şükela:  tümü | bugün
  • "ne o öyle, modern resim diyorlar, hic bir seye benzemiyor, ne haz ederler ki" ,mealinde birseyler söyleyen erman toroglun'a:
    -bak ermancim, sen simdi futbolu seviyorsun degil mi? diye soran; erman hocadan
    -elbette, cevabi alinca:
    -niye, cünkü anliyorsun! halbuki futbol icin de "ne o öyle, 22 kisi bir topun pesinden kosuyor, ne bicim oyun" diyenler var. demek ki, modern resmi de anlayip sevenler olmasi normaldir, diyen huysuz ihtiyar.
  • avniyi gördüm az önce manava elma almaya gidiyordu
    ne oldu dedim
    cevap verdi
    " dıgıl muful"
    sadece başın sağolsun diyebildim
    rahat uyu büyük usta
  • kardesi tekin aral'in olumunun ardindan yazdigi, azrail'le icip muhabbet edip sonunda beraber goge yukselirken kardesini cennet hurileriyle gorup kiskandigi yazisi okudugum ilk komik ama acikli yazisiydi... ertesi gun serdar turgut da bu yazinin kendisini nasil dagittigini , bu yaziyi okuduktan sonraki ruh haliyle kaleme aldigi yazisiyla, anlatmisti...

    atilla atalay'in "hayaller kahyasi" kitabini ithaf ettigi ustasidir... bu kitabi yeni ciktigi 2001 baharinda tuyap kitap fuarindan almak istemistim, atilla atalay'in da katilacagini zannediyordum... fuara gittim, kitabi aldim, fakat atilla atalay'in fuara katilmayacagini ogrendim, gezerken bikac kitap daha alip butun param bitmek uzereyken oguz aral'i kitaplarini imzalarken gordum, ben de bir kitabini almak istedim, kitaplarina baktim,cebimdeki para en ucuz olanina dahi yetmiyordu... "hayaller kahyasi"nin da ilk sayfasini ve oguz aral'a ithaf edildigini gormustum, cekinerek kitabimi imzalayabilir mi diye sordum... "bu kitap atilla'nin, ona imzalatsana, ben kendi kitaplarimi imzaliyorum..." dedi, "kendisi katilmicakmis fuara, ben de size ithaf edilmis diye seettiydim" diye biseler geveledim, "atilla burda, demin bana kitabini getirdi" dedi. meger atilla atalay sadece kitabini birakmak icin ugramis. "tamam, bakarim tekrardan" dedim, "benim kitabimi alirsan imzalarim ama" dedi. "o kadar param yok" dedim, "ne kadar paran yok?" dedi, yanilmiyorsam kitap iki milyondu, benim uzerimde bir milyon kalmisti, "bir milyonum var, bir milyonum yok" dedim, "tamam, o bir milyonu da ben veririm o zaman" dedi. kitap standindaki kasaya cebinden bir milyon cikarip uzatti, kasadaki hafif yavsak tavirli adam "tamam oguz bey, sorun diil" gibisinden biseler dese de "yok al sen bu parayi, sonra adini degistirip baska yerden keseceksiniz" diyerek adami payladi, sonra da kitabimi, o meshur uzun harfleriyle, adima, "fifti fifti sevgiyle..." diye imzaladi, bir de avni resmi cizdi...

    bir de otururken "rahatsiz olmayin, ben geliyim oraya" desem de "yok canim, kalkiyim da sen biraz rahatsiz ol, ufak kal fotografta" diyerek cekildigimiz fotogragimiz kaldi hatira...
  • avni'nin babasi.
  • girgir karikaturist yetistirme fakultesi dekani
  • bacakları öyle uzun ki dört kez dolayabiliyormuş birini diğerine... öyle çizerlerdi onu gırgırda. evde ben küçük bacaklarımı birbiri etrafında dört kez döndürmeye çalışırdım. olmazdı. büyüklerin dünyasının güzel ve maceralı olabileceğinin müjdesiydi onun bacakları, ağzındaki sigara. dergideki bütün yazarların ortak yanı ondan korkularıydı sanki. mühim bir adamdı sanki bu uzun bacaklı ince bıyıklı adam. orda çizen herkes sanki seviyordu bu adamı gizliden. usta nasıl bir şeymiş, ilk kez öyle sezdim.
    gereksiz taramalardan kaçınmak gerektiğini öğrendim ilkokulda.. evde avniyi çizmeye çalışırdık ablamla. avniyi çizmeye çalışmak ne güzeldi. oturup avniyi çizmeye çalışmak. babam severdi çünkü avniyi. alır almaz gırgırı sondan ikinci sayfayı açıp babamın yanına giderdim. babam az gülen bir adamdı çünkü, birlikte gülerdik avniye...
    gırgırı satın aldıklarında bir dal kırıldı içimde, haksızlık neydi onu anladım.
    büyümek.. sevdiğin şeylerin eksilmesi, değişmesi..
    yuvarlanan turgut özal kafaları çoğalınca zam olduğunu anlardık. dalga geçmek çokkeyifli bir şeydi. sanki insanın hayata karşı tek gerçek savunma silahı.. dudağımızın kenarındaki alaycı tebessüm.. yuvarlanan turgut özallar.
    oğuz aral bir kuşağın dudağının kenarındaki alaycı tebessümün ta kendisidir. gamzesidir.
    her hafta ablamla gırgır alırdık biz. ablamla biz her hafta gırgır alırdık. sen öptürmezsin zannedersem ama yine de öperiz elinden. oğuz amca. aşkolsun.
  • mizah sektörünün despotu. süpper adam.

    kendisi sayesinde sıfır disiplinli ama cevheri olan mizah yazarlarından senelerce güzel şeyler okuduk, dergiler zamanında çıktı, o zamanlar "baskıya 10 kaldı onun için bu kareyi sarıya boyuyorum, bakın bakın içiniz açılsın" yoktu, yapamazdılar oğuz abim hayattayken. tartaklardı gerekirse.

    nur içinde yatsın.
  • babam çok severdi huysuz ihtiyarı. bana da çok sevdirmişti, avni o'nun çocuğuydu ben de babamın...ikisinin de toprağı bol olsun, huzur için de yatsınlar...

    neyse, gideyim de avni ile karşılıklı birer elma yiyip dertleşelim...
  • huysuz ihtiyar, kendi kendine taktigi bir isim. (tipi de rahmetli tekin cizdi)... dogrusu "muzir ihtiyar" olmali... bir gun elinde mavi cizgili bir gomlekle bizim odaya daldi. ustundeki duz mavi gomlegi elindeki ile degisti. bir saat sonra tekrar geldi. az once cikardigi gomlegi yeniden giydi ve cikti gitti. bi trip bikac kez tekrarlandi. meger sanat servisinde fazla calismaktan cpu su yanmis bir eleman, bir onceki gun giydigi gomlekle karistirarak "abi yeaa! senin uzerinde az once mavi cizgili gomlek yok muydu?" diye iddialasma gafletinde bulunmus... oguz abi de usenmeyip ossaat evden dun giydigi mavi cizgili gomlegi getirtmis. bir onu giyiyor bir otekini... gizlice seyrettik... eleman, oguz abinin her gecisinde halka halka morarmis beshus gozlerini kirpistirarak onundeki kagida not aliyordu...
  • kaldığı otelde fenala$ınca görevlilere:
    "çocuklar kusura bakmayın.. ihale size kaldı galiba.." diyerek son nefesinde bile espriyi patlatmı$tır..