şükela:  tümü | bugün
  • 25 aralik 2003'e kadar ölüm hep uzakta olup biten bir olaydi benim icin.yakini ölenler ziyaret edilir teselli edilirdi.hatta ufakken kuzenim babasini yitirmis, o sebeple bize gelecek oyanayacaz diyebilecek kadar saftim bu konuda.hayatimda kimsenin yoklugunu ölüm sebebiyle cekmemis ölümü tanimamistim...

    ...babami almak icin arabayla durdum.arkada annem ve kardesim oturuyor.babam bir telasla bagaja bir koli koydu ve ön koltuğa gelip oturdu.biz ne var diye sorduk "kedi" diyip pis pis sırıttı.sonuvta ailede kedi seven yoktu ama özellikle köpek hastasıydık.hadi ya ne kedisi diye alay edercesine sordum,babam "van kedisi" derken bagajdan garip garip sesler gelmeye başladi.kendi kendime babam kedi almiş olamaz diyordum hatta sıfır bu imkan ama o ses neydi o zaman.merak icinde gaza basarak eve gittik hemen iner inmez bagaji acitk hemen koliyi cikardik ve babam icinden bir husky yavrusunu cikartip yere koydu!beynim donmuştu!babam ve ben tam bir husky delisiydik.bir sürü husky elimize gecmisti ama hic birini almamistik istedigimiz gibi degil diye ama bu tam aradigimiz gibiydi!sirti ve kafasi simsiyah kuyrugunun ucu beyaz gerisi siyah.gögsü ve gövdesinin alti pamuk beyazi üstteki siyah renklerle birlesirken yavasca iki renk birbiri icine sert bir sekilde degil ayni tüyleri gibi yumusak bir sekilde karisiyordu.ve ilk defa bana bakti o ismi gibi buz gözleriyle!kardesim zaten ice i kucagina almis sevinçten agliyordu.ismi zaten o bize gelmeden cok önce kararlastirilmisti ice diye.

    günler daha güzel geciyordu artik sabahlari sahilde beraber gezdigim bir dost vardi.daha cok minikti ama ilk sahil turumuzda daha 2 aylikti o yüzden yorulmustu ve kucagima alip gezmistim onu sahilde.oysa yetiskin bir husky günde 60km kosabiliyordu.aklimdan bu bilgiyi gecirdim birde kucagimdakine baktim güldüm "sen ha?60km?" .o sıralar bir köpek egitmeni görmüstü onu.cinsini tüm özellikleri tasiyor demisti tam bir husky filan diyip gururumuzu oksamisti.kisilik olarka cezur biriydi ice.kurt gibiydi,kendini pek sevdirmez,öle tek basina takilirdi.korkusuzdu,3 aylikken kendinden büyük köpeklere kafa tutardi. delikanlilik olsa gerek.annem gelip bana bir gün "ice senin sevgini gösterdigin ilk canli biliyo musun" dedi.haksizda degildi,ifade edemezdim.

    babamla hemen ona bir klube yaptik, ama bey efendi klubede asla yatmadi icinde oturmadi bile.her gece yanimda yatiyordu,evet yanimda yatagimda nede olsa ufak bir bebek daha.zamanla yerde ve zamanla koridorda yatmaya basladi.büyüdükce uzaklasiyor,cesaretleniyordu.

    bir sabah öksürürken buldum onu.kusmustu bi kac yere.vet*'e gittik.soguk alginligi filan dedi ilaclari verdi,ki zaten kendiside bizim aile dostumuz.ayni sebepten baska bir aile dostumuzda olan alex* ayni hastaliktan yatiyormus. önemli degil diyorduk ama tasma bogazina ufak bir sekilde bastirdimi öksürmeye basliyordu.

    büyüdükce yumusak patileri sertlesiyordu,mutfaktaki mermerlerde kaymasinida artik bu sertlesen mermerde patisinin sürtünmesiz kalmasina bagliyorduk.ama zamanla baktik ice dengede durmakta zorlaniyordu.veterinere götürdük ki alex de ordaydi o denge isini gemcmis yatiyordu.noldu bunalara diye sorduk tabi.hastalik yüzünden atesleri var dedi vet o yüzden böyleler diyordu.günler gectikce ice yemek yemez su icmez olmustu.atesi cok yüksekti.nefes yollarindada sorunlar vardi hirlamalar geliyordu soluk alirken.belli bir sekilde günden güne kötülesiyordu.artik hayati risk söz konusuydu vet de beni yanina cagirip söledi zaten su andan sonra elimizden geleni yapacaz ama kötü de bitebilir diye.o demese de benim zaten farkinda oldugum bir gercekti bu.tüm doslastlarim benim cesaretlen diriyordu iyilesir diye.ama ben pek ümitli degildim.sonucta ice yanimdaydi onu görebiliyordum onlar görüntünün verdigi korku olmadan bos cesaretler saciyorlardi.veterinere her gittigimizde sanki hayvanat bahcelerindeki huzursuz aslanlar gibi volta atiyordu kacmak icin.artik ignelerden bikmisti.yemedigi antibiyotik kalmamisti.bogazindan direk bir ignele akcigerine bile igne yapilmisti.kendini sevdirmeyen ice titreye titreye gün icinde yanima gelip duruyordu resmen önümde dikiliyordu "beni sev" der gibi ve seviyordumda icim parcalanarak.

    kapi caldi,bende kapinin yanindan geciyordum hemen actim.babam gelmisti tabi ice da sesi duymustu geliyordu babamla ben hemen koridora döndük köşeden ice ın gelişini bekliyorduk.sonra ice gözüktü ama yalpaliyordu zar zor denegede duruyordu.savrula savrula geliyordu ama geliyordu!heen gittim yanina aldim kucagima babamin yanina döndüm sonra yere koyduk sevdik babamla.günler ice bacaklarindaki gücü caliyordu sanki ice hergün daha gücsüz uyaniyordu.artik yürüyememeye baslamisti.4 tane sirin patisi vardi ama bir ise yaramiyordu.suyu yemegini biz veriyorduk annem her türlü yiyecek yapip veriyordu ona.mamasini mikserde toz yapip balla karistirip bile veriyordu yeterki yesin bünyesi savassin diye.is artik cok ciddiydi.vet de daha fazla saklamadi gercegi zaten.ice genclik hastaligina yakalanmisti.dönüsü olmayan bir hastalik olsa ble sinirsel bozukluklar birakan bir hastalik.saatlerce veterinerde oturduk.ice koltukta uzaniyordu tabi.herkesin morali bozuk tabi veteriner ice'ı da alex'i de kurtarmak icin canla basla calisiyordu.annem beni sıkıntılı görünce rahatlatmak icin güler yüzle "oglum olsun bak yenisi aliriz" dedi. gene becerememisti yalan sölemeyi.annem öyle salak sözler sarf etmezdi cünkü."avutmak icin kendini kücük düsürme" dedim.bir durum olursa uyutmamiz gerekirse yaninda olacam buna sakin engel olmaya kalkmayin diye bagirdim.gözlerimde gel-git baslamisti.tam sinirdaydim am asiniri asacak gibi oldugum icin babama yaklastim elimdeki araba anahtarini uzatarak "bab ben eve g..." sözümü bitiremedne agladim...anahtari vererek hemen eve kostum aglayerek,bir sahil boyu.evin önündeki sahilde kayalara oturdum aglamaya basladim ama huzurlu degildim.kalktim eve ciktim kapi kitli kardesimde uyuyordu.cüzdanimdan cikardigim rontgen kagidiyla kapiyi actim.kosarak odama girdim kapiyi kitleyip yere firlattim kendimi aglamaya basladim...bu sefer huzurlu bir sekilde...

    gene vete gittik bi gün ice gene koltukta uzaniyor ve titriyordu gecirdigi hastalik yüzünden.iceri bi adam girdi ice bakti ve nasil olduysa konusmayi becererek "geberiyo mu?" dedi,ice ı kast ederek.icimde firtinlar koptu.ilk defa ymusak huylu oldugumdannefret ettim.orda adamin girtlagina yapisin agzini burnuna katmadim diye kendimi sucladim..vet hayir gebermiyor dedi,bariz bir sekilde bana destek olmak icin.evet gebermiyordu sadece can cekisiyordu!eger kurtulursa kara deftere ilk adam yazildi dedim ice'a.

    nasil bu kadar igrenc bir hastalik olabilirdi.yasarken bir canli resmen nasil cürüyebilirdi!gözlerindeki sürme ve siyah dudaklari artik yok oluyordu.o buz bakislar! artik gözleri sanki benim göremedim bir boktaya bakiyordu.bilincli bakislar yoktu artik.gözlerimi gözlerini karsisina getiriyordum belki oyanatacak kadar gücü yoktur diye ama hayir yinede bana bakmiyordu artik bilincini yitirmisti.yatalakti tamamen tuvaleti geldigince ic yakan bir sesle agliyordu onu kaldirip annemle cis yaptigi yere götürüyorduk oraya yapiyordu cisini asla ama asla yattigi yere yapmiyordu!bir huskydi o cok zekiydi,kendini salak gösterebilecek kadar zeki!o enerjisi tükenmez kızak köpegine ne olmustu?o bahcede deli gibi kosturan köpek artik sadece yatiyordu.sadece nefes alip veriyordu...

    sabah uyandim.annem icein sabah krize girdigini titredigini söyledi.yanina gittim hemen kardesimin yatagina koymuslardi onu.gittim sevdim biraz ama cikmam gerekiyordu dersane yüzünden.dersanede son ders sekreter gelip bana cikista babana ugra dedi.annem ve babam dis hekimiydi ayni muayenehanede.tabi anladim artik ice coktan gözlerini yumdu dedim.babamin odasina girdigimde babami ilk defa aglarken gördüm.kan canagi gözlerle "ice öldü" dedi...gitti...kafami egdim.hani su son dedigini anlamadigim bakisi vardirya köpeklerin ondan iste.sonra eve gittim.aglamiyordum bu sefer...ice 1 aydir hergün ölüyordu.dostum kurtuldu diye acilarlar süslü bir sevinc vardi icimde.

    ölümü söyle olmus.vetde krize girmis bir saat boyunca deliler gibi titremis.vet direk kalbine igneyle müdahale etmeye calismis ama kurtaramamis.belediyeden öte nazi icin igne istetmis ama o gelene kadar sabirsiz dostum coktaaan veda etmis dünyaya.

    babamla ice i almaya gittik...ice muayene odasinda yatiyordu.kapi aralandi. dolabin arkasindaki yatakta battaniyeye sarili bicimdeydi ice,bacaklari disarda.bembeyaz tüyleri hala odanin karanliginda parliyordu.imkani yok onu ben alamzdim ben geri cekildim girip babam aldi onu.sonra battaniyeyle birlikte bagaja koyduk onu.ölü dostum bagajdaydi sonradan bu yaptigim gerzeklige bir türlü anlam veremiyorum?ne zaman bagaji haketti ice?kardesimide okul cikisindan alip babannemin bahcesine gittik.ahırdan kazma kürek alip bahcenin en güzel yerini kazmaya basladik babamla.bir yandan kaziyor bir yandanda göz yaslariyla suluyor,yumusatiyorduk ice ın yatagini.yeterince kazdigimiza emin olunca.babam git ice'i al dedi.bagaji actim.orda yatiyordu.kucami aldigim gibi artik kendimden gecmistim.sanki bir beton yigini vardi kucagimda.nerde o sicaklik,hareketlilik?tüm eklemler kaslar sertlesmis,sopsoguk bir dost vucudu. kucakladim ve götürdüm,babam alip yatagina koydu ice'i ve hemen üstünü örtmeye baslayacakti ki "dur" dedim "son kez sevecem".o cok sevdigim bembeyaz tüylü gidigini buruk bir tebessümle son kez doya doya sevdim sonra babamla beraber üstünü örtmeye basladik..yavas yavas,uyanmasin diye...hayatima kalbime isleyen dostumu,sevmek baglanmak nedir ilk defa bunlari tanistiran ,hayvanlara sadece hayvandir diye bakanlarin dünyasinda yasayan dostum artik yoktu...o gün de mezarinin basinda senden ayrilmadan söyledim simdi de söyleyecem sabirsiz göz yaslarimin sahitliginde...

    serin uyu...

    http://www.geocities.com/cezairli/ice/
  • yıkan, acıtan bir tanışma. 1998 bayburtun en soğuk gecelerinden birisi. evimizin arka tarafında bulunan kayak pisti yoğun kar yağışı nedeniyle kullanılamaz hale gelmiş, insanlar kurtların görünmesi dedikodularından tepeye çıkamaz olmuştu. bir gece ansızın duran kar yağışı ne olduğunu anlayamayan bizlere tekrar ve çok şiddetli bastırarak cevap vermişti. ertesi sabah, neredeyse bir metre yüksekliği olan telesky kardan görünmez hale gelmişti. yalnız zeminde bir gariplik vardı. o anda ne olduğunu anlayamadığımız ayak izleri belli belirsiz görünüyordu. ayak izlerini takip etmeye başladık ve izlerin bittiği yerde tüyler ve kan lekeleri gördük. biraz daha ilerde sol göğsü parçalanmış, ağzı gözü kan içinde hırlayarak duran bir kurt farkettik. can çekişen bu hayvan normalden farklı davranıyordu. yaşıma kadar ölmek üzere çok hayvan gördüm. her biri yanına yaklaşan insandan yardım bekler gözlerle bakarken, bu hayvan bir şeyleri saklamaya çalışır bir telaş içerisindeydi. korktuk yaklaşmaya. biraz daha bekledik. bir zaman sonra yanımızdaki bir polis ağabey telsizden izin istedi ve iznini alınca beylik silahını çıkartıp kurda doğrulttu. o anda yaralı hayvan sanki öldürüleceğini anlamışcasına, sürünerek bize göre sol tarafına, içine gizlendiği kulübenin dışına çıkmaya başladı. önce seyrettik ve ne olduğunu anlamaya çalıştık. sonrasında ise polis abimiz beklemedi ve ateşledi silahını. yaralı hayvan bir kaç dakika sonra ölüp gitmişti. tam ölen hayvanı kaldırmaya yeltenirken kulübenin içinden gelen sesleri duyduk. biraz araştırınca kutuların altına saklanmış 4 tane yavru kurdu bulduk. daha gözleri yeni açılmış, sevimli mi sevimli, masum mu masum 4 yavru. anne kurdun neden yavrularını aşağıya indirdiğini, dağda neler olup bittiğini, annenin neden yaralı olduğunu hiç bilemedik. tek bildiğimiz elimizde 4 adet saf kan yavru bozkurtun olduğuydu.

    önce yavruları ne yapacağımızı bilemedik. babam yavruları alıp bölge trafik şube müdürlüğüne götürdü. ben ise evde yerimde duramıyor, deli oluyordum. köpek delisi olan bir lise genci düşünün. yalvarmalarımın neticesini aldım ve 2 erkek kurt yavrusunu lojmanın bahçesinde besleyebilmek için izni koparttım. diğer 2 kurt yavrusu ise başka bir köylüye verilmişti. kurtlarım gelmeden kulübelerini yaptırdım bahçeye. birinin üzerine rex, diğerinin üzerine max yazdırdım. isimleri daha önceki beslediğim köpeklerimin isimleriydi. ilk geldiklerinde bir süre balkonda battaniyelerle sarılı bir kutuda besledim ikisini de.şırıngayı biberon yaptım ve kucağımda süt içirdim. ekmekleri ağzımda çiğneyip yine ağzımdan yemekler yedirdim. ben anne kurt olmuştum onlar yavru kurt. biraz büyüyüp yürümeye başladıklarında zaten kulübelerine indirdim. zaten balkon dar gelmeye başlamıştı onlara. aradan 6 ay geçtikten sonra o güzel yavrular gitmiş, yerlerine ne kadar çok beslersem besleyim zayıf, çelimsiz, çirkin yavrular gelmişti. ama bu dışarının görüşüydü, benim gözümde dünyanın en güzel "evcil hayvanlarıydı" onlar. yanılgı burada başlamaya başlamıştı işte. kimse bana söylememişti, o zamanlar internet de yoktu ki araştırıp öğreneyim kurdun evcilleşmeyen tek hayvan olduğunu.

    kurtlarım her gün biraz daha büyüyor biraz daha boylanıyordu. eskiden elimden yemek yiyen kuzucuklarım artık yemek yerken beni yanlarına sokmuyor, etrafı sürekli tedirgin gözlerle kesiyorlardı. kendilerine havlayan hiçbir köpeğe saldırmıyor ama korkup kaçmıyorlardıda. büyüdükçe kendi kimliklerine bürünmeye başlamışlardı. o tarihe kadar asla çiğ et, kemik yemeyen hayvanlarda saldırganlık baş göstermişti. işin daha bir ilginci, kucağımda, elimden süt içen hayvanlar bana bile uzak duruyorlardı. hiç bir zaman yalakalık yapıp kucağıma atlamadılar, hiç bir zaman yemek için kuyruklarını sallamadılar. donuk keskin bakışlarla elimi takip ettiler sadece.

    dokuz aylık oldukları zaman bir arada gezemez olmuşlardı. sürekli didişiyor, birbirlerine saldırmaya çalışıyorlardı. çareyi ayırmakta bulduk ve rexi tekrar bölge trafiğe gönderdik. işte bu ayrılık sonun başlangıcı olmuştu. rex gittikten 3 gün sonra zincirini kırmış, 300 metre ilerde otlayan bir koyun sürüsünden 6 tane koyunu 2 dakika gibi sürede boğduktan sonra, çoban köpeği tarafından ağır yaralanmış halde bölge trafiğe sığınmış. kulübesine girip beklemeye başlamış. yanına yaklaşan herkese hırlamış ve yanaştırmamış. babam olayı duyunca gitmiş ve rexi kulübeden çıkartıp yaralarını sarmak istemiş. sadece babama hırlamayan hayvan, babamın anlattığına göre gözleri kanlanmış şekilde öylece durmuş. babam ise "bundan artık hayır gelmez, kan tadını aldı" deyip, mp5 ile 5 el ateş edip oracıkta infaz etmiş. bekçi abiler babamın odasına kapanıp sessizce ağladığını söyledilerse de babam bunu hiç doğrulamadı.

    max artık yalnız kalmış, öksüz yetim ve kardeşsiz yaşamaya başlamıştı. bu sürede gürbüzleşmiş, uzaktan görenlere korku veren bir bozkurt halini almıştı. 10 aylık olmuştu ki bir değişim başladı. önce normaldir, yaş tüylerini dökecek dediler. aradan günler geçiyor, o iri hayvan erimeye başlıyordu. veterinerler ne olduğunu önce anlamadılar. erzuruma götürüp daha iyi veterinerler aradık ve gösterdik. en son gösterdiğimiz bir veteriner bana dönüp, "sen bu hayvanı kaniş mi zannettin de pişmiş et ile besledin" diyince ben gerçeği fark ettim. meğerse bozkurdun bağırsaklarında doğuştan gelen bir parazit olurmuş. bu parazit hem kendini besler hem de kurdun ihtiyacı olan bazı amino asitleri, temel besin öğelerini açığa çıkarırmış. bunu yapmak için ise çiğ et yemesi gerekirmiş. bilemedik tabi. meğer o yiğit hayvan sindirim sorunu nedeniyle içten içe çürümüş. bağırsakları iş göremez hale gelmiş. "kısa süre daha yaşar sonra ölür" dedi veteriner. eve getirdik. artık iyice neşesi kaçan max, katı hiçbir gıda tüketmemeye başladı. eridi eridi eridi. artık yürüyemez hale gelmişti. en son olarak tam bir yaşına geldiğinde ( benim elimdeki birinci yılında ) suyunu elimden içirirken gözlerini son defa veda eder gibi gözlerime dikti ve sonra yavaşça başını yere düşürdü. o ana kadar ölümünün beni üzmeyeceğini düşünmüştüm. çünkü günden güne ölüm fikrine alıştığımı zannediyordum. ama o an, o kahrolası an nasıl bir refleksse, kucağıma aldığım gibi kulübesine götürdüm. orası onun yuvasıydı, rahat olduğu, kendini güvende hissettiği tek yerdi. kulübesinde kendi halinde canını teslim etmesini istedim. kasılmalarını, sarsılmalarını görmek istemedim. adeta robot gibi, kurulmuş bir saat gibi, kendinde olmadan bodrumdan kazma, kürek alıp tepeye doğru yürüdüm. geceleri saldığımda her zaman üstünde oturduğu bir kaya vardı. o kayanın dibine derin bir çukur kazıp gömdüm onu. o andan sonra mezar başında dayanamadım ve ağlamaya başladım. ne kadar ağladığımı hatırlamıyorum. artık midem bulanmaya başlamıştı ve ben o anda kendime gelmiştim.

    bu olaydan sonra yaklaşık 2 hafta kimseyle konuşmadım. sonra sonra kendimi toparlamıştım. o gün bu gündür evcil hayvan beslememe kararımı uygulamaktayım. allah kimseye yaşatmasın
  • *
    sıkıntılı bir eylül akşamında ailecek babannemlerdeydik. atıştırmalık bir şeyler almıştık giderken. beraberce yedik. biraz lafladık.
    bizimkiler kalkmaya davranınca sordum:
    "bu gece burda kalabilir miyim?"
    eve gidesim gelmemişti.

    ki hiç sevmem başka bir yerde uyumayı...
    ki kendi isteğimle kaldığım tek başka yer hala orasıdır.
    orası... yani büyüdüğüm ev.

    dedem uzaktaydı o gün. hatırlamadığım bir sebepten memlekete gitmişti.
    babannem ve halam yalnız kalacaklardı. ben de yanlarında kalmak istedim.

    kaldım.

    halam hastaydı ve oturma odasında uyuyorlardı bir süredir.
    oksijen tüpü bağlıydı.
    aslında senelerdir hastaydı ama çok güçlüydü ve karşısına çıkan her güçlüğü alt etmeyi başarıyordu.

    babannem "halanın yatağında yat istersen, daha rahat edersin" dedi.
    "yok" dedim, "ben de içeride sizinle yatarım."

    televizyonda maç vardı ve sorduğunu hatırlıyorum halamın: "1-1 mi bitti?"
    hayır, yenmiştik. söyledim. sevindi mi? anımsayamıyorum.

    ve sonra uyuduk.

    ***

    "kızımı uyandıramıyorum"
    babannemin haykırışı ile uyandım.

    baktım ve anladım.

    babamı aradım.
    "hemen gel"
    soru sormadı.

    içim yanıyor sandım ama ağlama zamanı değildi.
    babanneme koştum. sakinleştirmeye çalıştım.
    sarıldığımda üzüntüsünü ciğerimde hissettim. içi yanmak ne demekmiş o an anladım.
    ve o ankinden daha büyük bir kederi ömrü hayatımda deneyimlemedim.
    o gece büyüdüm ben.

    ve hiç ağlamadım.
    sonrasında da...
    destek oldum, teselli ettim, geleni gideni ağırladım, bulaşık yıkadım, orada kaldım günlerce...
    ama hiç ağlamadım.

    ağlarsam, babannemin o acısına saygısızlık olur sandım. dahası artırırım sandım.
    içime aktı göz yaşlarım belki. farkında olmadım.
    ben o gece büyüdüm.
    ve hep şükrettim yanlarında olabildiğime o anlarda.
    yalnız bırakamayışıma, eve gidemeyişime. hep şükrettim.

    hiç kimselere anlatamadım: o gece neler oldu, sonrasında neler yaşadım.
    minik bir kızdan büyük bir insana dönüşümümde ne çok yaralar aldım.
    kimse de sormaya cesaret edemedi.
    bilirlerdi ki özel bir bağdı aramızdaki.
    o gece eve gidemeyişim, son gecesinde yanında oluşum ondandı, bilirlerdi.

    ***

    şimdi kendisine -halama- hitaben bir şeyler yazmak isterken burada, hiçbir şey yazamayışım da bundandır. soğuk kalışı her bir harfin...
    sanki alalade birisinden bahsedermiş gibi uzak duruşum...
    ağlayamayışım gibi arkasından.
    yazamayışım da bundandır...