemeliyim, gitmemeliyim..." diyerek kurtulduğunu fakat önünde duran araçtaki nişanlı çiftin onlarla el ele tutuşup köprüden atladıklarını ifade etmiştir. buna inanmayan japon polisi diğer araçlardaki insanların nişanlı çiftin köprüye giderken kagome şarkısını söyledikleri ifadeleriyle karşılaşmıştır...
    belki de bunun gibi birçok çocuk oyunu aslında oyun değil birer kurban seçme şekli olabilir...
  • (bkz: #127881454)

hesabın var mı? giriş yap